Sınırda Karbon Düzenlemesi. Sektör Bazında Şirketlerin Atması Gereken Adımlar
Sektörel Eylem Planı/Demir Çelik-Gübre-Alüminyum-Çimento

Giriş
AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), karbon yoğun belirli malların ithalatına 1 Ocak 2026’dan itibaren tam olarak uygulanacaktır.
İlk etapta demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, hidrojen ve elektrik sektörlerini kapsayan SKDM kapsamında, 2023-2025 geçiş döneminde ithalatçılar sadece gömülü emisyonları üç aylık periyotlarla raporlamıştır; 2026’dan itibaren ise finansal ve düzenleyici yükümlülükler devreye girecektir
Bu rehber, her sektör için 2026 itibarıyla geçerli yükümlülükleri, raporlama zorunluluklarını, emisyon hesaplama yöntemlerini, SKDM sertifikası edinme prosedürlerini, Türkiye’den AB’ye ihracat yapan firmalar için uyum stratejilerini ve risk azaltma adımlarını sunmaktadır.
Demir ve Çelik Sektörü için Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması
1 Ocak 2026 itibarıyla Yükümlülükler:
Yalnızca yetkilendirilmiş Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması beyancıları, 2026’dan itibaren AB’ye demir ve çelik ürünleri ithal etme yetkisine sahip olacaktır.
İthalatçılar, ithal edilen çelik ürünlerin gömülü CO₂ emisyonlarına karşılık gelen SKDM sertifikalarını satın alıp her yıl teslim etmekle yükümlüdür.
Bu sertifika yükümlülüğü, fiilen AB’nin Emisyon Ticaret Sistemi kapsamındaki karbon fiyatını ithal çeliğe yansıtarak AB’li çelik üreticileri ile eşit koşullar sağlar. SKDM sertifikalarının fiyatı, AB ETS izinlerinin haftalık ortalama açık artırma fiyatlarına göre belirlenecektir
Menşe ülke olan Türkiye’de halihazırda bir karbon ücreti ödenmişse, buna dair kanıt sunularak SKDM kapsamında ödenecek tutardan düşülebilir (çifte karbon maliyetini önlemek amacıyla) Türk çelik ihracatçıları, 2026’nın ilk gününden itibaren AB’deki alıcılarının/bayilerinin bu yükümlülüklerle karşılaşacağını bilerek hazırlık yapmalıdır.
Raporlama gereklilikleri ve son tarihleri: Geçiş döneminde ithalatçılar üç ayda bir raporlama yapmış olsa da, 2026’dan itibaren yıllık SKDM raporu sunma zorunluluğu başlayacaktır
İthalatçılar, her takvim yılının önceki yılki demir-çelik ithalatını kapsayan kapsamlı SKDM beyanını her yıl 31 Ağustos’a kadar ilgili mercilere sunmalı ve gerekli sertifikaları en geç 31 Ekim’e kadar teslim etmelidir
(2025’te AB tarafından önerilen basitleştirme paketi, orijinal 31 Mayıs son tarihini 31 Ağustos’a uzatarak ilk tam beyanın 2026 ithalatı için 31 Ağustos 2027’ye kadar verilmesini öngörmüştür.
Yıllık beyanlarda, ithal edilen toplam tonajın ürün kategorilerine göre dökümü, doğrulanmış gömülü emisyon miktarları ve menşe ülkede ödenen herhangi bir karbon ücreti detayı yer almalıdır.
Türk ihracatçıları, AB’li ithalatçılarına bu beyan için gereken verileri bu takvimlere uygun şekilde önceden sağlamalıdır. Eksik veya hatalı veri, gecikmelere veya cezalara yol açabilir – AB’li ithalatçılar için raporlamama cezasının ton başına 10–50 € olabileceği unutulmamalıdır ve bu da ithalatçıların zamanında doğru bilgi temini için tedarikçilerine baskı yapmasına neden olacaktır. Bu nedenle, örneğin 2026 ithalatına ait veriler 2027 başlarında doğrulanıp hazır hale getirilerek 31 Ağustos 2027 beyan tarihide sorun yaşanmaması sağlanmalıdır.
Emisyon hesaplama ve doğrulama prosedürleri:
Demir ve çelik ürünlerinin gömülü emisyonları, AB’nin öngördüğü yöntemle (“AB yöntemi”) hesaplanmalıdır. Bu yöntem, üretim süreçlerinden kaynaklanan doğrudan emisyonları (ör. yüksek fırın veya elektrik ark ocağı operasyonlarından çıkan CO₂, yakıt yakımı ve tesis içi ısıtma nedeniyle oluşan emisyonlar) ve üretimde tüketilen elektriğin dolaylı emisyonlarını kapsar.
2025’ten itibaren, 2023–24’te geçici olarak izin verilen varsayılan veya alternatif yöntemler değil, yalnızca bu resmi yöntem kabul edilmektedir.
Her bir üretim tesisine özgü emisyonlar ölçülmeli ve ürün tonajına göre paylaştırılmalıdır. Emisyon verilerinin doğruluğu ve şeffaflığı için, Ocak 2026 itibarıyla bağımsız üçüncü taraf doğrulaması zorunlu hale gelmiştir
Türk çelik fabrikaları, sağlam bir izleme sistemi kurarak (enerji, yakıt ve süreç girdilerinin sayaç takibi) tesis düzeyinde kayıt tutmalıdır. Mümkün olan her durumda gerçek emisyon verilerini kullanmak önemlidir – kaynakta doğrulanmış gerçek verilerin kullanılması, genellikle fazla tahmini değerler içeren varsayılan değerlerin kullanılmasından kaçınarak daha düşük bir emisyon faktörü ve dolayısıyla daha düşük bir mali yük sağlar.
Örneğin, hurda kullanım oranı yüksek elektrik ark ocaklı bir Türk çelik üreticisi, yenilenebilir elektrik de kullanıyorsa, bu doğrulanmış verileri ithalatçıyla paylaşarak varsayılan değerlere kıyasla daha düşük bir SKDM yükümlülüğü elde edebilir.
AB tarafından akredite edilmiş doğrulayıcıların denetimine hazırlık için; enerji faturaları, üretim kayıtları ve ürünlerin karbon içeriğine dair laboratuvar sonuçları gibi belgeler düzenli bir şekilde arşivlenerek denetime hazır hale getirilmelidir.
SKDM sertifikalarının edinme prosedürleri:
Çelik ithalatçıları, SKDM Sicili adı verilen merkezi dijital platformu kullanarak sertifikaları yönetecektir. Yetkilendirilmiş SKDM beyancısı olduktan sonra, ulusal yetkili mercileri aracılığıyla bu sistemden SKDM sertifikaları satın alabilirler.
Sertifikalar, AB ETS karbon izin fiyatlarına endeksli bir bedel üzerinden alınır; genellikle AB ETS izinlerinin belirli bir dönemdeki ortalama piyasa kapanış fiyatı esas alınır
Başlangıçta, 2026 ithalatı için özel bir takvim uygulanacaktır: ithalatçılar 2026 yılı içerisinde sertifika satın alamayacak, ancak Şubat 2027’den itibaren 2026’da ithal ettikleri ürünlere karşılık gelen sertifikaları satın alabilecekler; bu sertifikaların fiyatı, ithalatın yapıldığı çeyrekteki AB ETS izinlerinin ortalama fiyatına göre belirlenecektir.
Genel olarak, ilerleyen dönemde sertifikalar sürekli bir şekilde ve devredilemez biçimde satılacak – ithalatçılar ihtiyaç duydukça doğrudan devletten sabitlenen fiyattan alım yapacaktır (spekülasyonun önlenmesi amacıyla). İthalatçılar, her yıl için teslim etmeleri gereken sertifika miktarını karşılayacak yeterlilikte sertifikayı ellerinde bulundurmak zorundadır. (Not: 2025’teki basitleştirme önerisine göre, ithalatçıların her çeyrek sonu itibarıyla ihtiyaç duyulan sertifikaların en az %50’sine sahip olmaları gerekecek; bu oran mevcut kuraldaki %80’den düşürülmüştür).
Yıllık beyan verildiğinde (31 Ağustos’a kadar), ithalatçıya o yılın doğrulanmış emisyonlarına eşdeğer sayıda sertifikayı 31 Ekim’e kadar teslim etme yükümlülüğü doğar.
Eğer fazla sertifikaları kalırsa (daha az ithalat veya fazla alım nedeniyle), kurallar belirli sınırlar dahilinde bunların devlete maliyet bedeliyle geri satılmasına izin vermektedir.
Türk ihracatçıları için, AB’li iş ortaklarıyla koordinasyon kritiktir: birlikte çalıştığınız ithalatçının 2025’te yetkili statüye başvurmuş ve sertifika edinimine hazırlanmış olması gerekir.
Ayrıca, Türkiye’de üretim sırasında herhangi bir karbon fiyatı/vergisi ödendi ise bunun belgelendirilmesi konusunda yardımcı olunmalıdır, ki AB’li ithalatçı bu tutarı mahsup etme talebinde bulunabilsin.
Sürece erkenden dahil ve hazırlıklı olmak, gümrük işlemlerinin sorunsuz yürümesini sağlayacak ve sınırda gecikmeleri önleyecektir.
Türkiye’den ihracat yapanlar için uyum stratejileri:
Türk demir ve çelik ihracatçıları, SKDM kapsamında AB pazarında varlıklarını korumak için stratejik adımlar atmalıdır.
İlk olarak, emisyon şeffaflığını ve veri doğruluğunu artırın: tesiste ve ürün bazında CO₂ emisyon ölçümüne hemen başlayın (henüz yapmadıysanız). AB’li müşterilerinize, mümkünse Avrupa Komisyonu’nun şablonlarını ve metodolojisini kullanarak, sevkiyat bazında yüksek kaliteli emisyon verileri sağlayın
İş birliği kritiktir – AB’li ithalatçılar tesis düzeyinde emisyon verisi talep edecektir; bilgi sağlayamamak veya gecikmek, müşterilerinizin başka tedarikçilere yönelmesine yol açabilir.
Bu nedenle, üretim, sürdürülebilirlik ve ihracat birimlerinden temsilcilerin yer aldığı dahili bir SKDM çalışma grubu oluşturarak verilerin tutarlı şekilde toplanıp raporlandığından emin olun.
Çeliğin karbon yoğunluğunu azaltmak için karbonsuzlaşma teknolojilerine yatırım yapın: örneğin, temel oksijen fırınları yerine daha fazla hurda kullanan elektrik ark ocakları (EAF) kullanın, tesisinizdeki elektrik tüketimini yenilenebilir enerji kaynaklarına yönlendirin, enerji verimliliğini artırın ve yeşil hidrojen kullanarak çelik üretimi gibi yeni çözümleri araştırın.
Gömülü emisyonları azaltmak, gereken sertifika sayısını doğrudan düşürecek, bu da maliyet rekabetçiliğinizi artıracaktır.
Hatta bu sayede AB’de “düşük karbonlu çelik” olarak pazarlama yaparak ürününüze prim değeri kazandırmanız da mümkün olabilir.
Buna ek olarak, sözleşmesel stratejiler düşünün: AB’li alıcılarla SKDM maliyetlerinin nasıl paylaşılacağı konusunda müzakere edin – örneğin karbon maliyetlerine bağlı fiyat düzeltme klozları ekleyerek sertifika fiyatlarındaki dalgalanmaların riskini her iki tarafın da paylaşmasını sağlayın.
Anlaşmalara, emisyon verilerinin sağlanması sorumluluklarını ve uyumsuzluk durumundaki yaptırımları net bir şekilde dahil edin.
Gerekmesinden önce kendi emisyonlarınızın bağımsız doğrulamasını yaptırmak, alıcıların sizin verilerinizi CBAM beyanlarında güvenle kullanabilmeleri sayesinde onlarla güven tesis edebilir.
Özetle, proaktif veri yönetimi, emisyon azaltımı ve AB’li iş ortaklarıyla açık iletişim, başlıca uyum stratejileriniz olmalıdır.
· Riskler ve önerilen azaltma adımları: SKDM’ye uyumun doğru yönetilmemesi durumunda rekabet ve finansal riskler önemli boyutlara ulaşabilir.
Başlıca risk, maliyet rekabetçiliğinin kaybedilmesidir: eğer demir/çelik ürünleriniz yüksek karbon yoğunluğuna sahipse, eklenen sertifika maliyetleri ürünlerinizi AB pazarında daha pahalı hale getirecek.
Bu da AB’li alıcıların daha düşük karbon ayak izine sahip alternatiflere yönelmesiyle talebin azalmasına yol açabilir.
Bunu hafifletmek için, yukarıda belirtildiği gibi emisyon azaltımı yatırımlarına ağırlık verin – emisyonların düşürülmesi maliyetleri de düşürecektir.
Bir diğer risk, uyumsuzluk veya yetersiz veri nedeniyle pazar kaybı yaşanmasıdır.
AB’li ithalatçılar yanlış raporlama için katı cezalara maruz kalacaklarından, güvenilir veri sunamayan tedarikçilere tolerans göstermeyeceklerdir.
Eğer Türk ihracatçı doğru emisyon verisi sağlamaz veya iş birliğinde zafiyet gösterirse, AB’li müşteriler o tedarikçiyi bırakabilir.
Azaltma yöntemi: veri doğruluğu için şirket içinde sıkı kontrol mekanizmaları kurun, mümkünse sera gazı veri yönetimi konusunda ISO 14064 gibi bir sertifikasyon edinin ve alıcıların bilgi taleplerine hızla yanıt verin.
Ayrıca, düzenleyici risk de söz konusudur: SKDM kuralları zamanla sıkılaşabilir veya kapsamı daha fazla ürünü içerecek şekilde genişleyebilir; öte yandan AB’li çelik üreticilerine verilen ücretsiz ETS emisyon kotaları 2026-2034 arasında kademeli olarak kaldırılacağından, uzun vadede maliyetler artabilir.
Bu riske karşı, bilgiye erişimi açık tutmak ve esnek olmak gerekir – AB’deki gelişmeleri (ve Birleşik Krallık ile ABD gibi ülkelerin benzer karbon sınır mekanizması planlarını yakından takip edin ve iş planlarınızı buna göre uyarlayın.
Bunun yanı sıra, nakit akışı riski de mevcuttur: sertifika alımları sermayenizi bağlayacaktır.
İthalatçılar, 2026 emisyonları için sertifikaları 2027’de satın alacak; bu da ihracatçıların, alıcıların ödeme koşullarını geçici olarak ayarlama veya bazı maliyetleri üstlenme talepleriyle karşılaşabileceği anlamına gelir.
Bunu azaltmak için, alıcılarla önceden ödeme ve fiyatlandırma stratejilerini tartışın (örn. maliyetleri yaymak, karbon maliyetleri için emanete dayalı bir hesap kullanmak gibi).
Son olarak, ceza riskine dikkat edilmelidir: yükümlülüklere uymamak (ithalatçının beyanı üzerinden) maddi cezalara ve itibar kaybına yol açabilir. Tedarik zincirindeki tüm taraflar SKDM uyumunu kritik görmeli; Türk firmaları da personelini eğitmeli ve tercihen yükümlülükleri denetleyecek bir “SKDM uyum sorumlusu” atamalıdır. Bu riskleri — maliyet, pazar, düzenleme ve uyum risklerini — öngörüp, proaktif önlemler alarak (teknik iyileştirmeler, güçlü veri yönetimi, hukuki sözleşmelerde açıklık ve finansal planlama) Türk çelik ihracatçıları SKDM’yi en aza indirgenmiş aksaklıklarla atlatabilir ve hatta düşük karbonlu ürünlerle fark yaratarak bu durumu bir fırsata çevirebilir.
Alüminyum Sektörü için Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması
1 Ocak 2026 itibarıyla Yükümlülükler:
AB’ye ihraç edilen alüminyum ürünleri, 2026 itibarıyla SKDM kapsamına girmektedir.
Bu da, Türk alüminyumunu ithal eden AB’li ithalatçıların yetkilendirilmiş SKDM beyancısı olmaları ve ürünlerin gömülü emisyonlarını karşılayacak SKDM sertifikalarını yıllık olarak satın almaları gerektiği anlamına gelir.
Yükümlülükler çelik sektöründekilere benzer şekilde işleyecektir: ithalatçılar, AB ETS kapsamında AB’li alüminyum üreticilerinin ödediği karbon maliyetine eş bir maliyete katlanacaktır. Her yıl, ithal edilen alüminyumun üretiminde salınan CO₂ miktarına denk sertifika teslimi yapılmalıdır.
Sertifika fiyatlaması, karbon maliyetlerinde eşitliği sağlamak için AB ETS’nin haftalık ortalama fiyatlarına göre belirlenecektir.
Türkiye’de (ileride ulusal bir karbon düzenlemesi kapsamında) ödenmiş bir karbon fiyatı varsa, bu tutar uygun belgelerle kanıtlanarak düşülebilir.
Türk ihracatçıları, 2026’dan itibaren AB’li müşterilerinin bu mali yükü üstleneceğini göz önünde bulundurmalı; dolayısıyla ürünlerinin karbon yoğunluğu, AB pazarındaki fiyat rekabetçiliğini doğrudan etkileyecektir.
Raporlama gereklilikleri ve son tarihleri: Alüminyum için her yıl 31 Ağustos’a kadar yıllık SKDM beyannamesi sunulacak olup, bu beyan geçiş dönemindeki üç aylık raporlamaların yerini alacaktır.
Beyan, önceki yıl ithal edilen tüm alüminyum ürünlerini kapsamalı; ürünlerin miktar ve GTİP (kombine nomenklatür) kodları, ton başına doğrulanmış gömülü emisyon değerleri ve Türkiye’de ödenen herhangi bir karbon ücreti bilgilerini içermelidir.
Örneğin, bir Türk ihracatçısının 2026’da AB’ye gönderdiği alüminyum kütükler, AB’li ithalatçı tarafından 2026 yılı SKDM beyannamesinde (31 Ağustos 2027’ye kadar verilecek) toplam tonaj ve ton başına CO₂ olarak raporlanacaktır.
İthalatçı, ardından 31 Ekim 2027’ye kadar bu emisyonlara eşdeğer sertifikaları teslim edecektir[7]. Diğer sektörlerde olduğu gibi son tarihler kesindir; yıllık beyanın veya sertifika tesliminin gecikmesi cezalara yol açabilir.
Türk firmaları veri sağlama takvimlerini bu tarihlere uyumlu hale getirmelidir – ideal olarak her çeyrek sonunda (Q1–Q4) emisyon verilerini ithalatçıya ileterek yıllık raporlama için gerekli bilgilerin önceden hazır olmasını sağlamak iyi bir uygulamadır.
Unutulmamalıdır ki, 2025 geçiş döneminin son yılıdır: 2025’in 1. – 4. çeyrekleri için üç aylık raporlama devam edecek (Örneğin 2025 4.Ç raporu 31 Ocak 2026’ya kadar verilecektir) ve ardından 2026 verileri için yıllık döngüye geçilecektir. AB’li ortaklara zamanında ve doğru veri iletmek, son dakikada yaşanabilecek sorunları önleyecektir.
Emisyon hesaplama ve doğrulama prosedürleri: Alüminyum üretimi, özellikle ergitme (elektroliz) aşamasında son derece enerji yoğundur.
SKDM metodolojisine göre, doğrudan emisyonlar (örneğin alümina rafinajı ve ergitme fırınlarındaki işlemlerden, yakıt yakımından kaynaklanan emisyonlar) ile elektrik tüketiminden doğan dolaylı emisyonlar birlikte hesaba katılmalıdır.
Alüminyum için dolaylı emisyonlar (elektrik kullanımı) baskın faktör olabilir, zira birincil alüminyum üretimi büyük miktarda elektrik gerektirir (örneğin elektroliz hücreleri için).
Türk üreticileri, ton başına alüminyum üretimiyle ilişkili CO₂ emisyonunu hesaplamalıdır – buna şebeke elektriği kullanılıyorsa elektrik santrallerinin salımları da dahildir (CBAM hesabında dolaylı olsa da hesaba katılır).
Eğer bir Türk ergitme tesisinde şebeke elektriği kullanılıyorsa, şebeke elektriğinin karbon yoğunluğu (ör. kWh başına kg CO₂) alüminyumun gömülü emisyonlarını büyük ölçüde etkileyecektir.
Bu nedenle, yenilenebilir elektrik veya düşük karbonlu enerji anlaşmaları kullanılıyorsa, bunu belgelendirmek önemlidir ki gerçek ve daha düşük emisyon faktörü uygulansın.
Diğer sektörlerde olduğu gibi, 2026’dan itibaren emisyon verilerinin bağımsız doğrulaması gerekmektedir.
Her bir alüminyum tesisine ait emisyon verileri akredite kuruluşlarca doğrulanmalıdır.
Eğer gerçek veriler sağlanmazsa, ithalatçılar yüksek belirlenmiş varsayılan değerlere başvurmak zorunda kalacaktır– örneğin AB’deki bir varsayılabilir değer, elektrik için kömür ağırlıklı üretim varsayarak hesap yapabilir ve gerçekte hidro veya güneş enerjisi kullanan bir üreticiyi haksız biçimde dezavantajlı duruma düşürebilir.
Doğrulama süreci, yakıt tüketiminin (alümina rafinerilerinde doğal gaz, ergitmede kullanılan anotlar vb.) ve elektrik kullanımının çıktı miktarına göre kontrol edilmesini içerir.
Doğrulayıcılar için enerji faturaları, üretim çıktısı kayıtları ve varsa emisyon izleme sistemi raporları gibi belgeleri hazırlayın.
Özetle, SKDM maliyetini en aza indirmek için, ürün bazında CO₂ hesaplamalarını (ör. kütük veya ingot başına) gerçek verilerle yapın ve bunları üçüncü taraflara doğrulatın.
SKDM sertifikası edinme prosedürleri:
AB’ye alüminyum ithal edenler, yukarıda anlatılan SKDM sertifikası edinim sürecini takip edeceklerdir. SKDM siciline kayıt olduktan sonra, ulusal otoriteleri aracılığıyla AB ETS fiyatına bağlı bedel üzerinden sertifika satın alabilirler.
2026 alüminyum ithalatı için sertifika alımı 2027’ye ertelenmiştir; 2027’nin ilk çeyreği, 2026 ithalat miktarları için sertifika satın alınabilecek ilk dönem olacaktır (sertifikalar, ithalatın yapıldığı çeyrekteki ETS ortalama fiyatına göre fiyatlandırılır).
Devamında, ihtiyaç duyulan sertifikaları biriktirmek için düzenli alımlar (ör. aylık veya üç aylık) yapılabilecektir.
İthalatçılar, her çeyrek sonunda o çeyrekteki ithalatlarının emisyonlarına karşılık gelen sertifikaların en az %50’sine sahip olduklarından emin olmalıdır (yeterli kapsama sahip olmak için getirilen bir kural).
Her yıl 31 Ağustos’a kadar alüminyum ithalatçısı CBAM beyannamesini sunar ve 31 Ekim’e kadar o yılki alüminyum ithalatından kaynaklanan emisyonlara eş değer sertifikaları teslim etmek zorundadır.
Türk alüminyum ihracatçıları, beklenen ithalat hacimleri ve emisyonlar konusunda ithalatçılarıyla açık iletişim kurmalıdır ki ithalatçılar sertifika alımlarını planlayıp bütçelesin.
Türkiye, alüminyum üretimi için bir karbon fiyat mekanizması (ör. sanayiler için bir emisyon ticaret sistemi) uygulamaya koyarsa, AB’li ortaklarınızı bilgilendirin; çünkü bu durum SKDM sisteminde mahsuplaşma imkânı sağlayabilir. Yetkilendirmeden sertifika teslimine kadar işlemler karmaşık olabileceğinden, Türk şirketleri AB’li müşterilerine SKDM evrak işlerinde yardımcı olacak bir irtibat kişisi tahsis etmeyi düşünebilir – örneğin, CBAM siciline emisyon verilerinin girilmesine destek olarak veya karbon maliyeti indirimine dair gerekli doğrulama belgelerini sağlayarak.
Türkiye’den ihracat yapanlar için uyum stratejileri:
Türkiye’de alüminyum sektörü, SKDM altında başarılı olmak için düşük karbonlu üretime ve hassas veri yönetimine odaklanmalıdır.
Stratejilerin başında alüminyum ergitme tesisleri için düşük karbonlu elektrik temini gelir. Elektrik, alüminyumun emisyonlarının büyük kısmını oluşturduğundan, yenilenebilir enerji için elektrik satın alım anlaşmaları (PPA’lar) yapmak veya tesis bünyesinde güneş/rüzgâr enerjisi yatırımlarına gitmek, üretilen her tonun karbon ayak izini azaltacaktır.
Eğer tesisiniz halihazırda hidroelektrik veya diğer yeşil enerji kaynaklarını kullanıyorsa, düşük emisyon faktörünü kanıtlarıyla birlikte alıcılara sunarak bunu bir artı değere dönüştürün.
Sonraki adım olarak, üretim süreçlerini optimize edin: alümina rafinerisi ve ergitme operasyonlarının mümkün olduğunca enerji verimli olmasını sağlayın (ekipmanları modernize edin, atık ısı geri kazanımı yapın, vb.), bu sayede ton başına emisyon azalır. Veri toplama için eğitim ve araçlar sağlayın – örneğin, gömülü emisyonları hesaplamak için AB’nin sunduğu Excel tabanlı şablonları kullanın ve bunları her çeyrek güncelleyerek ithalatçıların veri taleplerine hızlıca yanıt verebilecek durumda olun.
AB’li ithalatçılarla iş birliği çok önemlidir: emisyon verilerinin paylaşımı için bir rutin oluşturun (örneğin, gerekli tüm bilgileri içeren bir “SKDM veri paketi”ni her çeyrek hazırlayarak paylaşmak).
Sözleşmelerde, fiyatlandırmanın SKDM maliyetlerine göre ayarlanabileceğini netleştirin. Türk ihracatçıları ayrıca katma değer yaratmayı veya farklılaşmayı düşünebilir – örneğin, geri dönüştürülmüş içerik oranı yüksek alaşımlı yarı mamuller ihraç etmek, böylece karbon profilini düşürerek SKDM etkisini azaltmak gibi. Üçüncü taraf doğrulamasına hazır olun: resmi doğrulamanın 2026’da başlayacağını göz önüne alarak, şimdiden emisyon rakamlarınızı iç denetime tabi tutup olası sorunları önceden tespit edin. Çelik sektöründe olduğu gibi, “SKDM’ye hazır” bir tedarikçi olarak anılmak (şeffaf, düşük karbonlu, uyumlu) rekabette avantaj sağlayabilir, zira AB’li müşteriler idari yüklerini ve finansal risklerini en aza indiren tedarikçilere yönelecektir.
Özetle, daha temiz enerji kullanımı, emisyon muhasebesinin sıkı tutulması, alıcılarla proaktif etkileşim ve gerekirse ürün portföyünün yeniden yapılandırılması (örn. daha fazla geri dönüştürülmüş alüminyum kullanımı) SKDM altında başarının anahtarlarıdır.
Riskler ve önerilen azaltma adımları: Alüminyum sektöründe, elektriğe bağlı maliyet riskleri ön plandadır – eğer Türkiye şebeke elektriğinin CO₂ emisyon yoğunluğu yüksekse, ton başına SKDM maliyeti de yüksek olacak ve bu durum fiyat rekabetçiliğini riske atacaktır.
Bu riski azaltmak için, değinildiği üzere, daha yeşil elektriğe geçiş yapın veya geri dönüşümü artırın (geri dönüştürülmüş alüminyum, birincil üretime göre ~%95 daha az enerji gerektirir).
Bir diğer risk, veri veya uyum hatalarıdır: alüminyumun tedarik zincirinin karmaşıklığı (ör. birden fazla işlem basamağı, tek bir ürün için birden fazla tesisin katkısı olabiliyor) nedeniyle emisyon raporlamasında hata yapılması riski vardır. Bir hata veya eksik raporlama, cezalara ve ithalatçılarla ilişkilerin zarar görmesine yol açabilir. Azaltma: güçlü veri yönetim sistemleri kurun; belki parti bazında emisyonları izleyen dijital izleme araçları veya yazılımlar edinin.
Pazar riski de söz konusudur – eğer Türk alüminyumu yüksek SKDM maliyetine maruz kalırsa, AB’li alıcılar enerji kaynağı daha temiz bölgelerden tedarike yönelebilir (örneğin hidroelektrik kullanan üreticiler). Bunu önlemek için, sahip olduğunuz düşük karbon avantajlarını vurgulayın veya karbon profilinizi geliştirin. AB’nin SKDM kapsamını genişletmesini de takip edin: 2030’a kadar, daha fazla ürün (muhtemelen alüminyumun nihai ürünleri veya dolaylı emisyonları) mekanizmaya dahil edilebilir.
Karbonsuzlaşma konusunda önden gitmek, bu tür genişlemelere hazır olmanızı sağlayacaktır. Türkiye’deki düzenleyici risk de dikkate değerdir – Türkiye bir karbon fiyat mekanizması uygulamadıkça, Türk ihracatçılar CBAM bedelini tamamen ödemeye devam edecek, bu da Türkiye’den AB’ye bir nakit çıkışı anlamına gelecektir. Uzun vadeli bir azaltma stratejisi olarak, politika yapıcılarla veya sektör gruplarıyla etkileşime girerek Türkiye’de etkin bir karbon fiyatlaması (gelirlerinin yeşil yatırımlar için tekrar sektöre döneceği) konusunda çaba göstermek düşünülebilir.
Son olarak, operasyonel riskleri yönetin: son tarihlere uyum için iç kontrol mekanizmaları oluşturun (yıllık beyanın kaçırılması ciddi bir ihlaldir). Bazı şirketler, 2025’te dahili “prova” yaparak – sanki o çeyrek için sertifika ödenecekmiş gibi – hazırlıklarını test etmektedir. Uyumu prova ederek ve darboğazları önceden tespit ederek, Türk alüminyum firmaları gerçek ödemelerin başlayacağı dönemde krizleri önleyebilir.
Çimento Sektörü için Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması
1 Ocak 2026 itibarıyla Yükümlülükler:
2026’dan itibaren AB’ye yapılan çimento ithalatları, SKDM’ye tam olarak tabi olacaktır.
AB’ye klinker, bitmiş çimento veya ilgili ürünleri ithal edenler, yetkilendirilmiş SKDM beyancısı olmak ve bu ithalatların gömülü CO₂ emisyonları için sertifika satın alma ve teslim etme yükümlülüğüyle karşı karşıya kalacaklardır.
Bu yükümlülük, çimento üretimindeki doğrudan emisyonları (yakıt yakımı ve klinker üretimindeki kimyasal süreç kaynaklı ciddi CO₂ salımları) kapsadığı gibi, özellikle 2026’dan itibaren üretimde kullanılan elektriğin dolaylı emisyonlarını da kapsayacaktır.
SKDM yükümlülükleri, AB’ye ihraç edilen her ton çimentonun AB karbon fiyatına eş bir karbon maliyeti taşıması anlamına gelir – ithalatçılar, AB ETS düzeyindeki fiyattan sertifika satın alacaklardır.
Eğer Türkiye’de (veya ilgili üreticide) herhangi bir karbon fiyat mekanizması uygulanıyorsa (örneğin klinker üzerine bir karbon vergisi), bu maliyetler kanıt sunularak mahsup edilebilir.
Bunun pratik sonucu, 2026’dan itibaren AB’ye giden Türk çimentosunun karbon ayak izinin fiyat hesaplamalarına yansıtılacak olmasıdır.
İhracatçılar, AB’li ithalatçılarıyla işbirliği yaparak buna hazırlanmalıdır; zira uyumsuzluk (örneğin, yetkili beyancı olmaması veya sertifikaların teslim edilememesi) ürünün AB’de serbest dolaşıma girmesine engel olacaktır.
Raporlama gereklilikleri ve son tarihleri: SKDM kapsamında çimento ithalatçıları, her yıl 31 Ağustos’a kadar yıllık CBAM raporu sunmak zorundadır; rapor, önceki yılın ithalatlarını kapsar.
Raporda, ithal edilen çimento ürünlerinin türü ve miktarı (örneğin klinker veya bitmiş çimento), menşe ülkesi (Türkiye), bunların gömülü doğrudan ve dolaylı emisyonları ile Türkiye’de ödenmiş herhangi bir karbon ücreti gibi detaylar yer alır.
Çimentonun dolaylı emisyonları (elektrik kaynaklı) geçiş dönemi sonrasında kapsama dahil edildiğinden, ithalatçıların ton başına kullanılan elektrik miktarı gibi verilere de ihtiyacı olacaktır. Takvim aynıdır: 2026 ithalatı için ilk yıllık beyan 31 Ağustos 2027’ye kadar verilecek, sertifikalar ise 31 Ekim 2027’ye kadar teslim edilecektir.
2023–2025 arasında ithalatçılar üç aylık rapor vermek durumundaydı; örneğin 2025 4. çeyrek çimento ithalatları 31 Ocak 2026’ya kadar raporlanmıştır.
2026 itibarıyla yalnızca yıllık beyan gerekecek; bu da takvimi basitleştirirken yıllık beyanın önemini artırmaktadır.
Yıllık beyandaki doğruluk kritik önemdedir, zira beyan edilen emisyonlar teslim edilmesi gereken sertifika sayısını belirler. Türkiye’deki ihracatçılar, 2025’ten sonra resmen zorunlu olmasa bile sevkiyatlarının üç aylık emisyon raporlarını tutarak ithalatçılarına yardımcı olmalıdır ki veri boşlukları oluşmasın. Yıllık son tarihin kaçırılması veya raporlardaki hatalar cezalara yol açabilir (diğer ürünlerde olduğu gibi, raporlanmamış her ton emisyon için ceza uygulanabilir).
Çimento ihracatçıları ayrıca bilmelidir ki, SKDM raporlaması er ya da geç diğer düzenlemelere (örn. AB tedarik zinciri karbon beyanları) temel oluşturacaktır; SKDM raporlamasında titiz davranmak, gelecekteki yükümlülükler için de iyi bir hazırlık teşkil eder.
Emisyon hesaplama ve doğrulama prosedürleri:
Çimento üretimi, kireç taşının kalsinasyonu (ki bu işlem CO₂ açığa çıkarır) ve fırınlarda fosil yakıt yakılması nedeniyle en karbon yoğun endüstriyel süreçlerden biridir.
SKDM metodolojisine göre, çimento fırınından ve kalsinasyon sürecinden kaynaklanan doğrudan emisyonlar ton başına hesaplanmalı ve çimento için önemle belirtmek gerekir ki üretimde tüketilen elektriğin dolaylı emisyonları da 2026’dan itibaren hesaba dahil edilmelidir.
Dolayısıyla gömülü emisyonlar = (klinker üretiminden çıkan CO₂ + kullanılan yakıttan çıkan CO₂ + ton başına tüketilen elektrikten kaynaklı CO₂) şeklinde formüle edilebilir. Türkiye’deki çimento tesisleri, bu emisyonları belirlemek için AB yöntemini kullanmalıdır; AB’nin sağladığı sektöre özgü rehberlikten (çimento emisyonlarına özel kılavuz dokümanlar ve Excel tabanlı bir hesaplama aracı bulunmaktadır) faydalanılması yerinde olacaktır.
Önemsiz girdiler için tahmini değerlere izin verilir (örneğin bazı alt süreçler toplam emisyonun <%20’sini oluşturuyorsa), ancak genel olarak yakıt tüketimi (kömür, petrokok, doğalgaz vb.) ve üretim çıktısının fiili ölçümleri gereklidir. 2026’ya gelindiğinde, bağımsız bir doğrulayıcının emisyon verilerinin doğruluğunu onaylaması gerekecektir.
Doğrulama sürecinde, tesisin üretim verileri (klinker üretimi, çimento üretimi), hammadde emisyon faktörleri (ör. kireç taşının kimyasal süreçte açığa çıkardığı CO₂ miktarı) ve enerji tüketim kayıtları kontrol edilecektir.
Çimento üreticilerinin çoğu genellikle tesislerinde sürekli emisyon izleme sistemlerine (bacalardaki emisyonları sürekli ölçen CEMS) sahiptir – bunlar düzgün çalışır durumda tutulmalı ve veriler denetimler için saklanmalıdır. Eğer bir Türk tesisi alternatif yakıtlara (biyokütle veya atık gibi) veya klinker ikamesine (uçucu kül veya cürufla klinker harmanlayarak ton başına CO₂’yi düşürme) yatırım yaptıysa, bu iyileştirmelerin uygun dokümantasyonla emisyon hesaplamalarına yansıtıldığından emin olun.
Çimento nispeten standart bir ürün olduğundan, AB’nin varsayılan referans değerleri bulunmaktadır; ancak eğer gerçek emisyonlarınız daha düşükse bu değerleri kullanmak dezavantajlı olabilir.
Örneğin, varsayılan değer ton başına x kg CO₂ varsayıyor ama tesisiniz daha verimli olup y kg ise, bunu doğrulama ile belgelendirip y değerini kullanmak gerekli sertifika miktarını azaltacaktır. Özetle: çimento için ton başına düşen CO₂’yi (doğrudan + dolaylı) titizlikle hesaplayın, doğrulatın ve bu veriyi ithalatçıya sağlayın.
SKDM sertifikası edinme prosedürleri: Çimento için sertifika edinimi, AB ETS’ye endeksli fiyatlarla SKDM sicili üzerinden yapılan standart süreçle aynıdır.
Çimento özelinde dikkat edilmesi gereken, dolaylı emisyonların (elektrik) artık hesaba katılmasıdır; bu nedenle ithalatçılar, geçiş döneminde sadece raporladıkları (ama ödeme yapmadıkları) emisyonlara kıyasla, artık ton başına daha yüksek bir emisyon toplamı için sertifika satın alacaklardır.
İthalatçılar muhtemelen bunu tedarik maliyetlerine yansıtacaktır. Omnibus değişikliklerine göre, 2026 çimento ithalatı için ilk sertifika alımları 2027’de gerçekleşecek (sertifikaların fiyatı ithalat çeyreğine göre belirlenecek), bu da ithalatçılara doğrulanmış verileri toplamak için zaman tanır. Çimento ithalatçıları, sertifika bulundurma kuralına da uymalıdır (çeyrek sonlarında gereken sertifikaların %50’sine sahip olmak); ancak çimento ithalat hacimleri genellikle düzenlidir, bu da planlamayı kolaylaştırır.
Her yıl 31 Ağustos itibarıyla ithalatçının beyanı, yılın emisyon yükümlülüğünü kesinleştirir ve 31 Ekim’e kadar bu miktarı karşılayacak sertifikalar teslim edilmelidir.
Türk ihracatçılar için, ithalatçıların sertifika alımlarını planlayabilmeleri adına emisyon verilerini erkenden iletmek kritiktir. Çimento, genellikle ton başına yüksek emisyona sahiptir (örn. klinker için >500 kg CO₂/ton); bu da CBAM kapsamında ton başına ciddi bir maliyet anlamına gelebilir (AB karbon fiyatı €80 ise, ton başına €40+ ek maliyet gibi). Bu maliyetin size fiyat indirimi olarak yansıtılması veya bir maliyet paylaşımı talebi olarak geri gelmesi olasıdır. Bu yüzden AB’li müşterilerinizle sertifika maliyetlerinin nasıl ele alınacağını önceden konuşun.
Bazı AB’li ithalatçılar karbon maliyetlerini hedge edebilir veya erken alım yapabilir – iletişimi açık tutun. Türkiye herhangi bir karbon maliyeti uygulamaya koyarsa (örneğin çimento için entegre bir emisyon planı), bunu sertifika ihtiyacını azaltmak için kullanmayı ihmal etmeyin[5]. Tüm prosedürler (yetkilendirme, sicil kullanımı, teslim) diğer sektörlerde anlatıldığı üzere genel SKDM kurallarına tabidir.
Türkiye’den Çimento ihracatı yapanlar için uyum stratejileri:
Türk çimento ihracatçıları için temel uyum stratejisi, kaynakta karbon azaltımını sağlamaktır.
Çimento yüksek emisyonlu bir üründür; bu nedenle klinker faktörünü (çimentodaki klinker oranını) düşürmek önemli bir yöntemdir: uçucu kül, cüruf veya kalsine kil gibi katkılar kullanarak harmanlanmış (blended) çimentolar üretmek, ton başına CO₂’yi doğal olarak azaltır.
Bu sadece CBAM maliyetlerini düşürmekle kalmaz, aynı zamanda böyle daha düşük karbonlu çimentolar pazar tarafından da tercih edilebilir hale gelir.
Bir diğer strateji, alternatif yakıtlar ve enerji verimliliğine yatırım yapmaktır. Birçok Türk çimento fabrikası halihazırda bazı alternatif yakıtlar (ör. atıktan türetilmiş yakıtlar) kullanıyor – bunun artırılması fosil CO₂ emisyonlarını azaltabilir.
Ayrıca, fırın verimliliğinin artırılması ve modern ısı geri kazanım sistemlerine geçilmesi yakıt kullanımını azaltacaktır. Karbon yakalama teknolojisi çimento sektöründe gelişmekte olan bir çözümdür; henüz yaygın olmasa da, klinker üretiminde karbon yakalama gelişmelerini takip etmek, ihracatçıların gelecekte emisyonları büyük ölçüde kesme fırsatına hazırlıklı olmasını sağlayabilir.
Kısa vadede, yakıt kullanımı, elektrik ve üretim hakkında titiz veri tutulmasını sağlayın. Her sevkiyat için ton başına CO₂ hesaplama pratiği geliştirin; hatta AB’li müşterilerinize üç aylık karbon yoğunluğu raporu sunmayı değerlendirin.
Bu proaktif yaklaşım, güvenilirlik gösterir. Ayrıca, teknik ve satış ekiplerinizi eğitin: teknik ekipler emisyonları nasıl hesaplayacağını ve açıklayacağını bilmeliyken, satış ekipleri de SKDM maliyetlerini anlayarak etkili müzakere edebilmelidir (örn. bir alıcı, SKDM maliyeti kadar indirim talep ederse, ekibiniz devam eden azaltım çabalarınızın fiyatı nasıl haklı çıkardığını sayısal olarak ortaya koyabilmelidir). Risk paylaşımı anlaşmaları da stratejinin parçası olabilir: belki AB karbon fiyatları fırlarsa siz bunun bir kısmını küçük bir indirimle üstlenmeyi, düşerse faydayı paylaşmayı kararlaştırabilirsiniz.
Türk ihracatçılar, yerel iklim girişimlerini (örn. tesisiniz gönüllü bir karbon azaltım programına dahilse veya ISO 14001/50001 sertifikaları varsa) vurgulamalıdır – bu, AB’li ithalatçılar nezdinde güvenilirlik oluşturur. Özetle, emisyonları azaltarak (daha az klinker, alternatif yakıt, verimlilik) ve şeffaf, doğrulanmış veri sunarak, Türk çimento üreticileri rekabetçiliklerini koruyabilir ve hatta SKDM’yi modernizasyon için bir katalizör olarak kullanarak avantaj elde edebilir.
Riskler ve önerilen azaltma adımları: Çimento ihracatçıları için ekonomik risk yüksektir; zira SKDM, ihraç edilen çimentonun efektif maliyetini ciddi şekilde artırabilir.
Çimento genellikle düşük kâr marjlı, hacim bazlı bir üründür; dolayısıyla ton başına eklenecek karbon maliyeti (ki bu onlarca euro olabilir) rekabetçiliği zedeleyebilir.
Bunun azaltımı, bahsedildiği gibi, ürünün karbon içeriğini düşürmek ve verimliliği artırmaktır. Bir diğer risk, tedarik zinciri uyum riskidir: Avrupalı inşaat şirketleri, Türk ürünleri CBAM nedeniyle pahalılaşırsa klinker veya çimentoyu yurtiçinden ya da daha yakın kaynaklardan temin etmeye yönelebilir.
Bunu önlemek için, Türk ihracatçıları kalite ve uzmanlaşmaya odaklanabilir; belirli standartları karşılayan çimento türleri sunarak veya AB’ye yakın piyasalara hızlı teslimat esnekliğiyle çalışarak avantaj sağlayabilirler.
Uyum riski de mevcuttur: çimento sektörü emisyon verileri karmaşıktır (fırın operasyonları, birden fazla yakıt türü olabilir).
Raporlamadaki hatalar, cezalara ve sevkiyat gecikmelerine yol açabilir. Azaltma: hesaplamaları tekrar kontrol edin, belki CBAM raporlamasının ilk yılında harici danışmanlardan destek alarak her şeyin doğru olduğundan emin olun.
Düzenleyici risk: SKDM kapsamı ileri aşamada nihai ürünlere de genişlerse (örn. beton ürünleri veya ileri işlenmiş malzemeler 2030’a doğru), bu dolaylı olarak çimento talebini etkileyebilir. Şimdiden karbonsuzlaşmaya gitmek, ilerideki düzenlemelere karşı önlem olacaktır.
Ayrıca iklim dönüşümü riskine dikkat: AB’de karbonsuzlaşma ilerledikçe, yüksek emisyonlu çimentoya talep düşebilir (daha fazla proje düşük karbonlu çimento veya alternatif malzemeler isteyebilir). Türk üreticileri, bu nedenle yeşil ürün hatlarına (düşük klinkerli çimento veya karbonla kürlenmiş beton bloklar gibi yenilikçi ürünlere) yatırım yapmalıdır ki pazarı kaybetmesinler.
Son olarak, döviz ve finansal risk: sertifika alımları euro ile olacağı için, TL’deki dalgalanmalar maliyetleri etkileyebilir. Finansal hedge yöntemlerini kullanmak veya euro rezervi bulundurmak mantıklı olabilir. Sonuç olarak, çimento ihracatçıları için CBAM kapsamındaki riskler azımsanamaz; ancak teknolojik iyileştirmeler, doğru uyum adımları ve düşük karbonlu tedarikçi olarak stratejik konumlanma ile bu riskler hafifletilebilir.
Gübre Sektörü için Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması
1 Ocak 2026 itibarıyla Yükümlülükler:
Gübreler (özellikle amonyak, üre ve diğer azot bazlı gübreler) 2026 başlangıcından itibaren SKDM kapsamına dahil edilmiştir.
Türk gübrelerini ithal eden AB’li firmalar, bu ürünlerin gömülü sera gazı emisyonları için her yıl SKDM sertifikası satın almakla yükümlü olacaktır.
Gübreler için bu, üretim sürecinden kaynaklanan CO₂ emisyonlarını (örneğin amonyak üretmek için doğal gazın reforme edilmesi sırasında açığa çıkan CO₂) içerir ve 2026’dan itibaren üretimde kullanılan elektriğin dolaylı emisyonları da kapsama girecektir.
İthalatçılar, yetkilendirilmiş SKDM beyancısı olmalı ve AB’li gübre üreticilerinin maruz kaldığı karbon maliyetlerini yansıtmak durumundadır (örneğin, amonyak üreten AB tesisleri ETS kapsamında CO₂ için ödeme yapıyor; ithalatlar da artık eşdeğer maliyete tabi olacak).
AB ETS seviyesindeki fiyattan hesaplanan sertifikalar, gübrenin üretim emisyonlarına karşılık gelecek şekilde teslim edilmelidir.
Türkiye’de bir karbon ücreti ödenmişse – farazi olarak, Türkiye doğal gaza veya amonyak üretimine bir karbon maliyeti uygularsa – bu tutar mahsup edilebilir.
Türk gübre ihracatçıları, 2026’dan itibaren ürünlerinin karbon ayak izinin AB pazarındaki maliyetinin ayrılmaz bir parçası olacağını bilmelidir. AB’li ithalatçının bu yükümlülükleri yerine getirmeye hazır olması (yetkilendirilmiş ve sertifika alımı için finansal hazırlığı bulunması) sorunsuz ihracatın devamı açısından kritik olacaktır.
Raporlama gereklilikleri ve son tarihleri:
Diğer sektörlere benzer şekilde, gübre ithalatçıları da (geçiş dönemindeki üç aylık raporlamadan) 2026’dan itibaren her yıl 31 Ağustos’a kadar yıllık SKDM beyannamesi vermeye geçecektir.
Beyan, ithal edilen gübre türlerini (ör. amonyak, üre, amonyum nitrat vb.), miktarlarını, ürün bazında gömülü emisyonları (doğrudan ve dolaylı) ve menşede ödenen karbon ücretini içermelidir.
Gübre emisyonlarının raporlanması karmaşık olabilir; örneğin azotlu gübre üretiminde bazı proseslerde (nitrat üretimi için nitrik asit gibi) N₂O (diazot monoksit) emisyonları da oluşur.
Ancak SKDM öncelikle CO₂ eşdeğerine odaklandığından, bu emisyonlar varsa CO₂e’ye çevrilerek dahil edilmelidir.
Takvim aynıdır: örneğin 2026’daki tüm gübre ithalatları 31 Ağustos 2027’ye kadar beyan edilmeli, sertifikalar 31 Ekim 2027’ye kadar teslim edilmelidir.
Geçiş aşamasında ithalatçılar muhtemelen her çeyrek veri topladı (örn. 2025 3. çeyrek emisyonları 31 Ekim 2025’e kadar raporlandı vb.) ve 2025’ten itibaren sadece AB yöntemi kabul edilmektedir (2024 sonrasında varsayılan veya alternatif yöntem yok).
Türk ihracatçıları, her sevkiyat için kapsamlı emisyon verileri (enerji kullanımı ve üretim miktarı dâhil) sağladıklarından emin olmalıdır. Raporlamadaki herhangi bir gecikme veya eksik bilgi, ithalatçı için cezaya yol açabilir ve ithalatçı bu durumda ihracatçıdan açıklama talep edecektir.
Gübre satışları sezonluk dalgalanabildiğinden, yoğun ihracat dönemlerinin hemen ardından verilerin hazır olmasını sağlayacak şekilde koordinasyon kurun. Yıllık son tarihten önce AB’li ortaklara verileri zamanında ve eksiksiz sunmak en iyi uygulamadır.
Emisyon hesaplama ve doğrulama prosedürleri:
Gübre üretimi (özellikle azotlu gübreler) önemli miktarda emisyona yol açar; bunların başında hidrojen üretiminden kaynaklı CO₂ (doğal gazın reforme edilerek amonyak için hidrojen elde edilmesi sürecinde) ve potansiyel olarak nitrik asit tesislerinde oluşan N₂O gelir. SKDM kapsamında, ürün tonajı başına düşen fiili emisyonlar hesaplanmalıdır.
Örneğin, amonyak (NH₃) üretiminin emisyonları, metanın (doğal gaz) hidrojene dönüştürülmesi sırasında oluşan CO₂’yi ve kullanılan enerjiden kaynaklı emisyonları içerir. Üre üretimi, amonyağı kullanır ve CO₂ ekler (bu CO₂’nin bir kısmı üründe kimyasal olarak bağlanır ancak genellikle fazlası salınır).
AB yöntemi, tüm sera gazlarının CO₂ eşdeğeri olarak hesaplanmasını gerektirir – dolayısıyla nitrik asit üretimindeki (nitrat gübreleri için) herhangi bir N₂O salımı varsa, CO₂e olarak hesaba katılmalıdır. Gübre ihracatçıları, yakıt tüketimini (doğal gaz vb.), üretim miktarlarını ve bacalardan salınan CO₂ gibi verileri ölçmelidir. 2026’ya kadar bu hesaplar dış denetime tabi tutularak doğrulanacaktır.
Birçok büyük gübre tesisi emisyon izleme sistemlerine sahiptir; doğrulama için bu sistemlerin kalibrasyonu ve kayıtları güncel tutulmalıdır. Bazı süreçler için gerçek verilerin toplanması zor ise, SKDM varsayılan değerler sunmaktadır; ancak her zaman olduğu gibi, gübre için varsayılan emisyon değerleri muhtemelen yüksektir (verimsiz üretim varsayarak). Örneğin, Türkiye’deki tesisiniz, küresel tesislerin en kötü %10’undan daha verimliyse (ki yeni öneriler varsayılanı en yüksek emisyonlu 10 ülke ortalaması olarak almayı öngörüyor), gerçek verileri sunmak ciddi tasarruf sağlayacaktır.
Dolaylı emisyonlar: elektrik kullanımı dâhildir (gübre tesislerinde kompresörler vb. için elektrik tüketimi ciddi olabilir). Eğer tesisiniz düşük karbonlu elektrik satın alıyor veya kojenerasyon kullanıyorsa, bunu da hesaba katın. AB’nin sağladığı hesaplama aracı ve kılavuz adım adım takip edilmelidir. Ayrıca, eğer herhangi bir karbon yakalama uygulanıyorsa (bazı amonyak tesisleri CO₂’yi yakalamayı düşünmektedir), salınmayıp yakalanan CO₂ emisyon hesabından düşülebilir.
Doğrulama, verilerin tutarlılığını kontrol edecektir (doğal gaz kullanımı vs üretim çıktısı vs emisyon miktarları gibi). Özetle, gübre tonajı başına tüm sera gazı emisyonlarını niceliklendirin, bunları bir doğrulayıcıya onaylatın ve CBAM maliyetini en aza indirmek için varsayılanlar yerine gerçek verileri kullanın.
SKDM sertifikası edinme prosedürleri:
Gübre ithalatçıları da sertifikaları aynı şekilde – CBAM sicili üzerinden, AB ETS’ye bağlı fiyatlarla – temin edeceklerdir.
2026 için sertifika alımı 2027’ye ertelenmiştir (diğer ürünlerde olduğu gibi).
Vurgulanması gereken bir nokta: üre kimyasal olarak karbon içerir (üre molekülünde bağlı CO₂ formunda). Bu, üretim sırasında salınmayan ancak ürünün parçası olan karbon içeriğinin sayılıp sayılmayacağı tartışılmıştı – ancak SKDM üretim sırasında salınan emisyonlara odaklandığından, muhtemelen sadece salınan sera gazları hesaba katılır (ürünün bünyesindeki karbon değil).
Her halükarda, ithalatçılar gübre üretimi esnasında salınan CO₂ tonajı başına ödeme yaparlar.
Gübre ithalatçıları da aynı 31 Ağustos beyan ve 31 Ekim sertifika teslim takvimine uyacaktır.
Türk ihracatçıları, eğer raporlanan emisyonlar ile varsayılan karşılaştırma değerleri arasında bir tutarsızlık olursa yetkililerin soru yöneltmesi halinde ithalatçılara destek olmaya hazır olmalıdır.
Gübreler için sertifika maliyetleri hatırı sayılır olabilir (amonyak üretimi ton başına ~2 ton CO₂ yayar; karbon fiyatı ~80 € ise, ton başına ~160 € maliyet demektir).
Bu durum ticarette rekabet dengesini değiştirebilir. 2026’ya gelindiğinde, bazı düşük karbonlu amonyak üretimleri (“yeşil amonyak” gibi, elektrolizle üretilen) ortaya çıkabilir – eğer Türk ihracatçılar emisyona yakın sıfır olan bu tip ürünler tedarik edebilirse, sertifika maliyetleri neredeyse sıfır olacağından avantaj elde ederler.
Dolayısıyla, sertifika edinimi idari açıdan basit olsa da esas strateji, daha temiz üretimle ihtiyaç duyulan sertifika sayısını en aza indirmektir.
Operasyonel açıdan bakıldığında, AB’li ithalatçınızın gübre ürünlerinizin Kombine Nomanklatür (KN) kodlarının SKDM kapsamında olduğunu bildiğinden emin olun; böylece yanlışlıkla raporlama dışında kalmazlar (CBAM, 3102, 3103, 3104 gibi belirli KN kodlarındaki gübreleri kapsar). Hesap açma, bulundurma, son tarihler gibi tüm prosedürler CBAM’de standartlaştığı şekilde geçerlidir.
·Türkiye’den ihracat yapanlar için uyum stratejileri:
Türk gübre ihracatçıları iki yönlü bir strateji izlemelidir: süreç iyileştirme ve ürün farklılaştırma.
Süreç iyileştirme tarafında, üretimin karbon yoğunluğunu düşürmeyi hedefleyin. Türkiye’deki amonyak üreticileri (çoğunlukla doğal gaza dayalı) için mavi amonyak (doğal gaz kullanımı + karbon yakalama) veya yeşil amonyak (hidrojen üretimini elektrolizle yenilenebilir elektrikten sağlama) gibi seçenekleri araştırın.
Bu teknolojiler emisyonları ciddi ölçüde azaltabilir. 2026’ya kadar uygulamak mümkün olmasa da, planlar veya pilot projeler oluşturmak AB’li alıcılara dönüşüm sürecinde olduğunuzu gösterecektir.
Kısa vadede, mevcut tesislerin optimizasyonu (örn. katalizör verimliliğini artırma, kaçakları azaltma, enerji entegrasyonunu iyileştirme) ton başına CO₂’yi bir nebze de olsa düşürebilir – CBAM kapsamında ufak iyileştirmelerin bile katkısı olacaktır.
Doğal gaz kullanımının ve nitrik asit ünitelerinde (eğer nitrat üretiyorsanız) N₂O kontrolünün hassas ölçümüne sahip olun. Ürün farklılaştırma tarafında, gömülü emisyonları doğal olarak daha düşük olan veya “düşük karbonlu” olarak pazarlanabilecek gübrelerin ihracatına odaklanın.
Örneğin, daha düşük emisyonla üretilmiş üre sağlıyorsanız, bunu belgelendirip ürününüzü farklılaştırın. Hatta bazı emisyonları gönüllü karbon denkleştirmeleriyle telafi etmeyi düşünebilirsiniz (her ne kadar CBAM, uyum için offset kabul etmese de, iklim inisiyatiflerinde yer almak marka değerinizi yükseltebilir). Veri şeffaflığı hayati önemdedir:
AB’li ithalatçılara ayrıntılı emisyon dökümleri sunun – eğer sağlam bir sera gazı hesaplama sisteminiz olduğunu görürlerse, iş ilişkisini sürdürme konusunda daha rahat olurlar (onlar için daha az risk demektir). Doğrulamaya destek olmaya hazırlıklı olun: gerekirse tesisinizin verilerini AB’li ithalatçının doğrulayıcısına açmayı teklif edin, bu güveni hızlandırabilir.
Ayrıca, sözleşme boyutunu göz önünde bulundurun: gübre fiyatları doğal gaza endekslidir ve CBAM maliyetlerinin eklenmesi sözleşmeleri karmaşık hale getirebilir. Alıcılarla birlikte, SKDM maliyet uyarlamaları için klozlar eklemeyi değerlendirin.
Eğer birden fazla AB ülkesine satış yapıyorsanız, her ülkedeki ithalatçı uyum sağlamak zorundadır; belki de CBAM uyumunu iyi bilen bir ortak üzerinden ihracatı yoğunlaştırarak karmaşıklığı azaltmayı düşünebilirsiniz.
Sonuç olarak, AB’nin karbonsuzlaşma hedefleriyle uyumlu hale gelerek daha temiz gübreler üretmek (ya da en azından tam şeffaflık ve iş birliği sunmak), ayakta kalmak için izlemeniz gereken stratejidir.
Riskler ve önerilen azaltma adımları:
Gübre ihracatında rekabetçilik riski, SKDM altında belirgindir:
Orta Doğu gibi bölgeler ucuz gazla daha düşük maliyetli amonyak üretebilir, ancak karbonsuzlaşmazlarsa CBAM maliyetleri yüksek olacaktır.
Türk üreticiler daha hızlı karbonsuzlaşabilirse avantaj sağlayabilir.
Tersine, rakipler önce karbonsuzlaşırsa (örn. AB’deki üreticiler yeşil hidrojen kullanmaya başlarsa), Türk ihracatı pazar payı kaybetme riskiyle karşılaşır.
Azaltma: karbonsuzlaşmaya yatırım yapın veya teknoloji tedarikçileriyle ortaklık kurarak hız kazanın.
Bir diğer risk, uyum ve ölçüm riski: gübre tesislerinde birden fazla emisyon kaynağı vardır (CO₂, N₂O gibi). Tüm kaynakların hesaba katılmasında yapılacak hatalar eksik raporlamaya ve cezalara yol açabilir.
Azaltma: entegre emisyon yönetim sistemleri uygulayın ve uzman denetimler yaptırın.
Pazar riski: eğer CBAM maliyetleri önemli ölçüde artırırsa, AB’li çiftçiler gübre kullanımını azaltabilir veya alternatiflere yönelebilir, bu da talebi düşürebilir. Bu daha geniş bir trend; azaltması zor olsa da, pazar çeşitlendirmesi (iç pazar dahil) veya ürün gamının çeşitlendirilmesi (örn. özel gübreler veya katma değerli ürünler) bir tampon sağlayabilir.
Politika değişikliği riski de vardır: AB, yurt içindeki “yeşil gübre” endüstrisini sübvansiyonlarla desteklerse ticaret akışlarını etkileyebilir – politikaları yakından takip etmek ve gerekirse ürün karışımını değiştirmek (örn. temel ürünler daha çok rekabet görürse, bileşik gübre gibi daha katma değerli ürünlere yönelmek) faydalı olabilir.
Finansal risk: CBAM maliyetleri, ürün değerine kıyasla büyük olabilir; bu nedenle nakit akışı yönetimi kritiktir – ithalatçılarla bu maliyetlerin nasıl ve ne zaman ödeneceği konusunda anlaşmalarınız olsun (ürünü teslim ettikten sonra ithalatçı ödeme yapamazsa, sizin açıkta kalmamanız için).
Azaltma olarak, bu maliyetleri içeren ödemeler için akreditif veya sigorta kullanmak sayılabilir. Son olarak, Türkiye’nin gübre gibi sektörler için kendi ETS’sini uygulamaya koyma ihtimali vardır (bu konuda tartışmalar mevcut);
Türk üreticilerin, çifte yükten kaçınmak veya muafiyetlerden yararlanmak için hızlı uyum sağlaması gerekecektir. Türk yetkililerle (sektör birlikleri aracılığıyla) sürekli diyalog halinde olmak, olumlu bir sonucun şekillenmesine katkı sağlayabilir (örneğin, olası bir Türk karbon vergisinin CBAM’e karşılık sayılması gibi). Özetle, proaktif olmak – teknik, finansal ve stratejik açıdan – gübre sektörü için CBAM bağlantılı risklerin çoğunu hafifletecektir.
Karbon ayak izi hesaplama ve SKDM/CBAM raporlama ve Sınırda Karbon Düzenlemesine uyum süreçlerinizde yanınızdayız.
Regülasyon uyumluluğunuzu yalnızca teknik bir gereklilik olarak değil, aynı zamanda kurumsal stratejinizin ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyoruz.
Uyum risklerinizi yönetirken Avrupa pazarındaki rekabet gücünüzü korumak için bizimle iletişime geçin.
info@ozmconsultancy.com






