# Sermaye Şirketlerinde Konkordato Süreci: Güncel Uygulama Rehberi

# Sermaye Şirketlerinde Konkordato Süreci: Güncel Uygulama Rehberi

**Giriş:** Bu raporda, sermaye şirketleri için konkordato sürecinin Türkiye'deki güncel ve uygulamaya dönük tüm yönleri adım adım incelenmektedir.

Konkordato, zor duruma düşmüş şirketlere iflastan kaçınma ve borçlarını yapılandırarak faaliyetlerini sürdürme imkânı tanıyan önemli bir hukuki mekanizmadır.

Aşağıda konkordatonun tanımı ve yasal dayanaklarından başlayarak başvuru koşulları, süreç aşamaları, mahkeme ve komiser rolü, başarılı bir konkordato için kritik faktörler, olası sonuçlar, Yargıtay içtihatları, danışman desteği ve uygulamadaki zorluklar sistematik bir şekilde ele alınmıştır.

## Konkordato Nedir? Yasal Dayanaklar ve Amacı

Konkordato, borçlarını vadesinde ödeyemeyen veya ödeyememe tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir borçlunun (örneğin bir anonim veya limited şirketin), alacaklılarıyla yaptığı anlaşma çerçevesinde borçlarını belirli bir ödeme planıyla ödemeyi taahhüt ettiği, mahkeme denetimi altında yürütülen bir yeniden yapılandırma sürecidir.

Esas amaç, şirketi **iflastan korumak** ve faaliyetlerini devam ettirebilmesini sağlamaktır. Böylece borçlu şirket belirli borç miktarlarında indirim (feragat) veya vade uzatımı elde ederek yükünü hafifletebilir; alacaklılar da kontrolsüz bir iflas durumunda alacaklarının tamamını yitirmek yerine, en azından bir kısmını plan dâhilinde tahsil etme şansı bulurlar.

<div data-node-type="callout">
<div data-node-type="callout-emoji">💡</div>
<div data-node-type="callout-text">Bu yönüyle konkordato, alacaklı ve borçlu arasında dengeli bir çözüm hedefleyen uzlaşma odaklı bir <strong>iflas anlaşması</strong> niteliğindedir.</div>
</div>

Türkiye’de konkordato kurumu, **İcra ve İflas Kanunu (İİK) m.285 ve devamı** ile düzenlenmiştir.

Ayrıca konkordato sürecine ilişkin usul ve esaslar Türk Ticaret Kanunu’nda da destekleyici hükümlerle yer almaktadır.

2018 yılında 7101 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler sonucunda konkordato müessesesi önemli ölçüde güncellenmiş, geçmişte yalnızca sermaye şirketleri ve kooperatiflerin başvurabildiği **iflas erteleme** kurumu yürürlükten kaldırılarak konkordato mekanizması daha etkin hale getirilmiştir.

Bu değişiklikle birlikte konkordato, zor durumdaki şirketler için iflasa alternatif birincil hukuki çözüm yolu haline gelmiştir. Dolayısıyla güncel uygulamada konkordato, özellikle sermaye şirketleri açısından, borç yapılandırmasında merkezî bir rol oynamaktadır.

## Konkordato Başvuru Koşulları ve Hazırlık Süreci

**Kimler konkordato talep edebilir?** İcra ve İflas Kanunu’na göre, borçlarını ödeyemeyen veya ödeyememe tehlikesi belirgin hale gelen her borçlu konkordato talebinde bulunabilir.

Bu kapsamda *gerçek kişiler* (tacir olsun veya olmasın) ödeme aczi içindeyse konkordato isteyebilir; *tüzel kişiler* (anonim, limited şirketler, kooperatifler gibi) ise yetkili organlarının (genelde yönetim kurulu veya genel kurul) kararıyla konkordato başvurusu yapabilirler.

<div data-node-type="callout">
<div data-node-type="callout-emoji">💡</div>
<div data-node-type="callout-text">Sermaye şirketleri açısından konkordato, şirketin borca batık olması (aktiflerin pasifleri karşılayamaması) şartına bağlı değildir; nakit akışında ciddi bozulma veya yakın gelecekte ödeme aczi riski varsa başvuru mümkündür.</div>
</div>

Hatta iflas tasfiyesi başlatılmış bir borçlu dahi (yani hakkında iflas kararı verilmiş olsa bile) konkordato talep edebilir; bu durumda iflas içindeki konkordato prosedürü uygulanır (nadiren kullanılsa da mevzuat buna imkân tanımaktadır).

**Dürüstlük ve iyi niyet şartı:** Konkordato talebinde kritik olan, borçlunun **iyi niyetli** davranması ve gerçekten borçlarını ödeyip faaliyetini sürdürmeyi amaçlamasıdır.

Mahkeme, başvuruyu değerlendirirken şirketin mali durumunu, borçlarını hangi oranda ödeyebileceğini ve talepteki samimiyetini göz önünde bulundurur. Sırf alacaklıları oyalamak, zaman kazanmak veya konkordato korumasını kötüye kullanmak amacıyla yapılan başvurular reddedilir.

Nitekim Yargıtay da konkordatonun kötü niyetle, örneğin “ucuz kredi temin etme yolu” olarak kullanılmaması gerektiğini özellikle vurgulamıştır. Bu nedenle başvuru öncesinde şirketin gerçekten sürdürülebilir bir iyileşme planına sahip olması ve süreci ciddiyetle ele alması gerekir.

**Gerekli belgelerin hazırlanması:** Konkordato talebi, Asliye Ticaret Mahkemesi’ne sunulacak bir dilekçe ve kanunen öngörülen belgeler ile birlikte yapılır. **İcra ve İflas Kanunu m.286** ve ilgili yönetmelikler uyarınca başvuruya eklenecek başlıca belgeler şunlardır:

* **Finansal tablolar:** Borçlunun en son bilançosu, gelir tablosu, varsa ara dönem mali tabloları ve nakit akım çizelgeleri (bu tablolar başvuru tarihinden en fazla 45 gün öncesine ait olmalıdır).
    
* **Alacaklı listesi:** Borçlunun tüm alacaklılarını, her birinin alacak tutarını ve imtiyaz (öncelik veya rehin) durumunu gösteren liste.
    
* **Konkordato ön projesi:** Borçlunun alacaklılara yapacağı ödeme teklifini ve borçlarını hangi plan dahilinde ödemeyi önerdiğini gösteren konkordato projesi taslağı (hangi borçtan ne kadar indirim veya vade talep edildiğini net biçimde içermelidir).
    
* **Bağımsız denetçi raporu (makul güvence raporu):** Orta ve büyük ölçekli borçlular için, Sermaye Piyasası Kurulu veya Kamu Gözetimi Kurumu tarafından yetkilendirilmiş **bağımsız denetim kuruluşu** tarafından hazırlanmış, konkordato projesindeki teklifin gerçekleşme olasılığının yüksek olduğunu gösteren finansal analiz raporu. Bu rapor, sunulan ödeme planının uygulanabilirliğini değerlendirmekte ve konkordato durumunda alacaklıların elde edeceği tahsilatın, iflas halindeki tahsilata kıyasla daha avantajlı olduğunu ortaya koymaktadır. *(Not: 7101 sayılı Kanun’la getirilen bu denetim raporu şartı,* ***küçük işletmeler*** *için aranmamaktadır)*
    
* **Karşılaştırmalı tahsilat tablosu:** Bağımsız denetim raporunun eki niteliğinde, konkordato teklifinin alacaklılara iflasa göre ne kazanç sağladığını gösteren tablo. Mahkeme, bu tablo sayesinde teklifin alacaklılar açısından iflas senaryosuna kıyasla daha avantajlı olup olmadığını somut verilerle değerlendirir.
    
* **Diğer belgeler:** Borçlunun malvarlığı durumunu ve son dönem faaliyet sonuçlarını gösterir ek raporlar, varsa finansal projeksiyonlar, envanter listeleri ve borçlunun pay defteri, imza sirküleri, ticaret sicil belgeleri gibi formel evrak.
    

**Başvuru hazırlık süreci:** Tüm bu belgelerin eksiksiz ve gerçeğe uygun hazırlanması konkordato başvurusunun ilk kritik aşamasıdır. Şirketler genellikle bu süreçte hukuk danışmanları ile mali müşavirler/denetçilerden profesyonel destek alırlar.

<div data-node-type="callout">
<div data-node-type="callout-emoji">💡</div>
<div data-node-type="callout-text">Özellikle mali tabloların çıkarılması, nakit projeksiyonlarının oluşturulması ve borç yapılandırma planının gerçekçi bir şekilde kurgulanması uzmanlık gerektirir. Bağımsız denetim kuruluşunca hazırlanan makul güvence raporu da bu hazırlık sürecinin bir parçasıdır ve şirketin finansal verilerinin titizlikle incelenmesini gerektirir.</div>
</div>

Uygulamada, konkordato talebi mahkemeye sunulmadan önce şirketin finansal durum analizi yapılır, piyasadaki durumu değerlendirilir ve alacaklı profili incelenerek makul bir ödeme teklifi geliştirilir. Başvuru dilekçesi ile birlikte sunulan bu kapsamlı belge paketi, mahkemenin konkordato talebini kabul edip geçici mühlet vermesi için gerekli zemini hazırlayacaktır.

## Konkordato Sürecinin Aşamaları (Geçici Mühlet, Kesin Mühlet ve Alacaklı Toplantısı)

Konkordato süreci, yetkili Asliye Ticaret Mahkemesi’nin gözetimi altında ilerleyen, belirli aşamalardan oluşan bir yargısal prosedürdür. Başvurudan, konkordato planının başarıyla tamamlanmasına veya başarısızlıkla sonuçlanmasına kadar geçilen temel adımlar şöyledir:

1. **Başvuru ve İlk İnceleme:** Borçlu şirket, yukarıda belirtilen belgelerle birlikte konkordato dilekçesini mahkemeye verir. Mahkeme, talep üzerine dosyayı ön incelemeye alır ve **derhâl geçici koruma tedbirleri** uygular. Özellikle konkordato talebiyle **borçluya ait tüm icra takipleri, hacizler ve ihtiyati tedbirler durur**. Bu, konkordatonun en önemli avantajlarından biridir: Şirket mahkeme koruması altına girerek malvarlığını korur ve adeta "nefes alma" imkânı bulur; alacaklılar ise bireysel hareket edip mallara el koyma yarışına giremez. Mahkeme bu aşamada başvurunun şekli eksiklerini kontrol eder ve belgelerin tam sunulup sunulmadığını değerlendirir. Belgelerde eksiklik varsa genellikle tamamlaması için borçluya kısa bir süre verilir; bariz bir eksik veya kötü niyet emaresi yoksa mahkeme ivedilikle geçici mühlet kararı aşamasına geçer.
    
2. **Geçici Mühlet Kararı ve Komiser Atanması:** Mahkeme, başvuruyu müteakip genellikle hemen veya birkaç gün içinde **geçici konkordato mühleti** kararı verir. Kanunen geçici mühlet süresi başlangıçta **3 ay** olup, mahkeme gerek görürse en fazla **2 ay daha** uzatabilir (toplamda azami 5 ay). Geçici mühlet kararıyla birlikte mahkeme, borçlunun faaliyetlerini denetlemek ve konkordato hazırlık sürecini yönetmek üzere bir veya üç kişilik **konkordato komiseri** heyeti atar. Geçici mühlet döneminde borçlunun mali durumu detaylı şekilde incelenir, sunulan konkordato projesinin gerçekçi olup olmadığı değerlendirilir ve borçlunun alacaklılarıyla görüşmeler başlatılır. Bu süre zarfında borçlu şirket faaliyetlerine devam edebilir ancak **mahkeme ve komiser denetimi altında** hareket eder. Borçlu, mahkemenin izni olmadan olağan işleri dışında önemli malvarlığı işlemleri yapamaz; varlığını koruyucu tedbirlere uymakla yükümlüdür. Geçici mühlet sonunda, komiser raporu ve alacaklıların ilk tepkileri doğrultusunda mahkeme, konkordato talebinin ciddiyetine dair bir kanaat oluşturacaktır.
    
3. **Kesin Mühlet (Uzun Süreli Koruma) Aşaması:** Geçici mühlet süresi bitiminde mahkeme, borçlunun konkordato talebinin başarı şansını değerlendirerek **kesin konkordato mühleti** verip vermemeye karar verir. Sunulan proje makul görünüyorsa ve borçlunun iyileşme ihtimali varsa genellikle **1 yıllık kesin mühlet** kararı verilir. Mahkeme, zorunlu hallerde bu 1 yıllık süreyi en fazla **6 ay daha** uzatabilir; böylece kesin mühlet toplamda en fazla **18 ay** olabilmektedir. Kesin mühlet kararıyla birlikte, geçici mühlet sırasında başlamış olan hukuki koruma devam eder (icra takipleri ve faiz işlemesi durmaya devam eder). Ancak kesin mühlet aşamasında borçluya daha sıkı kısıtlar uygulanır: Örneğin borçlu, mahkeme izni olmadıkça rehin tesis edemez, kefil olamaz, işletmenin devamlı tesisatını devredemez, ivazsız (karşılıksız) tasarruflarda bulunamaz, vs. Bu kısıtlar, alacaklıların menfaatlerini korumak amacıyla getirilmiştir. Kesin mühlet dönemi, konkordato planının somut bir ödeme planına dönüştürüldüğü ve şirketin toparlanmaya çalıştığı kritik süreçtir. Borçlu şirket bu süreyi faaliyetlerini iyileştirmek, nakit akışını güçlendirmek ve alacaklılarla uzlaşma zemini oluşturmak için kullanır. Komiser ise bu aşamada borçlunun mali durumunu yakından izler, gerekirse şirketin harcamalarına sınırlamalar önerir ve alacaklılarla müzakere sürecini yürütür. Kesin mühlet, borçluya operasyonel iyileşme için zaman tanırken, alacaklılar açısından alacaklarını bekleme (ve ek teminat aramaksızın süreci izleme) dönemidir.
    
4. **Alacaklıların Alacak Kayıtları ve Alacaklılar Toplantısı:** Kesin mühlet verildikten sonra konkordato süreci, alacaklıların resmen sürece dahil edilmesiyle devam eder. Komiser, öncelikle **alacak kayıt sürecini** yönetir: Tüm alacaklılar ilan yoluyla veya doğrudan bildirimle haberdar edilerek, belirlenen süre içinde alacak tutarlarını bildirmeye davet edilir. Komiser, gelen alacak beyanlarını borçlunun kayıtlarıyla karşılaştırır, **alacaklılar listesi**ni hazırlar ve her alacağın tutarını ve varsa imtiyaz durumunu tespit eder. Borçlu, bildirilen alacaklara dair kabul veya itiraz beyanlarını sunar; uyuşmazlık halinde mahkeme alacak listesine ilişkin itirazları değerlendirerek listeyi **kesinleştirir**. Ardından komiser, belirlenen zaman ve yerde **alacaklılar toplantısını** düzenler. Bu toplantıda borçlu şirket, hazırladığı nihai konkordato teklifini alacaklılara sunar: Hangi borçların ne kadarının hangi vadelerde ödeneceği tek tek açıklanır. Alacaklılar teklif üzerinde görüşlerini bildirir, tartışır ve nihayetinde oylamaya geçilir.
    
    **Oylama ve Kabul Şartları:** Konkordato planının alacaklılarca kabul edilmesi için kanunda öngörülmüş belirli çoğunluk kriterleri vardır. Kanuna göre, teklif edilen konkordato projesi **her alacaklı sınıfı içinde ayrı ayrı oylanır** ve her sınıfta iki tür çoğunluğun birlikte sağlanması gerekir:
    
    * **Kişi sayısı çoğunluğu:** Oylamaya katılan alacaklı sayısının **yarıdan fazlasının** (&gt;%50) kabul oyu vermesi gerekir.
        
    * **Alacak tutarı çoğunluğu:** Kabul oyu veren alacaklıların alacak miktarlarının toplamının, o sınıfta oy kullanan alacakların toplam alacağının en az **üçte ikisine (%66,67)** tekabül etmesi gerekir.
        
    
    Bu nisap koşulları, uygulamada **üç ayrı alacaklı sınıfı** dikkate alınarak hesaplanır:
    
    * *Adi (teminatsız) alacaklılar* sınıfı – örneğin mal ve hizmet alımı kaynaklı borçlar, çek-senet alacakları vs. (En geniş grup).
        
    * *Rehinli alacaklılar* sınıfı – alacağı taşınır/taşınmaz rehniyle teminat altına alınmış alacaklılar (örneğin ipotekli banka kredileri). *(Not: Rehinli alacaklıların sadece rehinle temin edilmiş kısımları bu sınıfta oylanır).*
        
    * *İmtiyazlı (öncelikli) alacaklılar* sınıfı – kanunen öncelikli kabul edilen bazı alacaklar (işçi ücretleri, nafaka, vergi borçları gibi). Bu sınıftaki alacaklılar kural olarak oylamaya katılmaz; ancak teklif onların alacaklarını da etkiliyorsa ve kanuni şartlar oluşursa sınırlı şekilde oy kullanabilirler.
        
    
    Her bir sınıfta yukarıdaki çoğunluklar sağlanırsa, konkordato projesi alacaklılar tarafından **kabul edilmiş** sayılır. Örneğin adi alacaklılar sınıfında oy kullanan 6 alacaklıdan 4’ü (ve toplam alacak miktarının %70’ini temsil ediyorlarsa) kabul oyu verirse, bu sınıf için nisap sağlanmış demektir. Kanun, adi konkordato için genel kural olarak toplam alacakların en az üçte ikisinin kabulünü öngörmüştür. Ancak yukarıdaki sınıf bazlı hesaplama, özellikle rehinli ve imtiyazlı alacaklıların durumunu ayrı değerlendirmek için konmuştur. Eğer tüm sınıflarda gereken çoğunluk sağlanamazsa, konkordato teklifi alacaklılarca reddedilmiş sayılır ve süreç başarısızlığa uğrar.
    
    *Not:* Bazı durumlarda bir veya birden fazla alacaklı sınıfı teklifi reddederse, konkordato planı otomatik olarak tamamen hükümsüz hale gelmeyebilir. **İİK m.302/2** uyarınca mahkeme, belirli şartlarla teklifi yine de **tasdik edebilir** (onaylayabilir). Bu istisnai durum aşağıda, mahkemenin karar kriterleri bölümünde ele alınacaktır.
    

Alacaklılar toplantısında gerekli çoğunluklar sağlanır ve proje *kabul* edilirse, süreç bir sonraki aşama olan **mahkeme incelemesi ve tasdik (onay) kararı** safhasına geçer. Eğer alacaklılar yeterli çoğunlukla *reddederse*, konkordato süreci bu noktada başarısız olur ve mahkeme konkordato korumasını kaldırarak dosyayı kapatır (muhtemel sonuçları aşağıda anlatılmıştır).

## Mahkemelerin Konkordato Taleplerine Yaklaşımı ve Karar Kriterleri

Konkordato sürecinin sonunda (ve kritik ara karar noktalarında) **mahkeme** devreye girerek nihai değerlendirmeyi yapar. Mahkemenin yaklaşımı, hem şekli yasal koşulların yerine getirilip getirilmediğini denetlemek hem de konkordato planının hakkaniyetli ve uygulanabilir olup olmadığını takdir etmektir. Mahkeme, karar verme sürecinde şu başlıca kriterleri göz önünde bulundurur:

* **Yasal çoğunluk şartları:** Öncelikle, alacaklılar toplantısında yukarıda belirtilen nisap koşullarının sağlanıp sağlanmadığı denetlenir. Her sınıftan gerekli oy çokluğunun çıkmış olması, konkordato planının mahkemece onaylanabilmesinin ön şartıdır. Bu çoğunluk sağlanmamışsa, normalde tasdik kararı verilmez. Ancak bir sınıf çoğunluğu sağlanamadı diye plan otomatik reddedilmez; eğer diğer sınıflar kabul etmişse mahkeme *“özel tasdik şartları”* oluşup oluşmadığına bakar (aşağıda açıklanıyor).
    
* **Borçlunun iyi niyeti:** Mahkeme, borçlu şirketin konkordato talebindeki dürüstlüğünü ve süreç boyunca iyi niyetli davranıp davranmadığını inceler. Mühlet süresince mal kaçırma girişimleri, kayıtların gizlenmesi, alacaklılara yanlış bilgi verilmesi gibi durumlar tespit edilirse tasdik kararı verilmez; hatta bu tür kötü niyet halleri doğrudan iflas sebebi sayılabilir. Yargı pratiğinde, borçlunun *"dürüst borçlu"* kriterini karşılaması konkordatonun onayı için vazgeçilmez kabul edilmektedir.
    
* **Teklifin alacaklı menfaatlerine uygunluğu:** Mahkeme, konkordato projesinin alacaklılar bakımından makul ve adil bir denge içerip içermediğine bakar. Özellikle **teklif edilen ödemenin borçlunun mevcut ve potansiyel kaynaklarıyla orantılı olması** gerekmektedir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi bir kararında, konkordato projesinde önerilen tutarın borçlunun gerçek ödeme gücüyle uyumlu olması gerektiğini vurgulamıştır. Diğer bir deyişle, şirket aslında daha yüksek bir ödeme yapabilecek durumdayken çok düşük bir ödeme öneriyorsa bu iyi niyetle bağdaşmayabilir; veya tersine, şirketin kaynakları göz önüne alındığında aşırı iyimser, gerçekleşmesi imkânsız bir ödeme planı sunulmuşsa bu da inandırıcı bulunmaz. Mahkeme ayrıca **alacaklılar arası eşitlik** ilkesine uyulup uyulmadığını değerlendirir. Örneğin Yargıtay içtihatlarında, konkordato projesinde bazı alacak kalemlerinde (faiz gibi) indirim yapılmasının tek başına eşitlik ilkesine aykırı olmayacağı, yeter ki tüm adi alacaklılara benzer oranda uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Yani plan, belirli alacaklılara ayrıcalık tanıyıp diğerlerini bariz şekilde mağdur etmemelidir.
    
* **İflasa göre avantaj şartı:** Konkordato planı onaylanabilmek için, alacaklıların plan kapsamında elde edecekleri ödemenin iflas halindeki muhtemel tahsilata göre daha yüksek veya en azından eşit düzeyde olması aranır. Bu kriter, kanunen de bağımsız denetçi raporu ile desteklenmektedir: Sunulan planın, alacaklılara iflas masasında muhtemelen alabileceklerinden daha iyi bir getiri sağlaması gerekir. Örneğin plan alacaklılara anaparanın %50’sini ödemeyi teklif ediyorsa, iflas halinde alacaklıların ellerine geçecek miktarın %50’den düşük olacağı konusunda makul bir gösterge olmalıdır. Aksi durumda, alacaklılar ve mahkeme açısından konkordatonun onaylanması rasyonel değildir. Mahkeme, dosya içindeki karşılaştırmalı tablolardan ve komiser raporundan bu hususu özellikle inceler.
    
* **Planın uygulanabilirliği:** Mahkeme sadece oylama sonuçlarına ve kâğıt üzerindeki vade/indirim tekliflerine bakmakla kalmaz; planın fiilen uygulanabilir olup olmadığına dair genel bir değerlendirme yapar. Şirketin sektör koşulları, piyasa konumu, plan dönemindeki olası gelir projeksiyonları, borcun yapısı gibi unsurlar göz önüne alınır. Çok iyimser varsayımlara dayanan, örneğin kısa sürede büyük kârlılık artışı öngören planlar şüpheyle karşılanır. Mahkeme, gerekirse duruşmada borçlu şirket yetkililerine ve konkordato komiserine sorular sorarak planın gerçekçiliğini test edebilir. Bu kapsamda, şirketin temel iş modelinin sürdürülebilir olup olmadığı da önemlidir; eğer şirketin yapısal olarak kârlı bir faaliyet alanı yoksa veya piyasa koşulları hiç olumlu değilse, salt borç ertelemesiyle kurtuluş mümkün olmayabilir.
    
* **İtirazlar ve komiser raporları:** Mahkeme, alacaklılardan yazılı olarak veya duruşmada iletilen itirazları da dikkate alır. Özellikle büyük alacaklıların (örneğin bankaların) muhalefet gerekçeleri önemli olabilir. Bu noktada **konkordato komiserinin raporu** kritik bir rol oynar; komiser süreç sonunda mahkemeye borçlunun durumu ve planın başarısı konusunda ayrıntılı bir rapor sunar. Mahkeme bu rapora büyük ölçüde itibar eder (aşağıda komiserin rolü bölümünde detaylandırılmıştır). Sonuç olarak mahkeme, **tasdik duruşması** sonunda tüm bu kriterlerin ışığında konkordato talebinin onaylanıp onaylanmayacağına karar verir.
    

**Bir alacaklı sınıfının teklifi reddetmesi durumunda:** Yukarıda değinildiği üzere, kanun koyucu İİK m.302/2 ile mahkemeye, bir veya birkaç alacaklı sınıfı gerekli çoğunluğu sağlamasa bile plana onay verebilme yetkisi tanımıştır. Bu istisnai “özel tasdik” yetkisi, konkordatonun kötü niyetli azınlıklarca engellenmemesi amacıyla getirilmiştir. Mahkeme bu yetkiyi kullanarak planı tasdik edebilmek için şu koşulların tamamının gerçekleşmesini arar:

* Reddeden alacaklı sınıfının menfaatleri planla **ihlal edilmemelidir** (yani bu sınıfa sağlanan ödeme, iflas haline kıyasla hakkaniyete aykırı bir eksiklik içermemelidir).
    
* **Diğer sınıfların lehine net bir iyileşme** olmalıdır (planı kabul eden veya nötr kalan diğer sınıflar, iflas senaryosuna göre açıkça daha avantajlı hale gelmelidir).
    
* **Reddeden sınıf, plandan iflasa göre daha kötü konuma düşmemelidir.** Örneğin red oyu veren rehinli alacaklılar, konkordato kabul edilirse iflasta alabileceklerinden daha düşük bir tutar alacak duruma geliyorsa plan onaylanamaz.
    
* **Plan genel olarak adil ve uygulanabilir olmalıdır.** Mahkeme, planın bütününe, ödeme sürelerine ve oranlarına bakarak makul bir denge içerip içermediğini değerlendirir.
    

Bu şartlar sağlanıyorsa mahkeme, bir sınıfın ret oyu vermiş olmasına rağmen konkordato projesini onaylayabilir. Örneğin Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, 2021 tarihli bir kararında, reddeden sınıfa iflas halinden daha az ödeme öngören bir planın tasdik edilemeyeceğini ancak reddin gerekçesi kötü niyete dayanıyorsa mahkemenin denge gözeterek planı onaylayabileceğini belirtmiştir.

<div data-node-type="callout">
<div data-node-type="callout-emoji">💡</div>
<div data-node-type="callout-text"><strong>Dikkat:</strong> Bu özel tasdik yetkisi her olayda uygulanmaz; Yargıtay, bunun istisnai bir mekanizma olduğunu ve her konkordato dosyasında şablon gibi kullanılamayacağını özellikle vurgulamıştır. Mahkeme, böyle bir durumda dahi borçlunun iyi niyetini, komisere gelen raporları ve tüm alacaklı gruplarının durumunu titizlikle değerlendirerek karar verir. Nihayetinde mahkeme, konkordato konusunda bir <strong>denge hakemi</strong> gibi davranıp çoğunluğun iradesi ile azınlığın haklarını dengeleyecek bir sonuca varmaya çalışır. Tasdik kararı verilirken salt sayısal oylama sonucu değil, <strong>niteliksel denge</strong> de gözetilir.</div>
</div>

## Başarılı Bir Konkordato İçin Kritik Faktörler

Bir konkordato sürecinin başarılı olması (yani planın hem alacaklılar tarafından kabul edilip mahkemece onaylanması hem de uygulamada başarılı şekilde tamamlanması) pek çok etkene bağlıdır. Başarının kritik faktörlerini şöyle özetleyebiliriz:

* **Gerçekçi ve uygulanabilir bir plan:** Konkordato projesi, hayalci varsayımlara değil somut verilere ve gerçekçi pazar analizlerine dayanmalıdır. Gelir artışı veya kârlılık hedefleri makul ve sektör şartlarına uygun olmalıdır. Aşırı iyimser projeksiyonlara dayanan planlar, alacaklılar ve mahkeme nezdinde güvenilirlik yitirir ve reddedilme riski yüksektir. Başarının temel anahtarı, şirketin gerçek nakit yaratma kapasitesine uygun bir ödeme takvimi sunan, uygulanabilir bir iş planıdır.
    
* **Sürdürülebilir bir işletme temeli:** Konkordato, özünde **esasen kârlı olup geçici bir nakit sıkışıklığı yaşayan şirketler** için bir kurtarma çözümüdür. Eğer şirketin temel iş modeli zaten sürdürülemez durumdaysa veya borç yükü işletmenin kapasitesinin çok üzerindeyse, sadece borç erteleme yoluyla kalıcı iyileşme sağlanamaz. Bu nedenle başarılı konkordato örneklerinde genellikle şirketin ana faaliyetinin özünde kârlı ve rekabetçi olduğu, sıkıntının geçici finansal dalgalanmalardan kaynaklandığı görülür. Aşırı yüksek borçluluk ve çok düşük likidite ile konkordato sürecine giren bir şirketin, yapılandırılmış borçlarını dahi ödeyecek nakit akışını yaratması son derece zordur. Bu durum, konkordatonun bir *sihirli değnek* olmadığına, finansal açıdan “ölümcül hasta” bir işletmeyi kurtarmasının güç olduğuna işaret eder. Dolayısıyla şirketin temel finansal göstergelerinin (borç/özsermaye oranı, likidite rasyoları vb.) belli bir eşiğin üzerinde olması başarı ihtimalini azaltır.
    
* **Borçlunun iyi niyeti ve şeffaflığı:** Süreç boyunca borçlu şirketin tüm paydaşlara karşı dürüst ve şeffaf tutum sergilemesi kritik önemdedir. Yönetimin, komiserle ve mahkemeyle tam bir iş birliği içinde çalışması, gerektiğinde tüm mali bilgileri eksiksiz sunması gerekir. Ayrıca alacaklılara karşı güven tesis etmek için borçlunun mal kaçırma gibi kötü niyetli eylemlerden kaçınması şarttır. Borçlunun dürüst davranması, hem alacaklı oylamasında hem de mahkeme nezdinde güven tesis eder ve konkordatonun onayı için vazgeçilmez görülür.
    
* **Teklifin alacaklıları tatmin edici düzeyde olması:** Başarılı konkordatolarda genellikle borçlu, alacaklılara iflas haline kıyasla anlamlı bir getiri sunar. Önerilen ödeme oranı ve vade, alacaklıların en azından bir kısmını tatmin edecek seviyede olmalıdır. **Teklif edilen tutarın borçlunun kaynaklarıyla orantılı olması** ve **alacaklıların iflasta elde edebileceklerinden daha yüksek bir ödeme içermesi**, hem yasal bir gereklilik hem de pratik bir başarı koşuludur. Örneğin borçlu şirket makul bir süre içinde alacakların %50-60’ını ödeme teklif ediyor ve finansal analizlerle bunu destekliyorsa, alacaklıların onay verme ihtimali yükselir. Buna karşılık sadece %5-10 ödeme teklif eden veya ödeme vadesini aşırı uzun tutan planlar, ancak şirketin varlık değeri çok düşükse kabul görür; aksi halde alacaklılar bu teklifleri reddetmektedir.
    
* **Alacaklı profili ve ikna stratejisi:** Alacaklıların yapısı da başarının belirleyicilerindendirglocalas.com.tr. Örneğin borçların büyük kısmı az sayıda bankaya veya kamu kurumuna aitse, bu *kilit alacaklılarla* önceden mutabakat zemini aramak kritik hale gelir. Birkaç büyük alacaklının desteğini almak oylama sonucunu doğrudan etkiler. Dağınık ve çok sayıda küçük alacaklının bulunduğu durumlarda ise iletişim ve bilgilendirme önem kazanır; tüm alacaklılara planın avantajlarını anlatmak için toplantılar veya yazılı bilgilendirmeler yapılabilir. Ayrıca rehinli alacaklıların yüksek oranda olduğu dosyalarda, bu alacaklılarla konkordato dışında (örneğin finansal yeniden yapılandırma çerçevesinde) anlaşmalar yapmak gerekebilir. Alacaklılar ile proaktif ve güvene dayalı bir iletişim, onların oyunu kazanmada büyük rol oynar.
    
* **Mali analiz ve raporlama kalitesi:** Konkordato başvurusuna eklenen denetim raporunun ve finansal projeksiyonların kalitesi, mahkeme ve alacaklılar nezdinde güven oluşturur. Bağımsız denetçi raporunun makul varsayımlara dayanması, gelir-gider projeksiyonlarının tutarlı olması gerekir. Özensiz veya aşırı iyimser varsayımlarla dolu raporlar sürece zarar verir. Buna karşılık, alanında uzman bir bağımsız denetim kuruluşunun hazırladığı, detaylı ve objektif bir **makul güvence raporu** alacaklıları ikna edebilir ve mahkemenin tasdik kararını kolaylaştırır. Özetle, planın finansal dayanakları ne kadar sağlam ve şeffaf ise konkordatonun başarısı o kadar olasıdır.
    
* **Yetkin komiser ve danışman desteği:** Süreci etkin yöneten bir konkordato komiseri (ve büyük dosyalarda alacaklılar kurulu) bulunması, borçlunun doğru yönlendirilmesi ve alacaklılarla etkili iletişim kurulması başarı şansını artırır. Aynı şekilde, borçlu şirketin deneyimli hukuk ve mali danışmanlarla çalışarak süreci yürütmesi hataların önüne geçer. Komiserin yanı sıra şirketin kendi bünyesinde veya haricen görevlendirdiği finansal danışmanlar, yeniden yapılandırma sürecinde gereken tedbirleri alıp uygulayarak iyileşmeye katkı sunar (örneğin gereksiz giderlerin kısılması, varlık satışlarıyla nakit yaratılması, stok/hammadde yönetimi iyileştirmeleri vb.). Tüm bu profesyonel destekler, konkordato projesinin hem kağıt üzerinde hem fiilen başarılı olmasına zemin hazırlar.
    

## Konkordato Komiserinin Rolü ve Komiser Raporunun Etkisi

**Komiserin rolü:** Konkordato komiseri, sürecin başından sonuna kadar *mahkemenin “sahadaki gözü ve kulağı”* olarak görev yapan, bağımsız ve tarafsız bir uzmandır. Mahkeme tarafından atanan komiser (veya birden fazla ise komiser heyeti), genellikle hukukçu ve mali müşavir/denetçi gibi farklı uzmanlıklardan kişilerin bir araya gelmesiyle oluşturulur. Komiserler, Türk Ceza Kanunu anlamında kamu görevlisi sayılacak ölçüde sorumluluk taşır ve görevlerini yaparken kusurlarıyla verdikleri zararlardan şahsen sorumludurlar. **Konkordato komiseri, sürecin başarısında en etkili organlardan biri olarak kabul edilir**; öyle ki doktrinde ve uygulamada komiserin doğru çalışmasının konkordatonun kaderini belirlediği ifade edilir.

Komiserin başlıca görev ve sorumlulukları şunlardır:

* **Denetim ve gözetim:** Borçlunun ticari faaliyetlerini sürekli denetlemek, şirket malvarlığının korunmasını sağlayıcı önlemler almak. Borçlu şirket mühlet süresince olağan dışı bir işlem yapacaksa komiserin iznine (veya mahkemenin onayına) tabiidir. Komiser, şirketin hesaplarını inceleyerek para çıkışlarını kontrol eder, stokların/varlıkların yerinde durduğunu doğrular, gerektiğinde faaliyetin devamı için gerekli ama alacaklılara zarar vermeyecek tedbirleri önerir.
    
* **Alacaklı bildirimleri ve tespiti:** Komiser, alacaklıları konkordato sürecinden haberdar ederek alacaklarını bildirmeye davet eder. Bildirilen alacakları kaydeder, borçlunun bunlara ilişkin beyanlarını alır ve çekişmeli (itirazlı) alacakları belirler. Bu sayede alacaklılar listesi netleştirilir ve kimin ne kadar alacağı olduğu ortaya konur. Komiser, bu süreçte her alacak kalemini inceleyip haksız bir talep veya gizlenmiş bir borç olup olmadığını da denetler.
    
* **Konkordato projesinin geliştirilmesi:** Komiser, başlangıçta sunulan konkordato ön projesinin gerçekçi bir **nihai plan** haline getirilmesinde borçluya yol gösterir. Örneğin, borçlunun ilk teklifinin iyileştirilebilir yönleri varsa (vade planının revizyonu, belirli alacaklılarla ayrı anlaşma önerisi vb.), komiser bu konularda borçluya tavsiyelerde bulunabilir. Böylece nihai oylamaya sunulacak proje daha uygulanabilir ve alacaklılarca kabul edilebilir bir şekle kavuşur.
    
* **Alacaklılarla iletişim ve uzlaşma:** Komiser, mühlet süreci boyunca alacaklılarla borçlu arasındaki iletişim köprüsünü kurar. Gerekirse önemli alacaklılarla müzakere toplantıları yaparak onların endişelerini alır, borçlunun teklifini anlatır ve uzlaşma zemini arar. Bazı dosyalarda mahkeme, bir **alacaklılar kurulu** oluşturulmasına karar verebilir; komiser bu kurulun toplantılarına başkanlık ederek alacaklı temsilcileriyle birlikte süreci koordine eder.
    
* **Raporlama ve mahkemeye bilgi verme:** Komiser, görevi süresince belirli periyotlarla mahkemeye rapor sunar. Özellikle **geçici mühlet sonunda** bir rapor vererek, borçlunun durumunu ve konkordato talebinin ciddi olup olmadığını değerlendirir; mahkeme bu rapora dayanarak kesin mühlet verilip verilmeyeceğine karar verir. Yine **kesin mühlet sürecinde** düzenli ara raporlarla şirketin gidişatını mahkemeye bildirir. En kritik rapor, alacaklılar toplantısı sonrasında sunulan **nihai rapordur**. Bu raporda komiser, alacaklı oylamasının sonucunu, borçlunun mühlet içindeki performansını, teklifin kanuni şartları karşılayıp karşılamadığını ve genel olarak konkordato planının başarı şansını ayrıntılı olarak açıklar. Komiser, mahkemeye tasdik yönünde veya reddi yönünde kanaatini de belirtebilir.
    
* **Alacaklılar toplantısının idaresi:** Alacaklılar toplantısının organizasyonu ve yönetimi de komiserin görevidir. Toplantıda komiser başkanlık yaparak, tartışmaları yönetir, alacaklıların oy kullanmasını sağlar ve oy sonuçlarını tutanağa bağlar.
    

Komiser, özetle, konkordato sürecinin sağlıklı işlemesi için *merkezi bir aktör*dür. Geçici mühlet ile borçlu lehine kurulan koruma kalkanının devamı, komiserin sunacağı olumlu rapora bağlıdır; kesin mühletle birlikte komiserin denetimi sıkılaşır ve borçlunun hareket alanı alacaklılar lehine dengelenir. Nihai aşamada ise önce alacaklıların oyları, ardından da mahkemenin *“adalet süzgeci”* devreye girerken, komiser bu hassas denge mekanizmasının merkezinde yer alır.

**Komiser raporunun etkisi:** Konkordato komiserinin hazırladığı raporlar, mahkemenin kararında genellikle belirleyici rol oynar. Özellikle **nihai komiser raporu**, mahkemenin konkordato projesini tasdik edip etmeme noktasında en güvendiği bilgi kaynaklarından biridir. Komiser, uzman kimliğiyle borçlunun finansal durumunu ve planın uygulanabilirliğini değerlendirdiğinden, mahkeme çoğu zaman komiserin tavsiyesine paralel karar verir. Örneğin, komiser raporu planın gerçekçi olmadığını veya borçlunun kötü niyetli davrandığını belirtirse, mahkeme konkordato talebini büyük ihtimalle reddedecektir. Nitekim uygulamada, komiserin olumsuz rapor verdiği dosyalarda konkordatonun başarı şansı son derece düşüktür. Tersi durumda, komiser planın başarabileceğine dair olumlu görüş bildiriyor ve alacaklı çoğunluğu da sağlanmışsa, mahkeme onayı genellikle gelir. Ayrıca komiser, süreç içinde **mühletin uzatılması veya kaldırılması** konusunda da mahkemeye görüş bildirir ve bu görüşler dikkate alınır. Örneğin borçlunun geçici mühlet sırasında bile durumunun kötüleştiği ve iyileşme ümidi kalmadığı yönünde rapor verirse, mahkeme kesin mühlet vermeyip konkordato sürecini sonlandırabilir. Veya kesin mühlet süresinin bitiminde şirketin biraz daha zamana ihtiyacı olduğunu ancak ilerleme kaydettiğini rapor ederse, mahkeme 6 aylık ek süre tanıyabilir.

Özetle, konkordato komiseri hem sürecin hakemi hem de rehberi konumundadır. Objektif ve dürüst bir komiserin hazırlayacağı detaylı rapor, hem alacaklıların güvenini sağlar hem de mahkemenin doğru kararı vermesine ışık tutar. Bu nedenle konkordato komiserinin seçimi (nitelikleri, tecrübesi) ve performansı, konkordatonun genel gidişatını ve sonucunu doğrudan etkilemektedir.

## Konkordatonun Kabul Edilmesi veya Reddedilmesinin Sonuçları

Konkordato süreci, nihai olarak ya planın onaylanması (kabulü) ya da reddi ile neticelenir. Bu iki durumda borçlu ve alacaklılar açısından ortaya çıkacak sonuçlar şöyle özetlenebilir:

**Konkordatonun kabulü ve tasdiki:** Mahkeme, alacaklıların yeterli çoğunlukla kabul ettiği konkordato projesini inceledikten sonra tasdik (onay) kararı verirse, konkordato **bağlayıcı hukuki bir anlaşma** haline gelir. Tasdik kararı ile birlikte konkordato, ret oyu veren veya toplantıya katılmayan alacaklılar da dahil olmak üzere **tüm alacaklılar bakımından bağlayıcı olur**. Bu şu anlama gelir: Borçlu ve tüm alacaklılar, mahkemece onaylanmış ödeme planına uymak zorundadır. Borçlu şirket, konkordato projesinde taahhüt ettiği tutarları belirtilen vadelerde ödemezse alacaklılar yeniden icra takibi yapma hakkına sahip olurlar; ancak konkordato şartlarına uygun ödeme yapıldıkça alacaklılar bireysel takip yapamaz.

Tasdik edilmiş konkordato ile **borçlar yapılandırılmış hale gelir**: Örneğin borçların belli bir yüzdesi silinmişse, o kısım borçlunun üzerinde hukuken düşer (alacaklılar o kısmı feragat etmiş sayılır). Kalan kısım için belirlenen vade ve taksitler geçerli olur. Konkordato süresince durmuş olan icra takipleri, tasdik kararıyla kesin olarak düşer; alacaklılar ancak konkordato planına aykırılık olursa yeniden takibe geçebilir. **İflas tehdidi ortadan kalkar**: Onaylanan konkordato, adeta bir *kalkan* gibi borçluyu iflasa karşı korur; plan başarıyla uygulandığı takdirde iflas süreci açılmadan borçlar ödenip süreç sona ermiş olur. Ayrıca kesin mühlet kararından itibaren (tasdik edilen plan aksini öngörmedikçe) rehinli olmayan tüm alacaklara faiz işlemesi durduğu için, borçlunun faiz yükü de artmamış olur.

Konkordatonun başarıyla tamamlanması durumunda (bütün taksitlerin ödenmesi vb.), borçlu şirket normal ticari hayatına devam eder ve konkordato süreci mahkemece “rehabilitasyonun tamamlandığı” tespitiyle kapatılır. Borçlu, konkordato kapsamında edimlerini yerine getirmiş olduğu için, alacaklılar kalan fer’i haklarından (ör. silinen faizlerden) artık talepte bulunamazlar. Kısacası, onaylanan bir konkordato borçluya finansal yeniden doğuş imkânı tanırken, alacaklılar da rızayla kabul ettikleri ölçüde alacaklarını tahsil edebilmenin güvence altına alındığını bilirler.

**Konkordatonun reddi ve sonuçları:** Konkordato talebi çeşitli aşamalarda reddedilebilir: Mahkeme geçici mühlet başvurusunu esastan reddedebilir, kesin mühlet vermeyebilir veya en nihayetinde tasdik aşamasında konkordato projesini onaylamayıp reddedebilir. Hangi aşamada olursa olsun, konkordato talebinin reddi halinde **borçlu şirkete tanınan koruma sona erer**. Mahkeme, reddine karar verdiğinde borçlu hakkındaki konkordato mühletini kaldırır; böylece icra takipleri ve hacizler üzerindeki durma hali biter. Alacaklılar derhal hukukî yollara başvurarak alacaklarını tahsil etmeye devam edebilirler.

Pratikte, konkordatonun tasdik edilmemesi durumunda çoğunlukla borçlu şirket kısa süre içinde iflas tehlikesiyle karşılaşır. Özellikle borçlar ödenmemeye devam ediyorsa, alacaklılar vakit kaybetmeden iflas davası açabilir veya haciz işlemlerine başlayabilir. **Yargıtay Hukuk Genel Kurulu** yakın tarihli bir kararında, tasdik edilmeyen konkordatonun *otomatik olarak* borçlunun iflasına yol açmayabileceğini, mahkemenin şirket yetkilisini dinlemeden doğrudan iflas kararı veremeyeceğini vurgulamıştır. Yani mahkeme konkordatoyu reddetse bile, ayrıca bir iflas kararı vermeden önce borçlunun durumunu değerlendirmek durumundadır. Ancak çoğu durumda konkordato onayı alamayan ve borçları ödenmemiş bir şirket için alacaklılar hemen iflas davası açabildiğinden, pratikte konkordatonun başarısız kalması **iflasın habercisi** niteliğindedir. Özellikle borçlunun malî durumu kötüleşmiş ve konkordato da çare olmamışsa, iflas kararı kaçınılmaz hale gelebilir.

Konkordato talebinin reddi halinde borçlu şirket, mümkünse alacaklılarıyla birebir anlaşmalar yaparak veya gayriresmî bir yapılandırmaya giderek iflastan kurtulmaya çalışabilir; ancak yasal koruma kalktığı için bu tür çözümler oldukça güçleşir. Ayrıca, konkordato sürecinde alacaklıların alacağı bazı teminatlar veya feragatler de, reddedilme ile birlikte geçersiz hale gelir. Örneğin bazı alacaklılar konkordato sürecinde belirli tavizlere razı olmuşsa, plan onaylanmadığından bu tavizler de ortadan kalkar.

Özetle, konkordatonun reddi **borçlu açısından en kötü senaryodur**: Koruma kalkanı kaybedilir, itibar zedelenmiş olabilir ve toplu iflas riski kapıya dayanır. Alacaklılar açısından ise reddedilme, yeniden bireysel yollara başvurarak tahsilat yarışına girme anlamına gelir. Böyle bir durumda genellikle ilk refleks iflas istemek olur, zira alacaklılar toplu tasfiye yoluyla kalan varlıklardan pay almayı tercih edebilir.

## Önemli Yargıtay Kararları ve Uygulama Örnekleri (2018-2025)

Konkordato kurumunun 2018’de yeniden canlandırılmasından bu yana Yargıtay birçok önemli karara imza atmış, uygulamaya yön verici ilkeler belirlemiştir. Özellikle sermaye şirketlerini ilgilendiren güncel bazı içtihat ve örnek uygulamalar şunlardır:

* **Ödeme teklifinin gerçekçi olması:** Yargıtay, konkordato projesinde teklif edilen ödemenin borçlunun mali kaynaklarıyla **orantılı** olması gerektiğini açıkça vurgulamıştır. Örneğin 2023 tarihli bir Yargıtay 6. Hukuk Dairesi kararında, borçlu süt ürünleri şirketinin sunduğu projedeki ödeme taahhütlerinin şirketin gelir yaratma kapasitesiyle uyumsuz derecede yüksek bulunması eleştirilmiş; konkordato projesinin borçlunun kaynaklarını aşan veya tam tersi, kaynakları dikkate alındığında gereksiz düşük kalan bir ödeme planı içermemesi gerektiği belirtilmiştir. Bu ilke, konkordato planlarının ciddi bir mali analizle desteklenmesini zorunlu kılıyor.
    
* **Azınlık alacaklıların korunması vs. kötü niyetli engellemeler:** Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, 2021 tarihli kararında (E.2020/1599 K.2021/1841), **reddeden alacaklı sınıfına iflas halinde elde edeceğinden daha az ödeme öngörülmüşse planın tasdik edilemeyeceğini** belirtmiştir. Yani plan, onay almayan bir sınıfı, iflas senaryosuna göre dezavantajlı hale getiriyorsa mahkeme onay veremez. Ancak aynı kararda Yargıtay, reddin nedeninin kötü niyetli bir azınlığın tutumu olması halinde mahkemenin dengeyi gözeterek planı onaylayabileceğine de işaret etmiştir. Bu denge yaklaşımı, konkordato sürecinde çoğunluk iradesinin meşru menfaatlerini korurken azınlığın da hakkaniyetini göz ardı etmeme prensibine dayanmaktadır.
    
* **Konkordatonun kötüye kullanılmaması ilkesi:** Yargıtay, özellikle 2018-2019 dönemindeki konkordato başvurularının artışına binaen, konkordatonun borçlular tarafından bir *stratejik oyun* olarak kullanılmaması gerektiğine dair kararlar vermiştir. Örneğin bir kararında, *“Konkordato, borçlu için ucuz finansman veya zaman kazanma aracı değildir”* denilerek, sırf bankalardan ek kredi alıp sonra ödememek için konkordato ilan etme gibi kötü niyetli girişimlerin hukuk düzenince korunamayacağı belirtilmiştir. Bu gibi içtihatlar, konkordato talebinin dürüstlük kuralına uygun olması gerektiğini pekiştirmiştir.
    
* **Konkordato ve iflas ilişkisi (HGK kararı):** Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, yakın tarihli bir kararında konkordato talebinin reddi sonrasında mahkemenin doğrudan iflas kararı verip veremeyeceği konusunu ele almıştır. HGK, konkordato tasdikinin olmamasının otomatik olarak iflas anlamına gelmediğini, borçlunun iflasına karar verilebilmesi için ayrıca iflas şartlarının incelenmesi ve borçlunun dinlenilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu karar, alt mahkemelere konkordato reddi halinde izleyecekleri prosedüre dair yol göstermiş ve usuli güvenceleri hatırlatmıştır. Uygulamada çoğunlukla konkordato başarısız olunca iflas süreci başlasa da, Yargıtay bu geçişin hukuken bir otomatiklik arzetmediğini not etmiştir.
    
* **Örnek uygulamalar ve istatistikler:** 2018’de konkordato mekanizmasının yeniden işler hale gelmesiyle özellikle o yılın ikinci yarısında ve 2019’da çok sayıda sermaye şirketi konkordato talebinde bulundu. Özellikle inşaat, gıda, perakende ve tekstil sektörlerinde tanınmış şirketler konkordato ilan ederek borçlarını yapılandırmaya çalıştılar. Resmî verilere göre 2018 yılında Türkiye genelinde **1094 şirket** konkordato ilan etmiş, 2019 yılında bu sayı **899 şirket** olarak gerçekleşmiştir. (2018 Ağustos ayında yaşanan kur krizinin de etkisiyle Ekim-Kasım 2018’de aylık konkordato başvuruları 300’lerin üzerine çıkarak adeta bir *patlama* yaşanmıştır.) Bu başvuruların yaklaşık üçte ikisini limited şirketler, üçte birini anonim şirketler oluşturmuştur. 2018 sonunda yapılan yasal düzenlemelerle (7155 sayılı Kanun) şartlar zorlaştırılıp denetim artırılmasına rağmen, 2019 ve sonrasında da ekonomik dalgalanmalara paralel olarak konkordato talepleri gelmeye devam etmiştir. 2020 ve 2021’de sayılarda bir miktar azalma görülse de 2022-2023 döneminde ekonomik sıkıntılar nedeniyle pek çok şirket tekrar konkordatoya yönelmiştir. Örneğin 2023 yılında konkordato talebinde bulunan şirket sayısının 1500’ü aştığı bildirilmektedir (bu, 2019 seviyelerine yakın bir rakamdır). Yargıtay, bu süreçte oluşan tecrübeler ışığında, komiser raporlarının niteliğinden alacaklı haklarının korunmasına dek pek çok konuda içtihat geliştirmiştir. Son dönemde özellikle **banka alacaklılarının konkordatodaki konumu**, **rehinli alacaklıların faiz hakları** ve **kötü niyetli başvuruların tespiti** konularında Yargıtay kararları dikkat çekmektedir. Örneğin Yargıtay, rehinli alacaklıların konkordato süresince rehinlerinden doğan faiz haklarının korunması gerektiğini belirten ve Kanun taslağında da bu yönde düzenleme yapılmasını öngören görüşler ortaya koymuştur.
    

Genel olarak, Yargıtay’ın son içtihatları konkordato müessesesinin *“sınırsız bir borçlu sığınağı”* olmadığını, sadece ekonomik olarak gerçekten kurtarılabilir durumda olan şirketlerin bu korumadan yararlanması gerektiğini vurgulamaktadır. Örneğin Yargıtay, aşırı borçlu ve ödeme gücü fiilen kalmamış şirketlerin konkordato ilan edip uzun süre piyasada kalmasının alacaklı haklarına zarar verdiğine işaret ederek, mahkemelerin bu dosyalarda daha sıkı inceleme yapmasını istemektedir. Bu bağlamda Yargıtay kararları, konkordato kurumunu borçlu-alacaklı dengesini gözeten daha **olgun bir modele** doğru yönlendirmektedir.

## Danışman ve Mali Müşavir/Bağımsız Denetçi Desteğinin Rolü

Konkordato sürecinin hazırlık ve uygulama safhalarında, **uzman danışmanlık desteği** almak neredeyse zorunlu hale gelmiştir. Özellikle sermaye şirketleri, karmaşık borç yapılarını ve finansal tablolarını yönetebilmek için hem hukuki hem finansal danışmanlarla çalışır:

* **Hukuki danışmanlar:** Konkordato başvurusu bir yargı süreci olduğundan, tecrübeli bir hukuk ekibinin süreci yürütmesi hayati önemdedir. Avukatlar, başvuru dilekçesinin hazırlanması, belgelerin uygun formatta sunulması, mahkemede şirketin temsil edilmesi, alacaklılarla müzakerelerin hukuk çerçevesinde yapılması gibi konularda rol alır. Ayrıca sürecin her adımında (geçici mühlet duruşması, kesin mühlet incelemesi, alacaklı itirazları, tasdik duruşması vb.) borçlu şirketin çıkarlarını koruyarak doğru stratejiyi izlemek de hukuk danışmanlarının görevidir.
    
* **Mali müşavirler ve finansal danışmanlar:** Şirketin finansal durumunun analizi ve konkordato projesinin oluşturulması aşamasında mali müşavirlerin, finansal danışmanların katkısı kritiktir. Bu uzmanlar, borçlunun bilanço ve gelir tablolarını hazırlar, nakit akımı projeksiyonlarını oluşturur, şirketin *“borcu ödeme gücünü”* analiz ederler. Hangi borçlarda ne oranda indirim gerektiği, ödeme vadelerinin nasıl planlanacağı gibi teknik konularda şirket yönetimine tavsiyelerde bulunurlar. Örneğin nakit akışına bakarak ilk 6 ay ödeme yapılmamasını, sonrasında gelir artışına göre taksitlendirme yapılmasını önerebilirler. Mali müşavirler ayrıca alacaklı listesinin çıkarılmasında, alacak kalemlerinin sınıflandırılmasında da görev alır.
    
* **Bağımsız denetçi ve makul güvence raporu:** Kanun gereği, konkordato talebine **bağımsız denetim kuruluşu** tarafından hazırlanmış bir “makul güvence veren denetim raporu” eklenmelidir. Bu rapor, denetçinin borçlunun finansal verilerini inceleyerek konkordato teklifinin gerçekleşme olasılığını değerlendirdiği bir çalışmadır. Denetim kuruluşu; şirketin gelir projeksiyonlarını, varlıkların satış imkanlarını, kâr marjlarını ve benzeri tüm finansal varsayımları denetler ve **olumlu görüş** verebilmek için yeterli kanıt olup olmadığına bakar. Rapor, borçlunun sunduğu verilerin doğruluğunu teyit etmekle kalmaz, aynı zamanda konkordato projesindeki teklifin **inandırıcılığını** da değerlendirir. Makul güvence raporunun olumlu olması, hem mahkemeyi ikna eder hem de alacaklılar için güven telkin edici bir unsurdur. Bu nedenle bağımsız denetçi fiilen konkordato sürecinin hazırlığında kilit rol oynar. Büyük ve orta ölçekli şirketler bu rapor için genellikle denetim firmalarıyla sürecin en başında anlaşma yapmakta, denetçiler hazırlık aşamasında şirkete çeşitli önerilerde de bulunmaktadır (örneğin, raporda olumlu görüş verebilmek için şirketin ek tedbirler almasını önerebilirler). **Not:** Küçük ölçekli işletmelerde bağımsız denetim raporu zorunlu değilse de, uygulamada pek çok küçük şirket dahi bir yeminli mali müşavirden finansal analiz desteği almakta, mahkemeye sunmak üzere uzman görüşü hazırlatmaktadır.
    
* **Danışmanların devreye girdiği nokta:** Genellikle danışman ve denetçiler, konkordato başvurusundan **aylar önce** çalışmaya başlar. Zira şirketin mali durumunu düzeltici veya en azından stabil tutucu adımların bir kısmı başvuru öncesinde atılır (stok satışı, maliyet kısma, ön anlaşmalar yapma gibi). Örneğin bir şirkete konkordato hazırlığında mali danışman, tedarikçilerle görüşüp borçları yapılandırmaya başlamasını veya bankalarla geçici stand-still anlaşmaları yapmasını önerebilir. Hukuk danışmanları, kritik alacaklılarla konkordato öncesi gayriresmî toplantılar yaparak nabız yoklar. Bağımsız denetçiler ise finansal tabloları inceleyip rapora esas olacak verileri toplar. Bu sayede konkordato talebi yapıldığında sürpriz riskleri minimize edilir ve süreç kontrollü başlar. Süreç başladıktan sonra da danışmanlar borçlunun yanında destek vermeye devam eder: Mahkemeye sunulacak beyanların hazırlanması, komiserle koordinasyon, alacaklılarla iletişim gibi konularda sürekli rol alırlar.
    

Özetle, konkordato bir **ekip işidir**. Borçlu şirket yönetimi tek başına bu zorlu süreci yönetmekte yetersiz kalabilir; o nedenle hukuki danışmanlar, mali müşavirler ve bağımsız denetçilerden oluşan bir ekip başarının temel anahtarıdır. Bu ekip, konkordato sürecinin her aşamasında teknik rehberlik sağlayarak, yasal gerekliliklerin tam olarak yerine getirilmesine ve borçlunun iyileşme stratejisinin tutarlılığına katkı sunar.

## Uygulamadaki Zorluklar, Suiistimaller ve Kötü Niyetli Başvurular

Konkordato sürecinin Türkiye uygulamasında karşılaşılan bazı zorluklar ve kötüye kullanım örnekleri de dikkat çekicidir. Hem yasal boşluklar hem de pratik aksaklıklar nedeniyle konkordato kurumunun geçmişte suistimal edildiği durumlar olmuştur. İşte bu konuda öne çıkan noktalar:

* **Zaman kazanmak için kötüye kullanım:** Özellikle konkordato mekanizmasının ilk popüler olduğu 2018 döneminde, bazı borçlu şirketlerin gerçek bir yeniden yapılandırma niyeti olmaksızın sırf *“zaman kazanmak”* için konkordato talep ettikleri gözlemlendi. Örneğin, borca batık olmadığı halde ödeme baskısından kurtulmak amacıyla konkordato ilan eden, bu sayede birkaç ay malvarlığını koruyup sonrasında konkordatodan vazgeçerek farklı çözümler deneyen şirketler görüldü. Yine geçmişte iflas erteleme döneminde şirketlerin merkezlerini başka illere taşıyıp oradaki mahkemeden karar çıkarmaya çalışması gibi *dürüstlüğe aykırı yöntemler* de uygulandı. Bu tip suistimaller kanun koyucunun dikkatinden kaçmadı ve Aralık 2018’de çıkarılan 7155 sayılı Kanun ile bağımsız denetim raporu şartı getirilmesi, komiserlik müessesesinin eğitim ve liste sistemine bağlanması gibi önlemler alınarak konkordato ilanı *zorlaştırıldı*. Nitekim 2018’de binin üzerinde olan konkordato ilanı sayısı, 2019’da yasal tedbirlerin de etkisiyle bir miktar frenlenebilmiştir.
    
* **Aşırı iyimser projelerin yaratttığı hayal kırıklığı:** Bir kısım konkordato dosyasında borçlular, gerçekte yerine getiremeyecekleri kadar iyimser planlar sunarak alacaklılardan onay alabilmiş, ancak uygulamada öngörülen performansı gösteremeyince konkordato feshedilip iflasa gidilmiştir. Örneğin, iki yıl içinde ciroyu üçe katlayacağı varsayımıyla borçların tamamını ödeme vaadinde bulunan bir şirket, bu gerçekleşmeyince yükümlülüklerini yerine getirememiştir. Bu durum, konkordato sürecinin sonunda yeniden iflas tartışmalarına yol açarak hem yargıyı meşgul etmiş hem de alacaklıları tekrar zarara sokmuştur. Mahkemeler artık aşırı iyimser projelere karşı daha uyanık davranmakta, komiser raporlarında bu tür “ham hayallere” dayalı öngörüler olduğunda genellikle tasdiki reddetmektedir.
    
* **Mühlet sırasında kötü niyetli davranışlar:** Bazı borçluların, konkordato mühletini fırsat bilerek mal kaçırmaya veya alacaklılarına zarar vermeye çalıştıkları vakalar görülmüştür. Örneğin mühlet içinde şirket ortaklarının değerli varlıkları kendi üzerlerine veya üçüncü kişilere aktarması, stokları iç piyasadan kaçırıp yurtdışına satması, bağlı şirketlere piyasa dışı fiyatlarla mal/devir yapması gibi eylemler tespit edilmiştir. Böyle durumlarda alacaklılar ve komiser derhal mahkemeyi bilgilendirerek **mühletin kaldırılmasını ve borçlunun iflasını** talep edebilmektedir. Kanun, borçlunun kötü niyetli işlemlerini tespit ettiğinde mahkemeye konkordatoyu sonlandırma yetkisi vermektedir. Nitekim Yargıtay da, mühlet sırasında borçlunun malvarlığını azaltmaya yönelik işlemler yapmasının veya defter kayıtlarında büyük usulsüzlük tespit edilmesinin, konkordato talebinin reddi ve hatta derhal iflas kararı için haklı sebep oluşturacağını belirtmiştir. Bu nedenle dürüst borçlu ilkesine aykırı davranan şirketler, konkordato korumasını çabucak yitirmektedir.
    
* **Komiser ve bilirkişi yetersizlikleri:** Uygulamanın ilk dönemlerinde konkordato komiserliği için yeterli eğitim ve tecrübeye sahip kişi bulunmasında sorunlar yaşandı. Birden bire binlerce konkordato dosyası açılınca, bazı mahkemeler listeden uygun komiser atamakta zorlandılar. Deneyimsiz veya görev yükü fazla olan bazı komiserler süreçleri etkin yönetemedi; alacaklılarla iletişim kopuklukları, raporların yüzeyselliği gibi sorunlar ortaya çıktı. Bu durum bazı dosyaların gereğinden uzun sürmesine veya hatalı kararlar alınmasına yol açtı. 2019’da çıkarılan yönetmeliklerle komiserlerin nitelikleri artırılıp eğitim şartı getirilerek bu sorunlar giderilmeye çalışıldı. Yine de pratikte, bazı bölgelerde yeterli sayıda uzman komiser olmaması, dosyaların sağlıklı yürütülmesinde zorluk yaratmaktadır.
    
* **Alacaklı suiistimalleri:** Her ne kadar konkordato daha çok borçlu kaynaklı kötü niyetle gündeme gelse de, bazı alacaklıların da süreci suiistimal etme çabaları olmuştur. Örneğin, alacaklılardan birinin konkordato mühletine rağmen gizlice borçlu mallarını haczettirmeye çalışması, veya alacaklı çoğunluğunu engellemek için muvazaalı alacak oluşturma girişimleri gibi durumlar kaydedilmiştir. Kanun bu gibi durumları da önlemek üzere düzenlemeler içerir (örneğin mühlet kararından haberdar olmasına rağmen takip yapan alacaklıların işlemleri hükümsüz sayılır). Keza konkordato talebi sonrası **çekişmeli alacak** ileri sürerek oy hakkı kazanmaya çalışan veya tam tersi borçlu ile anlaşarak yüksek tutarlı sahte alacak beyan edip oy çokluğunu manipüle etmeye çalışan kişiler de olmuştur. Komiser ve mahkeme denetimi sayesinde bu tür girişimler büyük ölçüde engellenir; alacaklıların oy hakkı ancak gerçek ve kesinleşmiş alacakları oranında tanınır.
    
* **Ekonomik dalgalanmaların etkisi:** Türkiye’de yüksek enflasyon, kur dalgalanmaları gibi ekonomik sorunlar konkordato süreçlerini de etkilemektedir. Örneğin 2021-2022 yıllarında döviz kurundaki sert artışlar, konkordato sürecindeki bazı şirketlerin projeksiyonlarını altüst etti. TL kazanç sağlayan ama döviz borcu olan şirketler, planladıkları oranlarda ödeme yapamaz hale geldiler. Bu gibi durumlarda mahkemeler, gerekirse konkordato planında uyarlama yapılıp yapılamayacağını tartışmak zorunda kaldı. Ancak konkordato planı onaylandıktan sonra esasen bağlayıcı olduğundan, değişen ekonomik şartlar borçlunun aleyhine de olsa plan şartlarına uyması beklenir. Bu da bazı şirketlerin onaylanmış konkordatosunun bozulmasına yol açtı (örneğin pandemi döneminde veya beklenmedik piyasa şoklarında benzer sorunlar yaşanmıştır).
    
* **Konkordatodan finansal yeniden yapılandırmaya geçiş:** Bazı büyük ölçekli borçlular, konkordato yerine Bankalar Birliği koordinasyonunda yürüyen **Finansal Yeniden Yapılandırma (FYY)** süreçlerini tercih etmeye başladı. Özellikle bankalara büyük borcu olan şirketler, konkordatoya başvurup mahkeme sürecine girmek yerine alacaklı bankalarla FYY anlaşmaları yaparak borçlarını yapılandırma yoluna gidebiliyor. 2019 sonrası dönemde yasa koyucu da FYY mekanizmasını güçlendirdi. Bu, konkordato müessesesinin kötüye kullanımını azaltan bir etki yaptı; zira finansal yapıyı düzeltme niyetindeki dürüst borçlular bankalarla anlaşma yoluna giderken, konkordatoya başvuranlar daha ziyade piyasaya borcu olan veya bir türlü bankalarla anlaşamayan kesim oldu. Bu ayrışma, konkordato başvurularının niteliğini değiştirdi ve mahkemeler nezdinde “hangilerinin gerçekçi hangilerinin çaresiz olduğu” konusunda fikir vermeye başladı.
    

Sonuç olarak, konkordato Türkiye’de hem borçlular hem alacaklılar tarafından tecrübe edilerek öğrenilen ve geliştirilen bir süreçten geçmektedir. İlk dönemlerde yaşanan yoğun başvuru dalgası ve suistimaller, zaman içinde mevzuat değişiklikleri ve Yargıtay içtihatları ile kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. **Dürüst ve borcunu ödemeye istekli borçluların konkordato korumasından yararlanması**, buna karşılık **kötü niyetli ve umutsuz vakaların elenmesi** yönünde bir denge kurulmaktadır. Uygulamadaki zorluklar tamamen bitmiş olmasa da, gelinen noktada konkordato kurumu daha disiplinli, denetimli ve şeffaf bir hale evrilmiştir. Bu da hem sermaye şirketlerinin geçici krizleri atlatmasına yardımcı olacak, hem de alacaklıların haklarını koruyacak şekilde konkordatoyu sürdürülebilir bir araç kılma hedefini desteklemektedir.

**Konkordato Süreç Danışmanlığı için Tarafımıza Ulaşabilirsiniz.**

info@ozmconsultancy.com

![](https://cdn.hashnode.com/res/hashnode/image/upload/v1760437521625/66a8484f-dde0-41e6-9a77-083e8f840691.png align="center")
