Türkiye’de Kayıtlı Özel Teknelerin ABD’de LLC Üzerine Devrinde Vergi ve Hukuk Analizi
Türkiye’de Kayıtlı Özel Teknelerin ABD’de LLC Üzerine Devrinde Vergi ve Hukuk Analizi

Türkiye’de Kayıtlı Özel Teknelerin ABD’de LLC Üzerine Devrinde Vergi ve Hukuk Analizi
1. Yabancı Şirketlerin Türkiye’de Tekne Mülkiyeti ve Mevzuat
Türk mevzuatına göre yabancı gerçek veya tüzel kişilerin doğrudan Türk bayrağı çekme hakkı kısıtlıdır. Türk Ticaret Kanunu (TTK) md.940 uyarınca, yalnız Türk vatandaşlarının malik olduğu veya çoğunluk kontrolü Türklerde olan şirketlerin mülkiyetindeki gemiler “Türk gemisi” sayılabilir.
Bu şartları taşımayan gemiler (örneğin sahibi yabancı bir şirket olan tekneler) Türk bayrağı çekme hakkına sahip değildir.
Dolayısıyla, Türkiye’de kayıtlı özel amaçlı bir teknenin mülkiyeti ABD merkezli bir LLC’ye devredilirse tekne Türk bayrağı statüsünü kaybedecektir.
Bu durumda teknenin Türk Gemi Sicili’nden terkini (kaydının silinmesi) gerekecek ve tekne yabancı bayraklı hale gelecektir.
Türk hukukunda gemi ve yat tescili Milli Gemi Sicili (MGS), Türk Uluslararası Gemi Sicili (TUGS) ve Bağlama Kütüğü üzerinden yapılır. Özel kullanım amaçlı gezinti tekneleri genellikle bağlama kütüğüne kayıtlıdır.
Yabancı bir şirketin Türk siciline tescil imkânı ise sınırlıdır: TUGS yalnızca Türkiye’de ikamet eden kişiler veya Türk hukukuna göre kurulmuş şirketlerin gemi/yatlarına açıktır; yabancı hukuklu bir şirket bu sicile doğrudan kaydolamaz.
Ayrıca kanunen “ticari yat” niteliğinde olmayan şahsi yatlar TUGS’a kayıt yaptıramamaktadır. MGS’de ise tekneye Türk bayrağı çekilebilmesi için yukarıda belirtilen Türk ortaklık şartlarının sağlanması zorunludur. Bu koşullar fiilen yabancı şirket mülkiyetinde Türk bayraklı tekne bırakmamaktadır.
Sonuç olarak, bir ABD LLC’si teknenin sahibi olursa, tekne büyük olasılıkla Türk sicilinden çıkartılıp yabancı bir bayrağa (örneğin ABD Delaware veya alternatif bir ülke bayrağına) tescil edilecektir.
Teknenin yabancı bayrağa geçmesi halinde, Türkiye’de kullanım ancak Transitlog/geçici giriş kapsamında mümkün olacaktır.
Yabancı bayraklı özel tekneler Türk karasularında belirli sürelerle (genellikle transitlog ile 2 yıla kadar, gerekiyorsa uzatılarak) kalabilir ve Türk limanlarına uğrayabilirler.
Ancak bu tekneler Türk bayraklı teknelerin yararlandığı kabotaj haklarından faydalanamazlar.
Örneğin, Türkiye iç sularında ticari yolcu taşıma, kabotaj hattında sefer yapma gibi ayrıcalıkları olmaz. Ayrıca 2023 yılında yapılan mevzuat değişikliğiyle yabancı şirket adına kayıtlı yabancı bayraklı teknelerin tekrar Türk bayrağına geçişine dair tanınan kolaylık da kaldırılmıştır.
Liman Başkanlığı işlemleri: Teknenin mülkiyet devri yabancı bir tüzel kişiliğe yapılacağı için, bağlı bulunulan Liman Başkanlığı’nda teknenin tescil terkin işlemleri yürütülmelidir. Terkin (kaydı silme) için genellikle yeni malikin bilgileri, satış sözleşmesi veya noter senedi ve mevcut kayıt belgesi ile başvurulur. Yabancı şirketin temsilcisi, Liman’da işlemleri yürütmek üzere noterden vekâletname sunmalıdır (bu vekâlet ve şirket evrakı apostilli ve yeminli tercümeli olmalıdır).
Liman kaydı silindikten sonra idare, teknenin Türk bayraklı statüsünün sona erdiğine dair terkin belgesi düzenler. Bu belge, teknenin yabancı sicile kayıt yaptırabilmesi için gerekli olup, teknenin önceki bayrağından yasal olarak ayrıldığını ispatlar.
Özellikle ABD Delaware gibi eyaletlerde bayrak kaydı yaptırırken veya ABD Sahil Güvenlik (USCG) kaydına geçerken Türk terkin belgesinin ibrazı istenir.

Özetle, Türk hukukunda yabancı bir LLC’nin tekneye sahip olmasının önünde doğrudan bir yasak olmasa da, teknenin Türk bayrağını ve sicil kaydını muhafaza etmesi mümkün değildir. Devamında tekne yabancı bayrakla kullanılacak ve Türkiye’de yabancı bir tekne muamelesi görecektir.
2. ABD Merkezli LLC Yapısının Avantajları ve Sınırlamaları
Varlık Koruma: ABD’de kurulan bir Limited Liability Company (LLC) yapısı, tekneyi şahsi malvarlığından ayrı bir tüzel kişilik altında tutarak önemli bir varlık koruması sağlar.
Miras Planlaması: LLC modeli, teknenin gelecekte nesiller arası devrini kolaylaştıran bir yapıdır. Tekne artık bir şirketin malvarlığı unsuru olduğu için, yatırımcı ölse dahi teknenin mülkiyeti şirkette kalmaya devam eder ve sadece şirket üyelik/pay haklarının intikali söz konusu olur.
Amerikan LLC’lerde üyelik payı sözleşmeyle istenen kişiye bırakılabilir veya miras bir vasiyet/trust yoluyla planlanabilir.
Bu sayede Türkiye’deki klasik veraset sürecinde yaşanabilecek uzun bürokrasi veya veraset intikal vergisi gibi konular optimize edilebilir.
Teknenin doğrudan mirasçılara geçmesi yerine şirket paylarının devri söz konusu olacağından, Türk veraset vergisi açısından da potansiyel avantajlar elde edilebilir (Türkiye’de veraset ve intikal vergisi belli tutara kadar muaf olup üzeri için %1-%30 aralığında uygulanmaktadır).
LLC yapısı miras planlamasında esneklik sağlar; hisseler önceden bir aile trust’ına konularak veya çok ortaklı yapıda tutulup veraset anında şirketin devamlılığı sağlanarak teknenin bölünmesi ya da intikalinde sorun çıkması engellenir.
Bununla birlikte, teknenin bir ABD varlığı haline gelmesi, ABD’de yabancılara uygulanan veraset vergisi riskini gündeme getirebilir. ABD vergi mevzuatına göre ABD varlığı sayılan menkul kıymetler veya şirket paylarının (örneğin bir ABD LLC üyelik hakkının) değeri 60.000 USD’yi aştığında, yabancı uyruklu kişiler için federal estate tax (miras vergisi) doğma ihtimali vardır.
Türkiye-ABD Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması (ÇVÖA) miras vergisini kapsamakla birlikte, yine de yatırımcılar bu riski değerlendirmelidir (örneğin, tekneyi doğrudan ABD LLC yerine bir offshore şirket üzerinden dolaylı sahiplenmek gibi alternatifler bu riskin azaltılması için düşünülebilir).
Gizlilik ve Şeffaflık: Delaware ve Wyoming gibi eyaletlerde kurulan LLC’ler, malikler açısından yüksek gizlilik sunar.
ABD’de birçok eyalette şirket ortaklarının isimleri kamuya açık sicillerde yer almaz; teknenin yasal sahibi şirket olarak görünürken gerçek lehdarların kimliği gizli kalabilir.
Özellikle yurtdışında varlık görünürlüğünü azaltmak isteyen Türk yatırımcılar için bu mahremiyet önemli bir avantajdır.
Türkiye’deki varlıklarını azaltıp offshore bir yapıda tekneyi tutmak, yerli makamların veya üçüncü şahısların mal varlığı takibinde teknenin görünürlüğünü düşürür.
Diğer yandan “şeffaflık” kavramı vergi açısından da değerlendirilebilir: ABD LLC’leri federal vergi bakımından genellikle “vergisel şeffaf (pass-through)” olarak kabul edilir, yani şirket düzeyinde gelir vergisi mükellefi olmayıp kârlar doğrudan ortaklarına geçer.
Yatırımcının ABD dışı kişi olması halinde, LLC’nin elde ettiği gelir ABD’de vergilenmeyebilir . Bu yapı, çifte vergilemeyi önleme ve vergi planlamasında esneklik sunar.
Sınırlamalar ise şunlardır: 2021’de yürürlüğe giren ABD-Türkiye FATCA anlaşması gereği, Türk makamları Türk mukimi kişilerin ABD’deki finansal hesaplarına ilişkin kısıtlı da olsa bilgi alabilmektedir.
Ancak ABD, küresel otomatik finansal bilgi paylaşım sistemi CRS’ye taraf olmadığından, ABD’de tutulan varlık ve hesaplar otomatik olarak Türkiye ile paylaşılmamaktadır.
Bu da bir anlamda gizlilik avantajıdır. Yine de uluslararası kara para ve vergi şeffaflığı standartları sıkılaştığından, ABD’deki LLC’nin banka hesapları veya işlemleri dolaylı şekilde raporlama konusu olabilir. Örneğin, LLC’nin Türkiye’de kontrol eden gerçek kişi bilgileri, Türk Gelir İdaresi’nin son yıllarda talep ettiği yurtdışı şirket bildirimlerinde veya global çapta UBO (nihai faydalanıcı) beyanlarında belirtilmelidir.
Kısacası, LLC yapısı geçmişte anonimlik sağlama yönüyle çekici olsa da günümüzde finansal şeffaflık gereklilikleri nedeniyle sınırlı bir gizlilik sağlayabilir.
Vergisel Avantajlar: Bir ABD LLC üzerinden tekne sahibi olmanın en önemli motivasyonlarından biri vergi avantajlarıdır.
Öncelikle, ABD’nin bazı eyaletlerinde (Delaware gibi) tekne alım-satımlarında sales tax (satış vergisi) muafiyeti veya düşük oranları vardır.
Örneğin Delaware eyaletinde tekne tescil ücreti sabit bir harç olup satış vergisi uygulanmaz; bu, KDV’ye benzer bir vergisel yükün olmaması anlamına gelir.
Dolayısıyla Türk yatırımcı tekneyi bir ABD şirketi üzerinden satın alır veya devralırsa, Türkiye’de %20 KDV’ye tabi olabilecek bir işlem ABD’de vergisiz gerçekleştirilebilir.
Ayrıca LLC yıllık sabit düşük bir franchise tax ile idame eder (Delaware’de yıllık sabit 300 USD vergi gibi). İşletme giderlerinin indirim konusu yapılması: Tekneyle ilgili yakıt, bakım, marina, sigorta gibi giderler ABD’de kurulan şirket adına faturalandırılıp şirket gideri olarak gösterilebilir. Eğer LLC düzeyinde vergiye tabi bir gelir elde edilirse bu giderler kazançtan düşülebilir.
Pratikte tekne kişisel kullanıma hizmet ettiğinde bu giderler şahıs açısından zaten vergiye tabi geliri etkilemezken, bir şirket yapısı içinde ileride olası charter kazançları veya ticari faaliyet olursa, giderlerin indirilmesiyle net vergi matrahı minimize edilebilir.
Bu durum tekneyi salt lüks bir tüketim aracı olmaktan çıkarıp finansal açıdan daha sürdürülebilir bir yatırım konumuna getirebilir.
Sınırlamalar ve Maliyetler: LLC yapısının da bazı dezavantajları mevcuttur. Her şeyden önce, şirketin kuruluş ve devam ettirme maliyetleri vardır (kuruluş ücreti, yıllık aidatlar, kayıtlı acente hizmet bedeli vb.). Ayrıca ABD’de yabancı ortaklı bir şirket olsa dahi belirli raporlama yükümlülükleri vardır.
Türk yatırımcı, ABD’deki şirket için her yıl bazı formları IRS’e göndermek zorunda kalabilir ve bu da muhasebe danışmanlığı gerektirir.
LLC’nin bankacılık işlemleri de dikkat ister; bir ABD banka hesabı açılması gerekecek ve uluslararası para transferleri yoluyla tekneyle ilgili ödemeler yapılacaktır.
Bazı Türk yatırımcılar için yabancı bir bankada hesap yönetmek, döviz transferleri ve kur dalgalanmalarıyla uğraşmak ek zahmet olabilir.
Son olarak, LLC yapısı tekne kullanımında belli kısıtlar getirme potansiyeline sahiptir: Tekne resmen şirket malı olduğundan, Türkiye’de bu tekneyi kullanan kişinin (yatırımcı olsa bile) şirkete ait bir malı kullanıyor konumunda olduğu unutulmamalıdır.
Hukuken bu durum ileride herhangi bir anlaşmazlıkta (örneğin boşanma, miras ihtilafı gibi) teknenin şahsi mal varlığı dışı sayılarak değerlendirilebileceği anlamına gelir.
Özetle, ABD merkezli bir LLC aracılığıyla tekne sahibi olmak, varlık koruması, vergi planlaması, gizlilik ve esneklik açısından birçok avantaj sunar. Özellikle Türkiye’de son yıllarda tekne sahiplerine getirilen vergi yükleri ve mali yükümlülükler düşünüldüğünde, offshore bir şirket üzerinden sahiplik cazip hale gelmektedir.
Ancak bu yapının devam ettirilmesi için ABD ve uluslararası mevzuata uyum, raporlama ve ek maliyetler gibi konular göz ardı edilmemelidir. Yatırımcı kendi önceliklerine göre LLC yapısının getirdiği avantajlarla sınırlamaları tartıp karar vermelidir.
3. Devir İşleminde Türkiye’de Doğabilecek Vergisel Yükümlülükler
Türkiye’de kayıtlı özel bir teknenin mülkiyetinin ABD’li bir LLC’ye devri, vergisel açıdan bir satış veya devir işlemi olarak değerlendirilecektir. Bu işlem dolayısıyla hem tekneyi devreden açısından gelir vergisi yönünden, hem de işlem üzerinden dolaylı vergiler ve harçlar yönünden bazı yükümlülükler doğabilir. Aşağıda bu başlıklar tek tek ele alınmıştır:
Değer Artış Kazancı (Gelir Vergisi): Tekneyi devreden Türk yatırımcı (gerçek kişi), bu satıştan kar elde ediyorsa bunun gelir vergisine tabi olup olmayacağı öncelikle incelenmelidir. Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 80. maddesine göre, bir gerçek kişinin edinim tarihinden itibaren 5 yıl içinde elden çıkardığı bazı mal ve haklardan doğan kazançlar değer artış kazancı olarak vergiye tabidir. Kanunun ilgili fıkrası, motorlu deniz vasıtalarını (tonilatosu ne olursa olsun gemileri) bu kapsama dahil etmiştir.
Dolayısıyla bir yat/tekne alındıktan sonra 5 yıl içinde elden çıkarılırsa elde edilen kazanç Türkiye’de gelir vergisine konu olacaktır.
Örneğin yatırımcı tekneyi 2 yıl önce 3 milyon TL’ye almış ve şimdi 5 milyon TL karşılığı LLC’ye devrediyorsa, yaklaşık 2 milyon TL’lik kazanç (enflasyon endekslemesiyle düzeltildikten sonra) beyana tabi bir gelir sayılır.
Bu kazanç, beyan edildiğinde artan oranlı tarifeye göre (şahsi gelir vergisi dilimlerinde) vergilendirilir. Ancak tekne 5 yıldan daha uzun süredir elde tutulmuşsa, bu süreden sonra yapılan satışlar değer artış kazancı kapsamında değildir.
5 yılı aşan durumda gerçek kişi açısından doğrudan gelir vergisi mükellefiyeti doğmayacaktır. Ayrıca tekne devri bir ticari faaliyet kapsamında değil, tamamen şahsi mal varlığı tasarrufu olarak gerçekleşiyorsa, kazanç değer artışı kapsamında beyan edilse bile bazı istisnalar uygulanabilir (her yıl için belirlenen istisna tutarı ilk birkaç bin TL’lik kısmı muaf tutar).
Özetle, yatırımcının elde tutma süresi ve tekneyi nasıl edindiği kritik olup, 5 yıl kuralına göre hareket etmek önemlidir. Bunun yanı sıra, tekne TUGS gibi özel bir sicile kayıtlı ticari bir yat olsaydı, 4490 sayılı TUGS Kanunu uyarınca satış kazancı gelir vergisinden istisna edilecekti. Ne var ki, şahsi kullanım amaçlı tekneler TUGS’a kayıt olamadığından bu istisnadan yararlanmak mümkün olmaz.
Katma Değer Vergisi (KDV): Teknenin devri KDV açısından değerlendirilirken, devredenin ve işlemin niteliği dikkate alınmalıdır. Kural olarak, Türkiye’de ticari, sınai, zirai veya profesyonel bir faaliyet çerçevesinde yapılan mal teslimleri KDV’ye tabidir (genel oran %18). Eğer tekne bir gerçek kişinin şahsi malvarlığıysa ve satıcı bu satış nedeniyle bir mükellef sıfatı taşımıyorsa, KDV doğmayacaktır. Örneğin tekne sahibi birey, ara sıra tekne alım-satımı yapmıyor ve bu satış bir ticari faaliyet kapsamında görülmüyorsa, noterde yapılan satış işlemi için KDV uygulanmaz.
Buna karşın tekne bir şirket adına kayıtlı olsaydı veya satıcı devamlı surette yat ticareti yapan biri olsaydı, satıcı KDV mükellefi olacağından %20 KDV hesaplanması gerekebilirdi.
Burada önemli bir diğer konu, işlemin ihracat sayılıp sayılmayacağıdır. Tekne Türkiye’den yabancı bir alıcıya satılıp yurt dışına çıkarılıyorsa, bu bir ihracat teslimi niteliğinde olabilir.
KDV Kanunu’na göre ihracat teslimleri KDV’den istisnadır (0% oranlı). Teknenin devrinde alıcı yabancı bir şirket (ABD LLC) olduğu ve teknenin Türk sicilinden çıkartılıp yabancı bayrakla yurtdışına çıkış yapacağı varsayılırsa, bu koşullarda satış KDV’siz (0%) yapılabilir.
Ancak uygulamada gerçek kişinin noterde yapacağı satış işlemi fatura düzenlenerek değil, haricen sözleşme ile olacağından, bu KDV istisnasının şeklen uygulanması durumu değişkenlik gösterebilir. Yine de, eğer satıcı bir Türk şirketi olsaydı, yurtdışındaki LLC’ye tekneyi satarken gerekli gümrük çıkışını yapmak kaydıyla KDV ödemeden satabilecekti.
Nitekim daha önce Türk bayraklı yat satışlarında uygulanagelen KDV teşviki %1’lik oran, 2022 itibarıyla kaldırılmış ve bu tip teslimlerde genel oran %20’ye çıkarılmıştır.
Yani eskiden Türk bayraklı tekne satışlarında özel bir muafiyet varken artık yoktur; fakat yabancı alıcıya satış zaten ihracat kapsamında olacağından %0 KDV ile yapılabilmektedir. Sonuç olarak, bireysel tekne sahibinin LLC’ye yaptığı satışta KDV yükü doğma ihtimali düşüktür; satıcının vergi mükellefi olmaması ve işlemin fiilen yurtdışına satış niteliğinde olması nedeniyle.
Tapu Harcı ve Diğer Harçlar: “Tapu harcı” terimi gayrimenkul satışlarında alıcı ve satıcıdan ayrı ayrı alınan harcı ifade eder ve tekneler için birebir söz konusu değildir. Ancak tekne devrinde de benzer mahiyette bazı harç ve masraflar vardır. Tekne satışı, noter huzurunda yapılacaksa, noter satış senedi düzenlenmesi ve tasdiki ücrete tabidir. Noter harcı genelde tekne bedeli üzerinden binde oranla değil, maktu (sabit) veya sınırlı bir tarifeyle alınır (2025 itibarıyla taşıt satışlarında noter ücreti yaklaşık birkaç yüz TL mertebesindedir).
Bunun dışında, satış sözleşmesinin damga vergisi boyutu da bulunmaktadır.
Damga Vergisi Kanunu, belli bir bedel içeren sözleşmeleri binde 9,48 oranında damga vergisine tabi tutar. Tekne satışı için düzenlenen resmi senet veya sözleşme de bu kapsama girebilir. Ancak uygulamada, taşıt satışlarında noterlerde düzenlenen satış senetleri damga vergisinden istisna olabilmektedir veya harçla birlikte tahsil edilmektedir.
Yine de, yüksek bedelli bir tekne satışı yapılırken taraflar ayrıca bir satış anlaşması imzalarsa, bunun damga vergisi doğurabileceği akılda bulundurulmalıdır.
Liman tescil ve terkin harçları da ayrıca değerlendirilir: Teknenin Türk sicilinden terkin edilmesi ve satış nedeniyle çıkış işlemleri için Liman Başkanlığı’nda kayıt terkin harcı veya bağlama kütüğü ruhsat harcı ödenmesi gerekebilir. Bu tutarlar genellikle yüksek değildir (tekne boyu/tonajına göre değişen maktu harçlar söz konusu).
Örneğin, bağlama kütüğü ruhsatnamesi için yıllık harç, tekne boyutuna göre sabit bir bedeldir ve terkin işlemi sırasında o yılın harcı ödenmemişse tahsil edilebilir. ÖTV (Özel Tüketim Vergisi): Yeni tekne alımında uygulanan ÖTV, ikinci el satışlarda gündeme gelmez.
Ancak burada not etmek gerekir ki, 2017’de Türk vatandaşlarının yabancı bayraktan Türk bayrağına geçişi teşvik edilirken ÖTV muafiyeti sağlanmıştı. Bizim senaryomuzda ters yönde (Türk’ten yabancıya) bir hareket olduğundan ÖTV iadesi veya benzeri bir durum söz konusu olmaz; tekne zaten ÖTV’li olarak Türkiye’de kayıtlıydıysa, yurtdışına çıkarırken geri alınmaz.
Özetle vergisel değerlendirme: Teknenin LLC’ye devri durumunda Türk yatırımcı açısından gelir vergisi sadece belirli şartlarda (5 yıl içinde satış kazancı varsa) doğacak, KDV büyük olasılıkla uygulanmayacak, işlemin resmi harç maliyetleri ise gayrimenkul satışı kadar yüksek olmayacaktır.
Yine de işlem öncesinde, teknenin alım yılı ve maliyet bedeli, elden çıkarma fiyatı, elde tutma süresi gibi bilgiler ışığında bir vergi danışmanıyla kesin hesaplama yapılmalıdır.
Mükellefiyet doğsa bile, Türkiye-ABD çifte vergilendirme anlaşması gereği bazı muafiyetler veya karşılıklı vergi mahsupları olabileceği unutulmamalıdır (aşağıda bölüm 5).
Son olarak, tekne bir şirket aktifinde ise (örneğin Türk şirketinin malı olup LLC’ye satılıyorsa) durum değişir; bu halde KDV ve kurumlar vergisi boyutu ayrıca incelenmelidir.
Ancak soru özel olarak Türk yatırımcıların şahsi teknelerini LLC’ye geçirmesi olduğu için yukarıdaki değerlendirmeler şahıs mükellefiyeti perspektifinde yapılmıştır.
4. ABD Vergi Mevzuatı: Teknenin Amortismanı, IRS Raporlaması ve FATCA/FBAR Yükümlülükleri
Teknenin bir ABD LLC şirketine devredilmesiyle birlikte, ABD vergi boyutu da önem kazanır.
Burada iki temel durum söz konusu olabilir:
(i) Tekne, ABD’deki LLC tarafından sadece kişisel kullanım amaçlı tutulmaya devam edilebilir (yani herhangi bir gelir elde etmeyen bir şirket varlığı olarak kalır) veya (ii) LLC tekneyi ticari gelir elde etmek için kullanabilir (örneğin charter kiralama faaliyeti yürütmek).
Her iki durumda da, tekne ABD muhasebe ve vergi kurallarına göre şirket kayıtlarına girecektir.
Bu bölümde amortisman uygulaması, IRS’e yapılacak bildirimler ve FATCA/FBAR gibi uluslararası raporlama yükümlülükleri ele alınmıştır:
Amortisman ve Teknenin Aktifleştirilmesi: ABD vergi sisteminde, iş amaçlı kullanılan sabit kıymetler gibi tekneler de amortismana tabi varlık olarak değerlendirilebilir.
Eğer LLC, tekneyi gelir elde eden bir faaliyet kapsamında işletiyorsa (örneğin kiraya veriyorsa veya ticari taşımacılık yapıyorsa), teknenin satın alma değeri şirket muhasebesine varlık olarak kaydedilir ve ekonomik ömrü boyunca itfa edilir.
ABD’de tekneler genellikle 10 yıl gibi bir sürede (MACRS yöntemiyle) amorti edilebilir, ancak kesin amortisman süresi ve yöntemi teknenin kullanım tipine göre değişir (kiralama faaliyetinde kullanılan yatlar için genellikle 10-yıllık düz çizgi amortisman veya hızlandırılmış yöntem uygulanabilir).
Bu sayede, şirket teknenin maliyetini her yıl gider göstererek vergi matrahını azaltabilir. Örneğin LLC, tekneyi 1.000.000 USD değerden aktife aldıysa ve 10 yılda eşit amorti ediyorsa, her yıl için 100.000 USD amortisman gideri yazabilir.
Kişisel kullanım durumunda ise amortisman vergi açısından anlam ifade etmez; zira şahsi kullanım için varlık amortismanı vergi avantajı sağlamaz.
IRS, sahibinin kişisel eğlencesi için kullanılan yatlarda gider ve amortisman indirimine izin vermemektedir.
Yine de, LLC tekneyi kar amaçlı kullanmasa bile muhasebe kayıtlarında amortisman ayrılabilir, bu sadece vergi beyannamesinde dikkate alınmaz (ancak ileride tekne satılırsa amortisman birikmiş tutarı kazanç hesaplarında rol oynayabilir).
Kısaca, LLC tekneyi işletme amacıyla kullanırsa amortisman önemli bir vergi planlama aracı olabilir; kullanmazsa amortismanın pratik etkisi olmayacaktır.
ABD’de Vergi Raporlama Yükümlülükleri: Tekne bir ABD LLC’si üzerine alındıktan sonra, şirketin ABD vergi idaresi (IRS) nezdindeki yükümlülüklerine dikkat edilmelidir.
Öncelikle, tek ortaklı (single-member) ve yabancı ortaklı bir LLC, IRS tarafından “yok sayılan teşebbüs (disregarded entity)” kabul edilir. Bu, şirket seviyesinde bir gelir vergisi beyannamesi istenmediği anlamına gelse de 2017’den bu yana yürürlükte olan bir düzenleme uyarınca bütün yabancı ortaklı tek üyeli LLC’ler her yıl IRS’e belirli bilgi formlarını sunmak zorundadır.
Bu kapsamda, yabancı kişiye ait tek üyeli LLC’ler her yıl bir Form 5472 ve boş bir Form 1120 (Kurumlar Vergisi Beyannamesi formu) doldurup vermelidir.
Form 5472, şirket ile yabancı ortağı arasındaki “reportable transaction” denilen para hareketlerini (örneğin ortağın şirkete sermaye olarak para göndermesi, şirketten para çekmesi, masrafları karşılaması gibi) IRS’ye bildirmek için kullanılır. Bu formların zamanında verilmemesi durumunda minimum 25.000 USD ceza uygulanabilmektedir.
Dolayısıyla, teknesini LLC’ye devreden Türk yatırımcı, her yıl ABD’de deneyimli bir mali müşavir ile çalışıp bu formları beyan etmeye dikkat etmelidir.
Eğer LLC’nin birden fazla ortağı varsa (örneğin aile bireyleriyle ortak kurulduysa), şirket IRS nezdinde ortaklık (partnership) olarak değerlenecek ve yıllık Form 1065 ortaklık beyannamesi verme yükümlülüğü olacaktır. Bu durumda Form 5472 zorunluluğu kalkar, ancak bunun yerine ortaklık beyannamesi ve K-1 bildirimleri hazırlanmalıdır.
Tekne faaliyetinden gelir elde edilmesi halindeyse (örneğin ABD’de veya uluslararası sularda charter gelirleri), LLC’nin bu gelirlerinin ABD’de vergilenip vergilenmeyeceği analiz edilmelidir.
Genel kural olarak, yabancı ortaklı bir LLC’nin ABD dışında elde ettiği gelirler (ve ABD’de “efektif bağlantılı” bir ticari faaliyeti yoksa) ABD’de vergilendirilmez.
Yani Türk yatırımcının ABD’de vergi mukimliği yoksa ve LLC’nin geliri ABD kaynaklı değilse, federal gelir vergisi ödenmeyebilir.
Ancak bu durumda dahi IRS genellikle yıllık Form 1040-NR (yabancıların gelir beyanı) veya benzeri bir bildirimle gelirin ABD kaynaklı olmadığı beyanını görmek isteyebilir.
Örneğin, LLC Akdeniz’de charter yapıp tüm geliri Avrupa’dan elde ediyorsa, ABD vergisi çıkmasa bile bilgi amaçlı beyanlar verilebilir.
LLC’nin ABD’de ofisi, personeli veya bağlı işyeri (PE) durumu yoksa, vergisel yükümlülükleri asgari düzeyde kalacaktır.
Bununla birlikte, eğer tekne bir şekilde ABD’ye götürülüp orada kiralanırsa ya da LLC ABD içinde ticari faaliyete girişirse (marina işletmek vs.), o zaman “effectively connected income” doğacağı için vergiye tabi hale gelebilir.
Bu gibi durumlarda anlaşmalı bir CPA (yeminli mali müşavir) ile durumu değerlendirmek kritik önem taşır.
FATCA ve FBAR Yükümlülükleri: FATCA (Foreign Account Tax Compliance Act) ve FBAR (Foreign Bank Account Report) kısaltmaları, daha çok ABD vatandaşları ve ABD’de mali hesapları olan kişiler için önem taşısa da, uluslararası yatırımcıların da aşina olması gereken düzenlemelerdir.
Öncelikle Türk yatırımcının kendisi ABD vergi mükellefi olmadığı sürece, doğrudan FBAR beyanı gibi bir yükümlülüğü olmaz.
FBAR, ABD mukimlerinin yurtdışındaki finansal hesaplarını bildirmesini gerektirir; bizim senaryomuzda Türk yatırımcı ABD mukimi değildir, dolayısıyla kendi adına bir FBAR söz konusu değildir.
Ancak kurulan LLC’nin ABD dışında (örneğin Türkiye’de veya başka bir ülkede) banka hesapları olması durumunda, o LLC ABD’de kuruluş olsa bile yabancı hesapları varsa bunların IRS’e raporlanması gerekip gerekmediği değerlendirilmelidir.
Tek üyeli LLC’ler “disregarded” olduğu için, aslında onun yabancı hesapları ortağın hesapları gibi kabul edilip FBAR kapsamına girmez (zira ortak ABD’li değil).
Bu teknik detaylara rağmen, pratikte yatırımcının bir LLC banka hesabını ABD içinde açması ve tekneyle ilgili tüm finansmanı o hesap üzerinden döndürmesi, ek raporlama külfetini azaltacaktır. FATCA cephesine gelirsek: FATCA anlaşması, Türkiye’deki finansal kuruluşların ABD kişilerinin hesaplarını Türkiye Gelir İdaresi’ne raporlamasını ve oradan IRS’e iletilmesini öngörmektedir.
Bu bağlamda, LLC yabancı finansal kuruluş olmadığından FATCA kapsamında raporlama yapan taraf değildir; raporlanan taraf olma ihtimali ise şayet LLC’nin üyeleri ABD’li olsaydı gerçekleşirdi.
Ancak, Türk yatırımcı ABD’li olmadığı için LLC’nin finansal hesapları FATCA açısından “ABD kişisine ait hesap” sayılmaz.
Özetle, FATCA doğrudan devrede değildir.
Yine de, uluslararası vergi uyum standartları gereği Türk Gelir İdaresi, gerek görülen durumlarda Türk mukimlerinin yurtdışındaki şirketlerine ilişkin bilgi talep etme yetkisine sahiptir.
2022 itibarıyla Türkiye, “Yurtdışı Varlık Barışı” ve benzeri beyan süreçleriyle yurt dışı şirket/pay bildirimleri de almaktadır. Bu kapsamda, yatırımcının LLC’deki ortaklığını ve varlıklarını saklamak yerine, gerektiğinde şeffaf şekilde beyan etmesi ileride bir sorun yaşamamak için en güvenli yoldur.
Sonuç olarak, ABD’deki vergisel boyut, LLC’nin faaliyet durumuna bağlıdır.
Sadece tekneyi pasif olarak tutan bir LLC için vergisel yük daha ziyade raporlama ve formaliteden ibarettir. LLC aktif bir kazanç elde etmeye başlarsa, amortisman gibi avantajlar devreye girer ancak ABD’de vergi mükellefiyeti tartışmaları da gündeme gelir.
Türk yatırımcı hem ABD hem Türkiye tarafındaki yükümlülükleri izlemeli, birden fazla ülkenin vergi otoritesiyle muhatap olacağından profesyonel destek almalıdır.
Bu sayede, hem IRS hem de Türk Gelir İdaresi nezdinde yasalara uygun ve optimize edilmiş bir vergi planlaması sürdürmek mümkün olacaktır.
5. Türk–ABD Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması (ÇVÖA) Kapsamında Muafiyet ve İstisnalar
Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında 1996 yılında imzalanmış ve 1998’den beri yürürlükte olan bir Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması bulunmaktadır.
Bu anlaşma, iki ülkede de vergiye tabi olabilecek gelir türlerinin hangi ülkede nasıl vergileneceğini belirleyerek mükerrer vergilemeyi önlemeyi amaçlar.
İncelediğimiz senaryoda, teknenin mülkiyet devri ve olası gelirleri açısından ÇVÖA’nın getirdiği bazı hükümler önem taşır:
Sermaye Değer Artış Kazançları: ÇVÖA’nın sermaye kazançlarına ilişkin maddesi (Türkiye-ABD Anlaşması Madde 13), bir akit devlette mukim kişinin diğer akit devlette bulunan malvarlığını elden çıkarmasından doğan kazançların vergilenmesindeki yetkiyi düzenler.
Gayrimenkul varlıklar (taşınmazlar) için farklı, diğer varlıklar için farklı hükümler mevcuttur. Tekne bir taşınmaz olmadığı için, genel kural geçerli olacaktır: Bir Türk mukiminin bir tekneyi elden çıkarmasından doğan kazanç, sadece Türkiye’de vergilendirilebilir.
ABD-Türkiye Anlaşması, gemi ve uçakların gayrimenkul sayılmayacağını da belirtir. Nitekim benzer bir durum İngiltere Anlaşması’nda incelenmiş ve yat satış kazancının sadece Türkiye’de vergilendirileceği sonucu çıkmıştır.
Bu demektir ki, Türk yatırımcı teknesini ABD’deki LLC’ye sattığında Türkiye gelir vergisi uygulayabilir (önceki bölümde değinilen 5 yıl kuralı vb. kapsamında) ancak ABD bu satış kazancını vergilemeyecektir.
ABD’nin bu kazanç üzerinde vergileme hakkı ÇVÖA gereği bulunmadığından, çifte vergileme oluşmaz. Yatırımcı Türkiye’de vergisini öder, ABD ise vergi talep edemez.
Eğer farazi olarak ABD’de de bir vergi söz konusu olsaydı, anlaşma Türkiye’ye bir kredi (mahsup) mekanizması öngörüyor: Türk mukimi kişi yabancı ülkede vergi ödemişse, bunu Türkiye’de ödeyeceği vergiden mahsup edebilir. Ancak belirttiğimiz gibi bu işlemde ABD vergisi beklenmez.
Ticari Kazançlar ve Charter Gelirleri: Teknenin LLC bünyesinde işletilmesiyle elde edilebilecek gelirler (örneğin charter kazançları), anlaşmanın “Ticari Kazançlar” veya “Deniz Ulaştırmacılığı” maddeleri kapsamında değerlendirilebilir.
ÇVÖA tipik olarak uluslararası trafikte gemi işletmeciliğinden elde edilen kazançların yalnız mukim devlette vergilendirileceğini öngörür.
Ancak burada LLC’nin tekneyi nasıl işletildiği önemli: Eğer LLC uluslararası sularda sefer yapan bir gemi işletmecisi konumunda görülürse (ki özel yat charter’ı genellikle uluslararası trafik kapsamında değerlendirilmez, daha ziyade ticari kazanç sayılır), bu gelirlerin vergilenmesi faaliyet bazında incelenir.
Genel durumda, LLC’nin ticari kazançları eğer ABD’de bir işyeri (permanent establishment) olmaksızın Türkiye’de icra edilirse, bu kazançlar sadece Türkiye’de (mukim tarafından elde edilmiş sayılıp) vergilenir; ABD vergi uygulamaz.
Tersine, ABD’de bir işyeri vasıtasıyla kazanç elde edilirse ABD vergiler, Türkiye mahsuba izin verir. Örneğin LLC tekneyi Türkiye kıyılarında kiraya veriyor ve ABD’de bir işi yoksa, bu geliri Türkiye kendi vergi mevzuatına göre vergiler (yatırımcıya gelir vergisi veya Türkiye’de kurulu bir şirketse kurumlar vergisi) ve ABD bu gelir üzerinden vergi talep etmez.
Bu sayede aynı gelir iki kez vergilenmez. ÇVÖA’nın ilgili hükümleri, işyeri (PE) olmadığı sürece ticari kazancın yalnız mukimde vergileneceğini belirtir.
Bizim senaryomuzda LLC’nin Türkiye’de bir işyeri yoktur (sadece tekne varlığı vardır, o da işyeri sayılmaz). Bu durumda charter gelirleri de esasen mukim ülke (Türk yatırımcı) nezdinde vergilendirilecek kazançlardır.
Temettü, Faiz vb. Ödemeler: Teknenin devri veya işletilmesi kapsamında ileride olası parasal transferler (örneğin LLC’nin Türkiye’deki yatırımcıya kar payı dağıtması, faiz ödemesi vs.) durumunda anlaşmanın ilgili maddeleri devreye girer.
LLC bir ABD şirketi olduğu için, Türk mukime yapacağı kâr dağıtımları normalde ABD’de %30 stopaja tabi bir FDAP geliri sayılabilir. Ancak ÇVÖA, temettüler için bu stopajı genellikle %15 gibi bir oranda sınırlar (eğer yatırımcı doğrudan hâkim ortaksa %5’e kadar inebilir).
Öte yandan, LLC’ler genellikle pass-through olduğundan kâr dağıtımı teknik olarak yapılmaz; kazanç zaten ortağa akmış sayılır. Yine de anlaşma prensip olarak çifte vergilemeyi önlemek adına, bu tür pasif gelirlerde oransal bir tavan ve mahsubiyet kuralı getirir.
Miras ve İntikal Vergileri: ÇVÖA, kapsamına miras vergisini de almaktadır. Bu, bir Türk mukiminin ABD’deki varlıklarının intikali veya tersi durumlarda her iki ülkenin de vergi almaya çalışmasını engelleyen hükümler içerdiği anlamına gelir.
ABD, yabancıların ABD varlıkları için federal estate tax uyguluyor demiştik. Anlaşma, muhtemelen “mukimin bulunduğu ülke vergiler, diğer ülke muaf tutar veya kredi verir” şeklinde bir düzenleme öngörür.
Örneğin, Türk yatırımcı vefat ettiğinde ABD LLC’deki payları ABD veraset vergisine tabi tutulursa, Türkiye bu vergiyi kendi hesaplayacağı miras vergisinden mahsup edebilir veya anlaşma uyarınca bu durumda sadece biri vergileyebilir. Nitekim anlaşma, çifte vergilemenin önlenmesi için devletlerin gereken muafiyet veya mahsupları uygulayacağını belirtir. Dolayısıyla, LLC yapısı nedeniyle ortaya çıkabilecek uluslararası miras vergisi riskleri de anlaşma kapsamında hafifletilebilir.
Özetle, Türk-ABD ÇVÖA’sı, bu senaryoda Türk yatırımcıyı çifte vergi yükünden koruyan bir emniyet supabı gibidir. Tekne satış kazancının sadece Türkiye’de vergilenmesi, olası charter kazançlarının sadece mukimlik ülkesinde vergilenmesi veya vergi çıkmaması halinde diğer ülkenin de almaması gibi sonuçlar anlaşma sayesinde netlik kazanır. Yatırımcının dikkat etmesi gereken husus, her iki ülkenin ilgili gelir türlerine uyguladığı tanımların ve prosedürlerin doğru şekilde takip edilmesidir.
Örneğin, bir gelir ABD’de vergiye tabi değilse bunu Türk makamlarına ispat için ABD’de vergilenmediğini gösteren belgeler sunmak gerekebilir.
Anlaşma hükümleri doğru uygulandığında, çifte vergilendirme olmamakta, hatta bazen tek taraflı vergileme dahi minimize olmaktadır. Bu nedenle, yatırımcıların bu tip uluslararası yapılandırmalarda ÇVÖA maddelerini danışmanları aracılığıyla inceleyip azami fayda sağlayacak şekilde hareket etmeleri önerilir.
6. Offshore Yapının Bankacılık, Sigorta, Bakım, Marina ve Charter Kısıtları Açısından Etkileri
Teknenin mülkiyetinin bir offshore şirkete (ABD LLC’ye) devredilmesi, günlük operasyon ve lojistik konularda da bir takım değişiklikler ve kısıtlamalar getirir.
Bu bölümde, bankacılık, sigorta, bakım/onarım, marina konaklaması ve charter (ticari kiralama) faaliyetleri bakımından offshore yapının pratik etkileri analiz edilmektedir:
Bankacılık ve Ödeme İşlemleri: Tekne giderlerinin ödenmesi, mürettebat maaşları, marina ücretleri gibi ödemelerde artık muhatap yabancı bir şirket olacaktır. LLC adına bir ABD banka hesabı açılarak tekneyle ilgili tüm harcamaların bu hesap üzerinden yapılması mümkündür.
Örneğin, Türk yatırımcı kendi şahsi hesabından değil, LLC’nin hesabından bakım masrafı ödeyecektir. Bunun avantajı, şirket giderlerinin muhasebeleşmesi ve finansal kontrolün tek elden yapılmasıdır. Ancak Türkiye’de birçok marina, yakıt istasyonu veya hizmet sağlayıcı ödemeyi TL olarak ve yerel banka hesaplarından istemektedir.
Yabancı bir şirket Türkiye’de kolayca banka hesabı açamadığından (şubesi yoksa), pratikte yatırımcı genellikle kendisi öder, sonra şirketten kendine masraf iadesi yapar.
Bu da dikkat edilmesi gereken bir husustur; çünkü LLC’den yatırımcının kişisel hesabına para transferleri yapılması durumunda ileride vergi otoriteleri bunun dağıtım mı yoksa gider karşılığı mı olduğunu sorgulayabilir. Bu nedenle titiz bir kayıt tutma ve her harcamanın tekne gideri olduğunu belgeleme önemlidir.
Alternatif olarak, bazı yatırımcılar offshore şirketleri için Türkiye’de döviz tevdiat hesabı açma yoluna gitmektedir (bunun için bazı bankalar vergi numarası alıp hesap açabiliyor). Böyle bir hesap açılırsa, LLC tekneyle ilgili ödemeleri Türkiye’deki hesabından TL’ye çevirerek yapabilir.
Bankacılık tarafında bir diğer konu döviz transferleridir: Yatırımcı Türkiye’den LLC’ye tekne alımı için para gönderecekse (sermaye veya kredi olarak), bunun Sermaye Hareketleri Genelgesi açısından değerlendirmesi gerekir. Kişi yurt dışındaki kendi şirketine para gönderebilir, ancak büyük meblağlar finansal istikrar gereği bildirime tabi olabilir.
Ayrıca, Türkiye’de tekneden elde edilecek bir gelir olursa (örneğin yabancılara charter yapıldı), bu gelirin yurt dışına transferi de banka aracılığıyla yapılacağından, ilgili döviz transfer kodlarına uygun şekilde gerçekleştirilmelidir.
Sonuç olarak, offshore yapı bankacılık işlemlerini daha karmaşık hale getirebilir, ancak doğru kurgulandığında büyük bir engel teşkil etmez.
Pek çok offshore tekne sahibi, bu işlemleri kolaylaştırmak için ödeme aracı olarak kredi kartlarını kullanmaktadır. Örneğin, LLC adına çıkarılan bir kredi kartı ile tüm marina, yakıt, market harcamaları yapılır; ay sonunda kart ekstresi tek bir ödemeyle kapatılır. Böylece her seferinde uluslararası havale gerekmez.
Sigorta: Teknenin sigortalanması konusunda offshore sahiplik ve yabancı bayrak faktörleri göz önünde bulundurulmalıdır. Türk bayraklı tekneler genellikle Türk sigorta şirketlerinden poliçe alırken, yabancı bayraklı tekneler için uluslararası sigorta şirketleri devreye girebilir.
LLC yapısının avantajı, dünyanın her yerinde geçerli kapsamlı poliçeleri daha kolay temin edebilmektir. Örneğin Londra merkezli P&I (Protection & Indemnity) kulüpleri veya diğer deniz sigortacıları, yabancı şirket mülkiyetindeki teknelere uygun koşullarda poliçe sunabilir.
Primler bakımından, teknenin bayrağı, kullanım şekli ve rotası belirleyici olur. Yabancı bayraklı bir tekne Türkiye’de ikamet etse dahi, Türk sigorta şirketleri onu yabancı muamelesi yaparak biraz daha yüksek prim uygulayabilir veya bazı teminatları kısıtlayabilir.
Öte yandan yabancı sigortacılar (örneğin Lloyd’s underwriters) global risk havuzundan fiyatlama yaptığı için uygun teklif verebilir. Önemli olan, poliçede tekne sahibi olarak LLC’nin belirtilmesi ve hak lehdarının doğru yazılmasıdır.
Her yıl yenilenmesi gereken sigortada, LLC’nin iyi bir risk profili sunması (örneğin geçmiş hasar kaydı olmaması) primlerin düşük tutulmasına yardımcı olur. Bir diğer husus da hasar anındaki tazminat süreçleridir: Türk mahkemeleri yerine genellikle Londra tahkim veya ilgili yargı seçilir, bu durum çözüm mekanizmasını değiştirir.
Sonuç olarak, offshore yapının sigorta temininde ciddi bir dezavantajı yoktur; aksine uluslararası sigorta piyasasına erişim kolaylaşır. Yatırımcı, teknesini güvence altına almak için hem Türk hem yabancı sigorta brokerlerinden teklif alarak en kapsamlı teminatı en uygun maliyetle sağlayabilir.
Bakım, Onarım ve Yedek Parça Temini: Teknenin bakım ve onarımları Türkiye’de yaptırılmaya devam edilecekse, yabancı bayraklı hale gelmesi bazı gümrük/vergi etkileri yaratabilir.
Türkiye, yabancı bayraklı yatların bakım-onarım hizmetlerinden yararlanmasını teşvik etmek için geçmişte KDV istisnası gibi uygulamalar yapmıştı; ancak gezi/özel teknelere limanlarda verilen hizmetlerdeki KDV muafiyetleri kaldırıldı ve standart hale getirildi.
Bu şu anlama gelir: Tekne yabancı da olsa Türk tersanesinde bakım gördüğünde fatura KDV’li olabilir. Bunun istisnası, eğer bakım hizmeti ihracat sayılırsa (yani tekne bakım sonrası yurtdışına çıkış yaparsa) olabilir, fakat artık tekne Türkiye’de bulunacağından tam ihracat kapsamına girmeyebilir. Yedek parça ve teçhizat temininde ise, yabancı bir teknede kullanılmak üzere gelen parçalar gümrük rejimine tabi olabilir.
Transitlog kapsamındaki bir yabancı tekneye gelen yedek parçalar, gümrük vergisiz transit malzeme olarak geçebilir; ancak montaj sonrası teknede kalacaktır.
Türk bayraklı olsaydı, getirilen parçalar zaten iç piyasadan temin ediliyor olacaktı. Bu açıdan vergisel taraf nötr veya ufak dezavantajlı olabilir.
Bir diğer pratik konu, servis sağlayıcıların artık fatura keserken bir vergi numarası isteyebileceğidir: Örneğin bir marina, şirket adına fatura düzenleyecekse LLC’nin vergi kimlik numarasını (Tax ID) veya varsa Türkiye’de temsilcilik vergi numarasını sorabilir.
ABD EIN numarası Türkiye’de vergi kimlik olarak geçmez, dolayısıyla belki pasaport numarası gibi bir alternatif kullanılır. Bu gibi küçük bürokratik pürüzler olasıdır.
Bunun dışında bakım/onarım kalitesinde veya erişiminde bir değişiklik olmaz; tekne yine aynı atölyelere, ustalara gidebilir. Hatta bazen yabancı bayraklı tekneler daha özenli hizmet alabiliyor, çünkü döviz üzerinden işlem yapan lüks yat segmentine dahil görülüyorlar.
Marina Konaklaması ve Seyir İzinleri: Yabancı bayraklı bir tekne olarak Türkiye’de kalmaya devam etmek, marinada kalış prosedürlerinde bazı farklılıklar getirir.
Türk bayraklı bir tekne sahibi, yılda bir bağlama ruhsat harcı ödeyip teknesini marina kontratı ile tutabiliyorken, yabancı bayraklı teknelerin Transitlog belgesi altında kalması gerekir. Transitlog (Yat Kayıt Belgesi), yabancı teknelerin Türk sularında belirli bir süre seyir yapma ve konaklama izinlerini düzenleyen belgedir.
Genelde 2 yıl süreyle verilir ve tekne sahibi veya kaptanı tarafından giriş limanında alınır. Her 2 yılda bir Türkiye’den çıkış yapıp yeniden girişte yeni transitlog alınması istenir. Bu, pratikte bazı yatırımcılar için külfetli olabilir (örneğin Yunan adasına kısa bir seyir yapıp dönmek gerekebilir).
Ayrıca yabancı tekneler sadece Turizm Bakanlığı belgeli yat limanlarında kışlayabilir, gelişigüzel koylarda uzun süre bırakılmaları Kabotaj Kanunu gereği kısıtlanmıştır.
Marinada kalma ücretleri bakımından genelde Türk veya yabancı ayrımı yapılmaz, teknenin boyutuna göre ücret belirlenir; fakat bazı marinalar TL bazlı tarifeyi sadece Türk teknelere uygularken yabancılardan döviz isteyebilir.
Bu da offshore yapının küçük bir dezavantajı olabilir. Örneğin Türk bayraklı tekneye yıllık kontrat TL cinsinden verilerek kur sabitlenirken, yabancıdan Euro talep edilip kur artış riskini marina üstlenmeyebilir.
Ayrıca resmi makam kontrollerinde (sahil güvenlik vs.) tekne evrakının (sigorta, kayıt vb.) tam ve güncel olması aranır; yabancı bayraklı tekneler için pasaport ve son giriş mührü gibi belgeler de sorulabilir.
Liman denetimleri yabancı teknelere zaman zaman daha dikkatli yaklaşabilir, zira kaçak ticari faaliyet yapıp yapmadıkları denetlenir.
Özetle, marina ve seyir konusunda offshore yapı ile daha sıkı belge takibi ve periyodik çıkış zorunluluğu gündeme gelir, bunun dışında ciddi bir engel yoktur.
Charter (Ticari Kiralama) Faaliyetleri: Offshore yapı ve yabancı bayrak konusunun belki de en önemli pratik etkisi, teknenin ticari amaçla kullanılmasındaki kısıtlardır.
Türkiye, kendi vatandaşlarına ve şirketlerine ait Türk bayraklı teknelerin ülke içinde ticari faaliyet yapma hakkını (kabotaj) saklı tutar.
Yabancı bayraklı özel tekneler, Türk karasularında ücretli yolcu alamaz, charter yapamaz; bunu yapabilmeleri için özel izin gerekir veya ancak yolcularını yurt dışından alıp Türkiye’ye turistik giriş yapabilirler.
Örneğin ABD bayraklı bir yatın Bodrum’da bir hafta boyunca Türk müşterilere kiralanması yasal olarak mümkün değildir. Kültür ve Turizm Bakanlığı yabancı ticari yatlara sadece belirli şartlarda transit yolcu indirip bindirme izni verebilir, o da genelde yolcusuz gelip yolcusuz çıkmak şeklinde kısıtlıdır.
Dolayısıyla, eğer yatırımcı teknesini zaman zaman kiraya vererek gelir elde etmek niyetindeyse, yabancı bayrak ciddi bir engeldir.
Bu sorunu aşmak için bazı yatırımcılar teknelerini yaz sezonunda Yunanistan veya Hırvatistan gibi komşu ülkelerde kiraya verip, misafirleri oradan alarak Türkiye’ye tura getirip götürmektedir. Bu uluslararası charter operasyonları mümkündür fakat daha karmaşık bir lojistik ve izin süreçleri gerektirir.
Bir diğer yol da, yabancı şirketin Türkiye’de bir acente ile çalışıp Turizm Bakanlığı’ndan geçici charter ruhsatı almasıydı; ancak bu da kolay olmayan ve vergi/izin boyutu olan bir iştir.
Buna karşın, tekne Türk bayraklı olsaydı bir şirket kurup Ticari Yat İşletme Belgesi alınarak Türkiye’de charter yapılabilirdi. Offshore yapıda bundan feragat edilmesi gerekir. Öte yandan, yabancı bayraklı bir tekneyle uluslararası charter gelirleri elde etmek mümkündür.
LLC yapısı bu açıdan avantaj sağlayabilir: Örneğin tekne bir sezon Akdeniz’de (Türkiye dışında) charter yapar, sonraki sezon Karayipler’e gider orada kiralanır – tüm bu gelirler LLC’de toplanır ve uluslararası bir iş modeli uygulanır.
Nitekim Esta Yachting gibi danışmanlar, offshore şirket üzerinden kayıtlı teknelerin uluslararası charter faaliyetleriyle gelir elde etmesini mümkün kıldığını belirtmektedir. Bu yöntem, gelirlerin Türkiye’ye getirilmemesi ve ABD dışında birikmesi şeklinde bir planlama içerir. Ancak Türk yatırımcı açısından bakıldığında, bu gelirler nihayetinde şahsına intikal edeceği için kendi vergi beyannamesine dahil etmesi gerekecektir. Özetle, offshore yapı Türkiye içi ticari kullanımda dezavantaj, uluslararası ticari kullanımda esneklik getirir. Yatırımcı teknesini tamamen özel kullanımda tutuyorsa bu kısıtlar onu etkilemez; ama gelecekte charter gibi bir düşünce varsa bayrak ve sahiplik yapısını tekrar gözden geçirmelidir.
Sonuç olarak, offshore şirket üzerinden tekne sahibi olmanın operasyonel boyutta getirdiği bazı ekstra işlemler ve kısıtlar mevcuttur.
Bankacılık işlemleri biraz daha uluslararası hale gelir, sigorta piyasası genişler, bakım ve marina konularında belge ve prosedür artar, charter konusunda ise kabotaj sınırlamaları devreye girer.
Ancak bunların hiçbiri çözümsüz değildir: Doğru planlama ve danışmanlıkla, offshore tekne sahipleri günlük operasyonlarını sorunsuz sürdürebilmektedir.
7. Alternatif Yapılar: Türk Şirketi Üzerinden Sahiplik, Ayni Sermaye Koyma, Hisseli Sahiplik Modelleri
Tekneyi ABD merkezli bir LLC üzerine geçirmek tek çözüm değildir; yatırımcıların durumuna göre farklı yapılandırma seçenekleri de mevcuttur.
Bu bölümde, Türk şirketi üzerinden sahiplik, tekneyi şirket sermayesine ayni sermaye olarak koyma ve hisseli (ortaklı) sahiplik modelleri gibi alternatifler değerlendirilmiştir:
Türk Şirketi Üzerinden Sahiplik: Yatırımcı, teknesini yabancı bir şirket yerine Türkiye’de kurulu bir şirketin (örneğin bir Limited Şirket veya Anonim Şirket) aktifine alabilir.
Bu durumda tekne yine bir tüzel kişilik tarafından tutulmuş olur, fakat bu tüzel kişilik Türk hukukuna tabidir.
Böyle bir yapının avantajı, teknenin Türk bayrağını koruyabilmesidir.
Şirket Türk olduğu için (ortaklarının çoğunluğu Türk vatandaşı olmak kaydıyla) tekne Türk gemi sicilinde kalabilir.
Ayrıca Türkiye’de şirket üzerinden tekneyi işletmek, özellikle charter planları varsa, resmi olarak faaliyet yapma imkânı sağlar.
Yatırımcı bir yat işletmeciliği şirketi kurup teknesini sermaye koyarak ya da satarak bu şirkete devredebilir; ardından şirket adına Ticari Yat işletme belgesi alarak yerli/yabancı turistlere kiralama yapabilir.
Bu sayede kabotaj engeline takılmadan Türkiye’de charter faaliyeti yürütülebilir.
Türk şirket yapısı ayrıca yerel finansmana ve teşviklere erişimde kolaylık sağlar (örneğin bir banka, Türk bayraklı tekneye karşılık Türk şirketine kredi vermeye daha sıcak bakabilir; zira rehin/ipotek işlemleri Türkiye’de yapılabilir).
Ancak Türk şirket yapısının da dezavantajları vardır: Öncelikle Türkiye’de şirketler kazançları üzerinden %20 (2023 için %25) kurumlar vergisi öderler.
Teknenin ileride satılması durumunda şirket kazancı oluşursa kurumlar vergisine tabi olur (TUGS’a kayıtlı değilse istisna yoktur).
Şirket masrafları (muhasebe, defter tasdik, beyanname) süreklilik arz eder.
Ayrıca önemli bir konu, teknenin şahsi kullanımı halinde vergisel durumdur: Eğer yatırımcı tekneyi kendi şirketine koyup şahsi gezilerinde kullanırsa, vergi otoritesi bunu şirketin ortağına örtülü kazanç aktarımı veya menfaat temini olarak değerlendirebilir.
Bu durumda şirket giderlerinin bir kısmı kabul edilmeyebilir veya ortağa piyasa rayicine göre fatura kesilmesi gerekebilir (sanki tekneyi kiralamış gibi). Kısacası, Türk şirket yapısı, teknenin tam ticari işletme olarak kullanılmasına uygun olup, yalnızca kişisel kullanım amaçlıysa vergi açısından bazı karmaşıklıklar yaratabilir.
Diğer yandan miras planlaması açısından bakarsak, şirket hisselerinin intikali teknenin intikalinden daha kolay olabilir; ancak Türk hukukunda mirasçılar yine zümre paylarıyla şirkete ortak olacağından, bu teknenin yönetiminde anlaşmazlık çıkarabilir.
Buna çözüm olarak, yatırımcı sağken önlemler alıp şirket hisselerini paylaştırabilir veya miras sözleşmeleri yapabilir.
Sonuç olarak, Türk şirketi üzerinden sahiplik, bayrak avantajı ve yerel faaliyet kolaylığı sağlasa da vergi yükü ve bürokrasi anlamında dikkat gerektiren bir alternatiftir.
Tekneyi Şirkete Ayni Sermaye Koyma: Yatırımcı tekneyi nakden satmak yerine, bir şirkete ayni sermaye olarak da koyabilir.
Ayni sermaye, nakit dışındaki malvarlığı unsurlarının şirket sermayesine konulmasıdır. Örneğin yatırımcı bir anonim şirket kurup tekneyi değerleme yaptırarak şirketin sermayesine katkı olarak koyabilir ve karşılığında hisse alabilir.
Bu yöntemin en büyük avantajı, devrin vergisiz gerçekleşebilmesidir. Normalde tekneyi şirkete satarsa değer artış kazancı, KDV vs. gündeme gelebilir; ama ayni sermaye koymada durum farklıdır.
Türk vergi mevzuatında sermaye konulması işlemleri belirli şartlarla vergiden istisna tutulur. Özellikle Kurumlar Vergisi Kanunu md.19-20’de, bir işletmenin malvarlığının bir kısmını yeni kurulan bir şirkete sermaye olarak koyması (devir) durumunda vergileme yapılmayabileceği düzenlenmiştir.
Burada teknik olarak kişi tekneyi sermaye koyunca, şirket borçlanmaz, kişi de nakit almaz; sadece hisse sahipliği elde eder.
KDV Kanunu’nda da kuruluşta konulan sermaye unsurları teslim sayılmadığı için KDV doğmaz. Tabii ki bu işlemin hukuki prosedürü vardır:
Tekneye bilirkişi tarafından değer biçilmeli, mahkemeden atanacak bilirkişi raporu ve uzman raporlarıyla değer tespiti yapılmalı, şirket esas sözleşmesine bu ayni sermaye yazılmalı ve ticaret siciline tescil edilmelidir.
Ayrıca tekne siciline de, bu teknenin filan şirkete sermaye olarak konulduğu şerh düşülecektir. Bu biraz zaman ve masraf gerektirse de (değerleme ücreti vb.), sonuçta vergi ödemeden şirketleştirme imkanı sunar. Yatırımcı bu yöntemle tekneyi örneğin bir Türk anonim şirketine koyabilir; bu anonim şirket belki sadece tekne yönetimi için kurulur.
İleride şirket tekneyi satarsa o zaman vergileme gündeme gelir, ancak 2 tam yıl şirkette kaldıktan sonra satış olursa kurumlar vergisinde %50 kazanç istisnası gibi avantajlar olabilir (bu istisna sadece taşınmazlar ve iştirak hisseleri için, tekne bu kapsama girmez tartışması var; büyük ihtimalle girmez). Ayni sermaye seçeneği, LLC gibi yabancı yapıda da düşünülebilir mi? Teorik olarak evet, kişi tekneyi bir yabancı şirkete sermaye olarak koyabilir.
Fakat ABD’de Delaware LLC kuruluşlarında ayni sermaye kavramı bizimki gibi şekli değildir; üyeler şirkete para dışında bir varlık koyabilir ve karşılığında işletme sözleşmesiyle pay alabilir.
Bu durumda Türkiye’deki devir işlemi gene satış gibi ele alınır, çünkü bir yabancı şirkete bedelsiz bile verilse değer artışı sayılabilir. Dolayısıyla ayni sermaye modeli daha çok Türk şirket alternatifinde vergi planlaması için öne çıkar. Ezcümle, yatırımcı vergi ödemeksizin tekneyi bir şirkete aktarmak istiyorsa, uzmanlarla birlikte ayni sermaye koyma yolunu değerlendirebilir.
Hisseli Sahiplik Modelleri (Ortak Mülkiyet): Bir diğer alternatif yapı, teknenin birden fazla kişi tarafından ortaklaşa sahip olunmasıdır.
Bu, formel bir şirket kurmadan da gerçekleştirilebilir. Türk Medeni Kanunu’na göre birden fazla kişi bir taşınır mala paylı mülkiyetle sahip olabilir.
Gemi Sicili’nde de bir tekne birden çok kişi adına paylı olarak tescil edilebilir; bu durumda her kişinin gemi payı oranı sicile işlenir.
Eğer yatırımcı tekneye bir ortağı dahil etmek istiyor ama karmaşık şirket kurmak istemiyorsa, güvendiği kişiyle noterde bir ortaklık sözleşmesi yapıp tekneyi ortak adlarına tescil ettirebilir.
Bu model, masrafları ve sorumlulukları paylaşmak isteyen, yılın belli dönemlerinde tekneyi kullanmayı planlayan ortaklar için uygun olabilir. Hisseli sahiplikte vergi boyutu, teknenin satışı olmadığı için başlangıçta ortaya çıkmaz (kişinin payını başkasına devretmesi durumu hariç). Örneğin iki arkadaş bir tekneyi yarı yarıya alıp her biri bedelin yarısını öderse, ne KDV ne değer artış vergisi gündeme gelir; çünkü bu bir ortak alım işlemidir.
Dezavantajı ise, yönetim ve kullanımda uyum gerekliliğidir. Ortaklar arasında kullanım takvimi, masraf paylaşımı gibi konular açıkça anlaşılmalıdır. Aksi halde uyuşmazlık çıkabilir ve paylı mülkiyet sonlandırılması (teknenin satılıp parasının paylaşılması) gerekebilir.
Bir başka hisseli model de profesyonel olarak uygulanan fractional ownership (kısmi mülkiyet) sistemleridir. Bazı şirketler, pahalı yatları 4-5 hisseli paketler halinde satarak her ortağa belirli haftalar kullanım hakkı verirler. Bu model Türkiye’de de yavaş yavaş görülmektedir.
Eğer yatırımcı tekneyi tam kullanmayacaksa, kendi teknesini böyle bir programla diğer güvenilir kişilerle bölüşebilir. Offshore yapıya göre bu model daha az vergi planlaması sağlar belki ama kullanım maliyetlerini ciddi oranda düşürür.
Hisseli sahipliğin bir türü de tekneyi bir donatma iştiraki olarak işletmektir. Donatma iştiraki, bir gemi (ticari amaçlı) birden çok donatan tarafından işletildiğinde oluşan adi ortaklık benzeri bir yapıdır ve TTK’da düzenlenmiştir. Bu genelde büyük ticari gemiler için geçerlidir, yatlarda uygulanmaz; ancak konsept olarak bir grup kişi bir araya gelip tekneyi işletirlerse böyle bir ortaklık oluşabilir.
Offshore Alternatifleri: ABD LLC yerine başka offshore yapılar da düşünülebilir. Örneğin bir Malta şirketi veya Marshall Adaları şirketi üzerinden tekne sahibi olmak, bayrak ve vergi avantajları açısından farklı sonuçlar doğurabilir.
Malta gibi AB ülkelerinde bir şirket sahibi olmak, tekneye AB bayrağı çekmek isteyenler için avantajlıdır (özellikle AB sularında dolaşım serbestisi ve İspanya, Fransa gibi limanlarda daha kolay kabul görmek için).
Marshall Adaları veya Cayman gibi bölgeler ise tamamen vergisiz ve gizlilik odaklı yapılar sunar. Bu yapılar arasında ABD LLC’sinin öne çıkma sebebi, ABD’nin güvenilir hukuk sistemi, Delaware gibi eyaletlerin hızlı ve düşük maliyetli kurulumu, ve ABD’nin CRS dışında kalmasıyla gelen gizlilik avantajıdır.
Ancak her yatırımcının ihtiyacı farklıdır; bu nedenle diğer offshore bayrak ve şirket opsiyonları da kıyaslanmalıdır. Mesela Polonya bazı yat sahiplerine AB bayrağı için kolay kayıt imkanı sunar; Panama, Belize gibi ülkeler de yat kaydı popüler yerlerdir. Bu ülkelerde de şirket kurularak tekne tescili yapılabilir. Her birinin bayrak masrafı, yıllık ücreti, tanınırlığı gibi unsurlar değerlendirilmelidir.
Yukarıdaki alternatif yapılar göz önüne alındığında, yatırımcı kendi önceliklerine uygun yolu seçmelidir. Eğer hedef sadece vergi avantajı değil, aynı zamanda Türkiye’de de ticari esneklikse, Türk şirket modeli mantıklı olabilir. Eğer tekne tamamen kişisel kullanımda kalacaksa ve vergi yükü minimal olsun isteniyorsa, belki hiçbir şirket kurmadan doğrudan elde tutmak (5 yıl kuralını geçince satmak gibi) en basit yol olabilir.
Birden fazla aile üyesi veya arkadaş işle ortak kullanım düşünülüyorsa, hisseli sahiplik modelleri değerlendirilebilir.
Her yapının hukuki ve vergisel sonuçları ayrı ayrı analiz edilmelidir. Gerekirse yatırımcı önce bir danışmandan fizibilite alıp, “LLC mi, Türk şirketi mi, yoksa mevcut durumu korumak mı” sorusuna net cevap bulmalıdır.
Unutulmamalıdır ki, bu tür devir ve yapılandırmalar bazen geri döndürülmesi zor yollardır (özellikle bayrak değiştirmek, tekrar geri getirmek gibi). Bu yüzden bütün alternatifler kapsamlı şekilde masaya yatırılıp en optimal çözüm uygulanmalıdır.
8. Pratik İşlem Akışı: Belgeler, Apostil, Noter, Temsilcilik ve Süre Tahmini
Son olarak, tüm bu planlamaların hayata geçirilebilmesi için pratikte atılması gereken adımları ve süreçte ihtiyaç duyulan belgeleri rapor formatında özetleyelim.
Türk bayraklı özel bir teknenin ABD merkezli bir LLC üzerine devri işlemini adım adım ele alalım:
ABD’de LLC Kuruluşu: İlk adım, tekneyi devralacak olan ABD şirketinin kurulmasıdır. Genellikle Delaware veya Wyoming gibi eyaletler tercih edilir. Delaware eyaletinde bir LLC kuruluşu çevrimiçi olarak birkaç günde tamamlanabilir. Yatırımcı bu noktada uzman bir şirket kuruluş hizmeti kullanarak LLC’nin Kuruluş Sertifikası (Certificate of Formation) belgesini alır. LLC’nin tek üyesi yatırımcının kendisi veya belirlediği kişiler olur. Şirketin adı genelde tekneyle ilişkilendirilebilir (örn. “BlueOcean LLC”). Kuruluş maliyeti birkaç yüz dolar civarındadır. Kuruluş tamamlandıktan sonra, şirket için bir EIN (Employer Identification Number) vergi numarası alınması gerekir (IRS’e SS-4 formu ile başvurularak). Bu numara, ileride banka hesabı açmak ve IRS formlarını doldurmak için lazımdır. LLC’nin dahili işletme sözleşmesi (Operating Agreement) hazırlanır ve üye tarafından imzalanır. Bu belgede özellikle şirketin tekneyi satın almasına izin veren bir karar alması faydalı olacaktır. Tüm ABD belgelerinin apostilli nüshaları temin edilmelidir (Delaware belgelerini Delaware Secretary of State apostil edebilir). Bu apostilli evrak Türkiye’de kullanılacağı için gereklidir.
Türk Tarafında Hazırlık ve Değerleme: Tekneyi devredecek Türk yatırımcı, öncelikle teknesinin tüm yasal evrakını gözden geçirmelidir. Bağlama kütüğü ruhsatnamesi, varsa tonilato belgesi, güncel sigorta poliçesi, vergi makbuzları, bağlama harcı makbuzları gibi belgeler tam olmalıdır. Teknenin son durumuna göre bir değer tespiti yapılmasında fayda vardır; zira satış işlemi gerçek bir bedel üzerinden gerçekleşmelidir. Bu değerleme için bağımsız bir eksper kullanılabilir veya piyasada benzer teknelerin fiyatları araştırılarak bir rakam belirlenir. Değer belirleme özellikle, ileride Türk vergi idaresine karşı tutarlı bir savunma için önemlidir (çok düşük bedel gösterilirse vergi kaçırma ithamı gelebilir, çok yüksek gösterilirse gereksiz vergi riski doğar). Optimal olarak teknenin piyasa rayicine yakın bir satış bedeli belirlenecektir.
Satış Sözleşmesi veya Noter Satış Senedi: Teknenin LLC’ye devri bir satış işlemi şeklinde yapılacaktır. Taraflar bir satış ve devir sözleşmesi hazırlayabilir. Bu sözleşmede satıcı (Türk yatırımcı) ve alıcı (LLC) bilgileri, tekne tanımı, satış bedeli ve koşulları yazılır. Alıcı LLC’yi temsilen imza atacak kişi belirlenmelidir. Genellikle yatırımcı kendisi aynı zamanda LLC’nin yetkilisi olacağından, alıcı tarafı da temsil edecektir. Ancak tek bir kişinin hem satıcı hem alıcı olarak işlem yapması sıkıntı yaratabilir; bu nedenle ABD’de LLC adına farklı bir yetkili tayin edilebilir (örneğin yatırımcının eşi veya güvendiği bir avukat). Bu kişi için LLC tarafından düzenlenmiş bir vekaletname gerekir. LLC’nin hazırlayacağı vekaletname, teknenin satın alınması ve gerekli evrakın imzalanması hususlarını içermelidir. Bu vekalet ABD’de noterlenip apostillenerek Türkiye’ye getirtilir. Ardından, satış sözleşmesi Türkiye’de noterde düzenlenir. Noter, LLC’nin tüzel kişiliğini ve temsilcisinin yetkisini apostilli belgelerden ve tercümelerinden kontrol eder. Satıcı ve alıcı temsilcisi huzurunda teknenin satışı gerçekleştirilir. Satış bedelinin ödendiğine dair genelde bir çek, makbuz veya dekont sunulur. Ödeme genellikle döviz cinsinden, banka havalesiyle yapılır ve sözleşmede belirtilir. Noter, satış senedi düzenleyerek taraflara imzalatır. Bu resmi senet, teknenin mülkiyetini LLC’ye devrettiğinizi kanıtlayan belgedir.
Liman Başkanlığı ve Sicil İşlemleri: Noter satışından sonra, teknenin kayıtlı bulunduğu Liman Başkanlığı’na gidilerek devir beyanında bulunulur. Bağlama kütüğü veya gemi sicili kaydının güncellenmesi/terkini talep edilir. Bu aşamada Liman Başkanlığı genellikle şu belgeleri ister: Dilekçe (yeni malik bilgileriyle, satış beyanıyla), noter satış senedinin aslı veya onaylı örneği, satıcının bağlama ruhsatnamesi aslı, teknenin tonilato ve sigorta belgeleri, yeni malik yabancı şirket olduğundan apostilli kuruluş belgeleri ve vekaletnamenin tercümeli hali. Liman memuru bu belgelerle satış kaydını işler ve tekneyi sicilden terkin eder. Terkin belgesi düzenlenirken, teknenin yeni malikinin yabancı olduğu ve Türk bayrağından çıkarıldığı belirtilir. Eğer teknenin Türkiye’de ipoteği veya haczi yoksa terkin sorunsuz gerçekleşir. (Eğer bir ipotek varsa, satış öncesi onun fekki gerekirdi, ki o durumda kredi kapatılmalı veya alacaklı yeni malik değişimine onay vermelidir.) Terkin ile birlikte mevcut bağlama kütüğü ruhsatnamesi ve bayrak şahadetnamesi geri alınır. Tekne artık resmi olarak Türk sicilinden silinmiştir. Liman Başkanlığı genelde Transitlog belgesi düzenleyerek tekneyi “yabancı bayrakla çıkış” statüsüne alır. Bu transitlog ile tekne Türkiye’den ayrılabilir.
Gümrük ve Yurt Dışı Çıkış: Teknenin fiilen Türkiye’den çıkışı, gümrük mevzuatı açısından gerekebilir. Satış yabancıya yapıldığı için tekne ihraç edilmiş mal gibi değerlendirilir. Bu nedenle, yatırımcının (eski malikin) veya yeni malik temsilcisinin, tekneyi yurt dışına çıkarması lazımdır. Pratikte çoğu zaman tekneye bir yolcu çıkış işlemi yapılır: Yat sahibi veya kaptanı pasaportuyla tekneyi bir Yunan adasına veya uluslararası sulara çıkarır ve Türk gümrüğünden çıkış damgası alır. Bu, teknenin Türkiye’den resmen ayrıldığını gösterir. Ancak bazı durumlarda tekne fiilen kalmaya devam edebilir; önemli olan kağıt üzerinde çıkış yapılmasıdır. Özellikle 2017’de sağlanan Türk bayrağına geçiş teşvikinde, tersine bu prosedür yapılmış ve Delaware kayıtlı tekneler Delaware’den terkin edilip Türk bayrağına geçerken ABD’den resmi çıkış evrakları alınmıştı. Benzer şekilde burada Türk çıkışı yapılır. Gümrük çıkışı sonrasında tekne yabancı bayrak çekebilir.
ABD’de Teknenin Tescili (Bayrak Kaydı): Tekne, artık yeni maliki ABD LLC adına ABD’de tescil edilecektir. ABD’de yatların kaydı iki şekilde olabilir: Federal USCG kaydı veya eyalet kaydı. Özel yatlar genelde eyalet kaydını tercih eder, Delaware ise popüler bir seçenektir (çünkü hızlı ve ucuz kayıt sunar). Delaware’de tekne kaydı için Delaware Division of Fish and Wildlife’a başvurulur. Gerekli belgeler: doldurulmuş başvuru formu, teknenin önceki kaydından terkin belgesi (Türk Liman’ın verdiği) ve satış senedi kopyası. Yaklaşık 100-200 USD kayıt ücreti ilgili eyalet bandrolü ile ödenirdelaware-yacht-registration.com. Delaware kayıt işlemi birkaç günde tamamlanır ve tekneye özgü bir kayıt numarası ve belgesi verilir. Bu kayıt belgesi 1 veya 3 yıllık olabilir ve süresi gelince yenilenir. Eğer USCG (ABD Sahil Güvenlik) kaydı isteniyorsa, teknenin 5 net ton üstü olması ve ABD vatandaşı sahip şartı aranır; burada LLC’nin tüm üyeleri ABD vatandaşı olmadığı için USCG Documentation mümkün olmaz, o yüzden Delaware eyalet kaydı mantıklıdır. Delaware kaydı alındıktan sonra teknenin kıçına Delaware bayrağı çekilir ve tekneye kayıt numarası ile ismi uygun şekilde yazılır (Delaware küçük teknelerde numara zorunlu kılıyor). Bu noktada tekne resmen ABD siciline kaydolmuştur.
Türkiye’de Teknenin Yeniden Girişi (İsteğe Bağlı): Eğer yatırımcı tekneyi Türkiye’de tutmaya devam edecekse, yabancı bayrağıyla ülkeye yeniden sokmak için bir giriş yapmalıdır. Örneğin Yunanistan’a çıkan tekne, birkaç gün sonra Türk sularına yabancı yat olarak giriş yapar. Girilen ilk limanda (örn. Bodrum gümrük) transitlog açılır ve pasaport işlemleri yapılır. Tekneye 2 yıllık kalış izni veren transitlog verilir. Bu andan itibaren tekne yabancı olarak Türkiye’de bulunabilir. Bundan sonraki her 2 yılda bir bu çıkış-giriş işlemi tekrarlanarak teknenin Türkiye’de sürekli kalması sağlanabilir. Bu süreçte dikkat edilmesi gereken, teknenin artık yabancı olduğu için Marinada vs. “yabancı tekne” olarak kayıt yaptırılması, bağlama sözleşmelerinin LLC adına yapılması ve ödemelerin döviz olabileceğidir.
Süre ve Planlama: Yukarıdaki adımların tamamlanması genelde 4-8 hafta arası bir zaman alır. ABD’de LLC kuruluşu 1 hafta, apostil işlemleri 1 hafta tutabilir. Noter satış ve liman terkin işlemleri evrak hazırsa 1-2 günde tamamlanır. Gümrük çıkış ve tekrar giriş bir haftasonunda bile halledilebilir. Delaware kayıt süreci posta ile yapılıyorsa 2-3 hafta alabilir; acil ise ekspres işlemler vardır. Toplamda en kritik bekleme, belgelerin apostillenmesi ve kargo ile iletilmesi kısımlarında yaşanır. Yatırımcı önceden plan yaparak, tekneyi sezonda kullanmayacağı bir dönemde bu işlemleri yapmalıdır. Örneğin kış aylarında bu dönüşümü yapmak mantıklıdır; yaz gelmeden her şey bitirilir.
Mali ve Hukuki Danışmanlık: Süreç boyunca hem Türkiye’de bir denizcilik hukuku uzmanı avukat, hem de ABD tarafında şirket kuruluş ve gerekirse vergi danışmanı ile çalışmak önerilir. Ayrıca Türk tarafında gümrük ve liman mevzuatına hakim bir yat acentesi işlemlerin sorunsuz yürümesine yardımcı olabilir. Belgelerin çevirisi, noter tasdiki, apostil takibi gibi işler uzmanlar eliyle daha hızlı halledilir.
Yukarıda anlatılan işlem akışı, tipik bir devir senaryosunun genel hatlarını vermektedir. Her teknenin durumuna özgü ek gereklilikler olabilir. Örneğin teknenin CE belgesi, radyo lisansı güncellenmesi, MMSI numarası değişimi, sigorta poliçesinin yeni bayrak ve malik adına yenilenmesi gibi işlerin de ihmal edilmemesi gerekir. Tüm bu adımlar atıldıktan sonra Türk yatırımcı artık teknelerini ABD merkezli şirketlerine sorunsuz şekilde geçirmiş olacak ve bu rapor boyunca ele aldığımız vergisel ve hukuki planlamaların fiilen uygulanmasını sağlamış olacaktır.
Bu kapsamlı değerlendirmede ele alındığı gibi, Türk yatırımcıların teknelerini ABD merkezli bir LLC yapısına geçirmesi çok boyutlu bir planlamayı gerektirir. Hem Türk hukuk ve vergi mevzuatı, hem ABD tarafı dikkatle analiz edilmelidir. Doğru uygulandığında, bu model varlık koruması ve vergi optimizasyonu sağlarken, yanlış veya eksik planlama durumunda ise beklenmedik maliyetler çıkarabilir. Dolayısıyla bu adımları atmadan önce uzman danışmanlarla çalışılması en emin yol olacaktır.
Danışmanlık Hizmetlerimiz için Bize Ulaşabilirsiniz
info@ozmconsultancy.com







