Skip to main content

Command Palette

Search for a command to run...

Sürdürülebilir Finans Son Gelişmeler: Türkiye ve Küresel Perspektif

Sürdürülebilir Finans Son Gelişmeler: Türkiye ve Küresel Perspektif

Published
37 min readView as Markdown
Sürdürülebilir Finans Son Gelişmeler: Türkiye ve Küresel Perspektif
M
I’m Evren ozmen, a CPA based in Istanbul, advising remote workers, freelancers, and international founders on Turkish tax and cross-border structuring. I focus on practical tax strategies around: 100% service export income deduction Tax residency in Turkey Company formation for foreigners Remote work and international income I break down complex tax rules into clear, actionable guidance — without losing the legal and compliance reality behind them. info@ozmconsultancy.com 🇹🇷 Türkiye genelinde; yazılım ve dijital ürün geliştiren şirketler, yurt dışına uzaktan hizmet sunan profesyoneller, Teknopark firmaları, oyun stüdyoları ve mobil uygulama şirketlerine Türkçe ve İngilizce mali ve vergisel danışmanlık hizmetleri sunuyoruz. 📘 Insights & Publications: https://medium.com/@evrenozmen 📩 For Online Tax Advisory & Accounting Services/Danışmanlık-Mali Müşavirlik Hizmetleri: info@ozmconsultancy.com

Sürdürülebilir Finansın Son Bir Yıldaki Gelişmeleri: Türkiye ve Küresel Perspektif

Giriş

Son yıllarda sürdürülebilir finans, finansal karar alma süreçlerine çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) unsurlarının entegre edilmesini ifade eden bir kavram olarak hızla önem kazanmıştır.

İklim değişikliğinin ekonomik etkileri, sosyal sorumluluk beklentileri ve paydaş talepleri doğrultusunda, finansal piyasalarda sürdürülebilirlik odaklı enstrümanlar ve politikalar yaygınlaşmaktadır.

Bu rapor, sürdürülebilir finans alanında son bir yıl içinde yaşanan önemli gelişmeleri kapsamlı bir şekilde incelemekte ve bu gelişmeleri bankalar, şirketler ve düzenleyici kurumlar gibi tüm paydaşlar açısından değerlendirmektedir.

Hem küresel ölçekte hem de Türkiye özelinde yaşanan değişimler, yeni politikalar, regülasyonlar ve piyasa trendleri rapor boyunca ele alınacaktır.

Raporun devamında, sürdürülebilir finansın gelişimine dair elde edilen bulgular grafikler, tablolar ve güncel verilerle desteklenerek sunulacaktır.

Öncelikle küresel perspektifteki gelişmeleri inceleyecek, ardından Türkiye’deki duruma odaklanacağız. Son olarak, finansal kurumlar ve reel sektör şirketleri için örnek vaka analizleri ile birlikte genel bir değerlendirme ve gelecek için öngörüler yer alacaktır.

Küresel Ölçekte Sürdürülebilir Finans Trendleri

Küresel Politikalar ve Düzenleyici Değişiklikler

Son bir yıl, sürdürülebilir finans alanında küresel düzeyde önemli politika ve düzenleme değişikliklerine sahne oldu. Özellikle iklim risklerinin finansal sistem üzerindeki etkilerini azaltmak ve şeffaflığı artırmak amacıyla uluslararası standartlar geliştirildi ve düzenleyici kurumlar tarafından yeni adımlar atıldı.

IFRS S1 ve S2 Standartları: Haziran 2023’te Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu (ISSB), IFRS S1 (“Genel Sürdürülebilirlik İlgili Açıklamalar”) ve IFRS S2 (“İklim İlgili Açıklamalar”) adlı ilk küresel sürdürülebilirlik raporlama standartlarını yayımladı.

Bu adım, sermaye piyasalarında sürdürülebilirlik ile ilgili açıklamalarda ortak bir dil yaratılması açısından bir dönüm noktasıdır. IFRS S1, şirketlerin uzun ve kısa vadeli sürdürülebilirlik risk ve fırsatlarını yatırımcılara bildirmelerini sağlarken IFRS S2, özellikle iklimle ilgili finansal açıklamalara odaklanmaktadır.

Her iki standart da TCFD (İklimle Bağlantılı Finansal Açıklamalar Görev Gücü) önerilerini tamamen entegre etmiştir. Böylece, TCFD’nin dört temel unsuru (Yönetim, Strateji, Risk Yönetimi, Metrikler ve Hedefler) bu yeni raporlama çerçevesinin belkemiğini oluşturmuştur.

IFRS S1 ve S2, G20, Finansal İstikrar Kurulu (FSB) ve Uluslararası Menkul Kıymet Komisyonları Örgütü (IOSCO) gibi kuruluşların çağrılarıyla desteklenmiş ve kapsamlı piyasa geri bildirimleriyle şekillendirilmiştir. Bu küresel standartlar, şirketlerin sürdürülebilirlik performanslarını finansal tablolarıyla uyumlu ve karşılaştırılabilir biçimde raporlamasını hedefleyerek, yatırımcı güvenini artırmayı amaçlamaktadır.

IOSCO Onayı ve Küresel Benimseme: Temmuz 2023’te küresel menkul kıymet düzenleyicilerini temsil eden IOSCO, IFRS S1 ve S2 standartlarını detaylı bir değerlendirme sonrası resmen onayladığını duyurdu. IOSCO, 130 üye ülkeye bu standartları kendi düzenleyici çerçevelerine entegre etmeleri çağrısında bulunarak, raporlamada tutarlılık ve karşılaştırılabilirlik vurgusu yaptı. IOSCO’nun bu adımı, IFRS S1 ve S2’nin amaca uygun ve piyasa kullanımı için yeterli olduğunu teyit ederek önemli bir güvence sağlamıştır. Nitekim IOSCO Başkanı’nın ifadeleri, bu küresel temel oluşturma yaklaşımının yatırımcılara şirketlerin sürdürülebilirlik risklerini ve fırsatlarını daha iyi fiyatlamada yardımcı olacağını belirtmiştir.

IOSCO onayı aynı zamanda üye ülkeler arasında geniş bir benimseme dalgası yaratmış; Birleşik Krallık, Avustralya, Kanada, Japonya gibi birçok ülke bu standartları ulusal raporlama düzenlemelerine entegre etmeye yönelik planlarını açıklamıştır.

Böylece, IFRS S1 ve S2 standartları 2000’lerde muhasebe alanında IFRS’nin küresel yaygınlık kazanmasına benzer şekilde, sürdürülebilirlik raporlamasında küresel bir temel haline gelmektedir.

Avrupa Birliği CSRD ve ESRS: Küresel standartlar dışında, Avrupa Birliği de sürdürülebilirlik raporlamasında önemli bir reformu hayata geçirdi. 2022 sonunda kabul edilen Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (CSRD), Avrupa’daki büyük şirketlere kapsamlı sürdürülebilirlik raporlama zorunluluğu getirmektedir. CSRD kapsamında Avrupa Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (ESRS) geliştirilmiş ve Temmuz 2023’te onaylanmıştır. 2024 itibariyle kademeli olarak yürürlüğe giren CSRD, çevresel, sosyal ve yönetişim performansına dair detaylı metriklerin raporlanmasını şart koşarak, ESG açıklamalarını finansal raporlama kadar önemli hale getirmektedir.

ESRS standartları, ISSB’nin IFRS S1/S2 standartlarıyla genel çerçevede uyumlu olmakla birlikte daha geniş paydaş kapsayıcılığı ve çift yönlü etki (çift önemlilik) yaklaşımı içermektedir. Örneğin, IFRS S1 ve S2 yatırımcı odaklı finansal etkiler üzerine yoğunlaşırken, ESRS hem şirketin sürdürülebilirlik risklerini hem de şirket faaliyetlerinin çevre ve toplum üzerindeki etkilerini raporlamayı gerektirir. Bu farklara rağmen uluslararası alanda standartlar arası yakınsama için çabalar sürmektedir; ISSB ve Avrupa Komisyonu, IFRS-ISSB ve ESRS standartlarının karşılıklı uyumlu olması ve çifte raporlama yükünün azaltılması için birlikte çalışmaktadır.

Bu gelişmeler, küresel şirketlerin farklı düzenleyici ortamlarda benzer sürdürülebilirlik verilerini açıklamalarını kolaylaştırmayı hedeflemektedir.

Basel Komitesi ve İklim Riski: Finansal sistem istikrarı açısından kritik bir diğer gelişme, Basel Bankacılık Denetim Komitesi’nin bankacılık gözetim ilkelerine iklim risklerini dahil etmesi oldu. Nisan 2024’te Basel Komitesi, on yılı aşkın bir süredir ilk büyük güncellemesini yaptığı “Etkili Bankacılık Denetiminin Temel İlkeleri” belgesine iklim değişikliği kaynaklı riskleri açıkça ekledi. Güncellenen ilkelere göre, “iklim değişikliğinin fiziksel ve dönüşüm riskleri, bireysel bankaların güvenilirliğini ve genel finansal istikrarı etkileyebilir” şeklinde bir ifade eklendi.

Buna paralel olarak, bankalara yönelik beklentiler de tanımlandı: Bankaların iklimle bağlantılı risk etkenlerinin finansal riskler aracılığıyla nasıl tezahür edebileceğini anlamaları, bu risklerin geleneksel planlama ufuklarının ötesine geçebileceğini kabul etmeleri ve uygun önlemleri uygulamaları gerektiği vurgulandı.

Aynı şekilde denetleyici otoritelerin de bankaların iklim risklerini yönetme süreçlerini değerlendirmeleri, bankalardan bu risklerin maddi önemini ortaya koyacak bilgi talep etmeleri beklenmektedir. Bu eklemeler, küresel bankacılık gözetiminde iklim riskinin resmi olarak ana akıma girdiğini göstermektedir. Her ne kadar Basel Komitesi kararları yasal bağlayıcılık taşımıyor olsa da 90’dan fazla ülkenin merkez bankası ve düzenleyici otoritesi tarafından desteklendiği için güçlü bir rehberlik değeri vardır.

Nitekim 2024’ten itibaren pek çok ülke, bankacılık mevzuat ve rehberliklerinde bu ilkelere paralel düzenlemelere gitmeye başladı. Örneğin, Avrupa Merkez Bankası (ECB) 2024 gözetim döngüsünde bankaların iklim risk yönetimi uygulamalarını SREP değerlendirmesine entegre edeceğini açıkladı.

Benzer şekilde, Birleşik Krallık, Kanada, Japonya gibi ülkelerin denetim otoritileri de bankalara iklim risk senaryo analizleri yapma, yönetim kurulu düzeyinde iklim riskine dikkat etme gibi gereklilikler getiriyor. Basel Komitesi’nin bu adımı, iklim riskinin artık “yeni bir risk kategorisi” olarak değil, mevcut kredi, piyasa ve operasyonel risk bileşenlerinin bir parçası olarak görülmesi gerektiğine işaret etmektedir. Bankalar, kredi portföylerinde karbon yoğun sektörlere maruziyetlerini ölçmek, stres test senaryolarında iklim değişkenlerini kullanmak gibi uygulamaları hızlandırmaktadır.

Merkez Bankaları ve İklim İnisiyatifleri: Küresel düzeyde merkez bankaları ve finansal otoriteler de sürdürülebilir finansı destekleyen inisiyatiflerde aktif rol aldılar.

Merkez Bankaları ve Denetleyiciler için Yeşil Finans Ağı (NGFS) üye sayısını 2023 sonu itibarıyla 125’in üzerine çıkararak (Fed’in de son yıllarda katılımıyla) iklim risklerinin gözetimi konusunda bilgi paylaşımını geliştirdi. NGFS raporları, iklim kaynaklı finansal risklerin makroekonomik etkilerini modelleme, yeşil para politikası araçlarını değerlendirme gibi konularda yol gösterici oldu.

Ayrıca, Uluslararası Para Fonu (IMF) iklim değişikliğinin finansal sistem üzerindeki etkilerine dair analizlerini derinleştirdi; 2023 Ekim ayında yayımlanan Küresel Finansal İstikrar Raporu’nda gelişmekte olan ülkelerde iklim finansmanının artırılması için politika önerilerine yer verdi. IMF yöneticileri sık sık karbon fiyatlandırması, yeşil yatırım teşvikleri ve iklim risklerinin şeffaf raporlanması konularında çağrılarda bulunmaktadır. Dünya Bankası ve Uluslararası Finans Kurumu (IFC) gibi kalkınma finansmanı kuruluşları da yeşil tahvil ihraçlarıyla piyasaya örnek teşkil etmeye devam etti. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçevesi kapsamında 2024’te gerçekleşecek COP zirveleri öncesinde, finansal sektörün iklim hedefleriyle uyumlu hale gelmesi konusu gündemin üst sıralarında yer aldı.

Örneğin, Glasgow’da 2021’de kurulan GFANZ (Küresel Net Sıfır için Finansal İttifak) bünyesindeki bankalar ve varlık yöneticileri, 2023 boyunca portföy emisyonlarını düşürme planlarını güncellediler. Tüm bu gelişmeler, sürdürülebilir finansın artık bir “niş” alan olmaktan çıkıp finansal mimarinin kalıcı bir unsuru haline geldiğine işaret etmektedir. ECB Yönetim Kurulu Üyesi Frank Elderson, Ekim 2025’te yaptığı bir konuşmada Avrupalı bankaların tamamının artık iklim ve çevre risklerini belirleme, stres test uygulamalarına dahil etme konusunda önemli yol kat ettiğini, ancak tüm portföy ve faaliyetlere tam entegrasyon için çalışmaya devam edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Elderson ayrıca iklim risklerinin artık uzak geleceğe ait soyut bir konu değil, önümüzdeki birkaç yıllık dönemde bile finansal istikrarı etkileyebilecek somut bir gerçeklik olduğunu, bu nedenle bankaların ve denetleyicilerin “rotadan sapma lüksü olmadığını” ifade etmiştir. Özetle, son bir yılda küresel düzenleyici söylem ve eylemlerde sürdürülebilir finansın merkeze yerleştiği ve farklı coğrafyalarda politika uyumunun hızlandığı görülmektedir.

Yatırımcı Eğilimleri ve ESG Piyasaları

Sürdürülebilir finans alanındaki düzenleyici hamleler ve standartlar, yatırımcı davranışlarına da yansımaktadır. Çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) kriterlerine duyarlı yatırım küresel ölçekte büyümeye devam ederken, bu alandaki bazı zorluklar ve tartışmalar da gündeme gelmiştir.

ESG Yatırım Fonları ve Varlıkları: Küresel yatırım fonu piyasasında ESG odaklı fonlar, toplam varlıklar içinde hatırı sayılır bir paya ulaştı. IMF verilerine göre, 2022 sonu itibarıyla ESG temalı yatırım fonlarının toplam yönetilen varlığı 2,4 trilyon ABD dolarına ulaşmıştır.

Ayrıca belirli sürdürülebilirlik temalarına (ör. iklim eylemi, temiz enerji, vs.) odaklanan fonlar yaklaşık 1,3 trilyon $; özel olarak iklim odaklı fonlar ise 226 milyar $ büyüklüğe erişti. Bu rakamlar, 2018’de yalnızca birkaç yüz milyar dolar seviyesinde olan ESG fon varlıklarının son 5 yılda dramatik şekilde arttığına işaret ediyor. 2023 yılında da eğilim devam etti; birçok büyük varlık yöneticisi, portföylerinde net-sıfır emisyon hedefleriyle uyumlu yatırımları artırma stratejilerini açıkladı.

Ancak ESG fonlarının performansı ve “yeşil” sıfatının haklılığı konuları da yakın mercek altına alındı. 2024 ortalarında yayınlanan bir analize göre, küresel sürdürülebilir yatırım fonları toplam 3,56 trilyon $’lık rekor bir büyüklüğe ulaşmış ancak 2023’te geleneksel fonların gerisinde kalan ortalama getiri performansı sergilemiştir. Bu durum, piyasa dalgalanmalarında bazı ESG fonlarının fosil yakıt gibi sektörlere düşük maruziyetinin sonuçlarını yansıtabilir.

UN PRI ve Sorumlu Yatırım Yayılımı: Yatırımcı taahhütleri cephesinde, BM destekli Sorumlu Yatırım İlkeleri (UN PRI) girişimi üye sayısını artırmayı sürdürdü.

Ağustos 2024 itibarıyla PRI’yi imzalayan kurumsal yatırımcı sayısı 5.000’i aşmış ve bu kuruluşlar toplamda 128 trilyon $’lık bir portföyü yönetmektedir. Bu rakam, dünya çapındaki kurumsal varlıkların yarısından fazlasına tekabül etmektedir. Bu denli geniş bir katılım, ESG faktörlerinin anaakım yatırım topluluğu tarafından benimsendiğini gösteren çarpıcı bir gelişmedir. PRI raporları, üyelerinin büyük çoğunluğunun yatırım karar süreçlerine artık ESG değerlendirmelerini sistematik biçimde entegre ettiğini, şirketlerle etkileşimde (engagement) çevresel ve sosyal konuları gündeme taşıdığını belirtmektedir. Bununla birlikte, bazı piyasalarda ESG’ye yönelik geri tepmeler de yaşandı.

Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde 2023 yılında bazı eyalet yönetimleri ve politikacılar, büyük varlık yöneticilerinin “iklim politikaları güttüğü” iddiasıyla ESG yatırımlarına eleştiriler yönelttiler. Texas, Florida gibi bazı eyaletler, ESG kriterlerini uygulayan finans firmalarıyla iş yapmayı kısıtlayıcı düzenlemeler getirmeye çalıştı.

Bu “anti-ESG” hareket, sorumlu yatırım camiasında endişe yaratsa da küresel ölçekte etkisi sınırlı kaldı. UN PRI’nin 2024-27 strateji planı da tam bu noktaya odaklanarak, değişen koşullarda üyelere daha fazla destek olmayı, farklı bölgesel ihtiyaçlara uyum sağlamayı ve sorumlu yatırıma yönelik yanlış algılarla mücadeleyi öncelikleri arasına aldı. Genel tablo itibarıyla, kurumsal yatırımcı ekosisteminin büyük bir kısmı ESG’nin uzun vadeli risk getiri profilini iyileştirdiği görüşünü korumakta ve buna göre portföylerini dönüştürmektedir.

ESG Derecelendirmeleri ve Şeffaflık: Yatırımcıların şirketleri değerlendirmede kullandığı ESG reytingleri de son bir yılda tartışmaların merkezindeydi. MSCI, Sustainalytics, S&P gibi reyting ajanslarının şirketlere verdiği ESG skorlarının yöntemleri ve tutarlılığı sorgulandı. Farklı ajansların aynı şirkete oldukça farklı notlar vermesi, reyting korelasyonunun düşük olması gibi bulgular, standart bir çerçeve eksikliğine işaret ediyor. Bu durum düzenleyici dikkatini çekti: Avrupa Birliği 2023 yılı boyunca ESG reyting ajanslarının düzenlenmesi konusunu masaya yatırdı ve bu alanda şeffaflık ve metodoloji açıklaması zorunluluğu getirmeye yönelik istişareler başlattı.

IOSCO da Kasım 2023’te ESG reyting ve veri sağlayıcılarına ilişkin bir dizi tavsiye yayınlayarak, üye ülkelerin bu kuruluşları denetlemesini önerdi. Amaç, yatırımcılara sunulan sürdürülebilirlik bilgilerinin güvenilirliğini artırmak ve “greenwashing” (yeşil aklama) riskini azaltmaktır. Nitekim 2023 yılında greenwashing kavramı sadece şirketler için değil, yatırım fonları için de düzenleyici yaptırımların konusu oldu. Almanya ve ABD’de bazı fonlar, isimlerinde “ESG” veya “yeşil” ibaresi kullanmalarına karşın portföy içeriklerinin buna uymadığı gerekçesiyle incelemelere tabi tutuldu.

ABD Menkul Kıymetler Komisyonu (SEC), 2022’de önerdiği “Names Rule” değişikliğiyle fon isimlerinin yatırım stratejisiyle uyumlu olmasını zorunlu kılmayı planladığını duyurdu. Avrupa’da ise 2023’te yürürlüğe giren Sürdürülebilir Finans Açıklama Regülasyonu (SFDR) kapsamında fonlar “kategorizasyon” yaparken yeşil iddialarını daha sıkı temellere oturtmak durumunda kaldı. Bu gelişmeler yatırımcılara sunulan ESG ürünlerinin gerçekten iddia ettikleri etkiyi sağlayıp sağlamadığını denetlemeyi amaçlamaktadır. Sonuç olarak, bir yandan ESG odaklı varlıklar büyürken diğer yandan şeffaflık ve hesap verebilirlik standartları da yükselmektedir.

Sürdürülebilir Tahviller ve Krediler Piyasası

Sürdürülebilir finans piyasalarının en somut göstergelerinden biri, yeşil, sosyal ve sürdürülebilir tahviller ile sürdürülebilir bağlantılı krediler gibi enstrümanlardaki büyümedir. Son bir yılda bu piyasalarda dikkat çekici gelişmeler kaydedilmiştir.

Şekil 1: Küresel Yeşil, Sosyal, Sürdürülebilir Tahvil İhraçları (2014–2023). 2021’deki rekor seviyenin ardından 2023’te sürdürülebilir tahvil piyasası yeniden 1 trilyon $ eşiğini zorlamıştır. Yeşil tahviller (yeşil sütunlar) toplamın büyük kısmını oluştururken, sosyal (mavi) ve sürdürülebilir (turuncu) tahvil ihraçları da önemli pay sahibidir.

Yeşil, Sosyal ve Sürdürülebilir Tahviller (GSS Bonds): 2023 yılı, küresel sürdürülebilir tahvil piyasasının tekrar ivme kazandığı bir yıl olmuştur. Bloomberg verilerine göre, yeşil, sosyal, sürdürülebilir ve sürdürülebilir bağlı (SLB) tahvilleri kapsayan etki tahvili ihracı 2023 yılında toplam 939 milyar $ seviyesinde gerçekleşerek bir önceki yıla göre %3 artış gösterdi.

Bu hacim, 2021 yılındaki 1,1 trilyon $’lık zirvenin biraz altında kalsa da 2022’ye kıyasla piyasanın tekrar büyüme trendine girdiğini gösteriyor. Özellikle yeşil tahvil ihracı, 2023’te yeni bir rekor kırarak 575 milyar $ seviyesine ulaştı ve 2021’deki 573 milyar $’lık rekoru hafifçe aştı. Yeşil tahviller; yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, temiz ulaşım gibi çevresel projeleri finanse etmek amacıyla ihraç edilen borçlanma araçlarıdır ve sürdürülebilir tahvil pazarının lokomotifi konumundadır. 2023’teki artış, özellikle Avrupa devlet ihraçlarından kaynaklandı: İtalya, Fransa, Almanya, Hollanda gibi ülkeler yüksek tutarlı yeşil devlet tahvilleri ihraç ederek piyasayı büyüttüler. Örneğin, Nisan 2023’te İtalya’nın ihraç ettiği €10 milyarlık yeşil devlet tahvili yılın en büyük tek yeşil tahvil ihracı oldu. Toplamda 2023 boyunca hükümetler tarafından ihraç edilen yeşil tahviller 190 milyar $’a ulaştı, bu da kamu sektörünün bu piyasadaki payının arttığına işaret ediyor.

Sosyal ve Sürdürülebilir Tahviller: Sosyal tahviller (geliri sosyal projelere – örneğin sağlık, eğitim, istihdam – yönlendirilen tahviller) ve sürdürülebilir tahviller (hem çevresel hem sosyal fayda sağlayan projelere finansman sağlayan tahviller) alanında ise karışık bir tablo gözlendi. 2023 yılında sosyal tahvil ihracı 135 milyar $ ile bir önceki yıla yakın bir seviyede gerçekleşti; pandemi dönemi olan 2021’deki 220 milyar $’lık rekorun oldukça altında kalmaya devam etti.

Pandeminin acil sosyal ihtiyaçları hafiflemiş olsa da kamu ve kalkınma kuruluşları sosyal tahvil ihraçlarını sürdürdü. Örneğin, Fransız CADES kuruluşu, 2023’te €5 milyarlık sosyal tahvil ihraç ederek yılın en büyük sosyal tahviline imza attı. Sürdürülebilir tahviller ise (hem yeşil hem sosyal amaçları bir arada gözeten) 2023’te 161 milyar $ tutarında ihraç ile %1,6’lık ufak bir düşüş yaşadı.

En büyük sürdürülebilir tahvil ihraçlarını Dünya Bankası’nın bir kolu olan Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD) gerçekleştirdi; IBRD 2023’te toplam 50 milyar $’a yakın sürdürülebilir tahvil satarak bu segmentte lider oldu.

Sürdürülebilir Bağlı Tahviller (SLB) ve Krediler: 2023’te, performans hedeflerine bağlı ceza/ödül mekanizması içeren Sürdürülebilir Bağlı Tahviller (SLB) pazarında ise belirgin bir durgunluk görüldü. SLB ihracı, 2022’ye kıyasla %22 düşerek 68 milyar $ seviyesinde kaldı.

Bu gerileme, yatırımcıların SLB yapılarına dair bazı endişelerinden kaynaklandı; örneğin hedeflerin yeterince iddialı olmaması veya ceza mekanizmalarının zayıflığı eleştiriliyordu. Bununla birlikte 2024’e girerken bu alanda yeniden canlanma sinyalleri alındı: Ocak 2024’te İtalyan enerji şirketi Enel, $1,75 milyarlık bir SLB ihracı gerçekleştirerek pazara hareket getirdi.

Aynı zamanda geçiş tahvilleri (transition bonds) gibi yeni tematik araçların da gündeme gelmesi bekleniyor; özellikle Japonya, karbon yoğun sektörlerin dönüşümünü finanse etmek üzere önümüzdeki 10 yılda yüksek tutarlı geçiş tahvilleri ihraç etmeyi planladığını açıkladı.

Tahvil tarafının yanı sıra, sürdürülebilir krediler piyasası da büyümeye devam etti. 2024 yılında küresel çapta verilen sürdürülebilir sendikasyon kredileri toplamı %21 artışla 638 milyar $ seviyesine ulaştı.

Bu kredilerin alt segmentlerine bakıldığında: Sürdürülebilir Bağlı Krediler (SLL) yaklaşık 463 milyar $ ile aslan payını alırken (+%18 artış), yeşil krediler 162 milyar $ (+%31) ve sosyal krediler 13 milyar $ (+%45) olarak gerçekleşti. SLL’lerin yaygın kullanım alanı özellikle büyük şirketlerin sendikasyon kredileri (revolving kredi hatları) olmaya devam etmektedir.

2024’te enerji, altyapı ve gayrimenkul sektörleri en çok SLL kullanan sektörler oldu ve dev ölçekli kredi anlaşmalarında finansal kurumlar borçlulara karbon emisyon azaltımı, yenilenebilir enerji kullanımı, çeşitlilik oranları gibi KPI’lar şart koştu.

Bununla birlikte, 2022’den 2024’e EMEA (Avrupa, Orta Doğu, Afrika) bölgesinde SLL’lerin tüm sendikasyon kredileri içindeki payı %21’den %19’a geriledi; Kuzey Amerika’da da %7’den %5’e düştü.

Bu oransal düşüş, toplam kredi piyasasının 2024’te hızlı büyümesiyle ilgilidir; zira sürdürülebilir kredi hacmi artsa da konvansiyonel kredi piyasası daha hızlı büyümüştür. Ayrıca bazı şirketlerin SLL anlaşmalarına girmekte daha temkinli davrandığı gözlenmiştir.

Natixis analizine göre, yeşil aklama kaygıları, bankaların daha sıkı KPI talepleri ve hedef tutturulamama durumunda oluşabilecek itibar riskleri nedeniyle kimi yatırım-grade şirketler SLL kullanımında frene basmıştır. Özellikle Avrupa’da 2021’de %47’ye kadar çıkan büyük ölçekli kredi anlaşmalarında SLL oranı 2024’te %29’a gerilemiştir.

Bununla birlikte, çoğu şirket ve banka SLL’leri yapıcı bir araç olarak görmeye devam etmektedir. Orta ölçekli firmalar ve KOBİ’lere uygun SLL yapıları geliştirme çabaları sürerken, 2024’te geçiş finansmanı konsepti altında sertifikalı yeşil olmayan ancak dönüşüm taahhüdü içeren kredilerin de artabileceği belirtilmektedir.

Greenwashing ve Piyasa Güvenilirliği: Sürdürülebilir tahvil ve kredi piyasalarının büyümesiyle birlikte regülatörler ve sivil toplum, bu piyasalardaki projelerin gerçekten çevresel/sosyal etkiler yaratmasını sağlamak üzere yoğun çaba gösteriyor.

Greenwashing riskini önlemek adına ICMA (Uluslararası Sermaye Piyasaları Birliği) tarafından yayınlanan Yeşil Tahvil İlkeleri ve Sürdürülebilir Bağlı Tahvil İlkeleri daha sıkı yorumlanmaya başlandı. 2023’te birçok ihraççı, tahvillerinin “yeşil” niteliğini üçüncü taraf doğrulamalar (ikinci taraf görüşü veya CBI sertifikasyonu gibi) ile belgelendirdi.

Avrupa Birliği de “Avrupa Yeşil Tahvil Standardı” adlı gönüllü bir düzenlemeyi 2024’te yürürlüğe sokarak, bir tahvilin AB Yeşil Tahvili etiketine sahip olması için uyması gereken kriterleri belirledi. Bu standardın, ihraççıların yeşil projelerinin AB Taksonomisi ile uyumlu olmasını ve kullanım raporlamasının şeffaf biçimde yapılmasını şart koşması beklenmektedir. Bütün bu önlemler, sürdürülebilir finans piyasalarının uzun vadeli güvenilirliğini desteklemek içindir. Zira yatırımcı güveni korunamazsa, artan düzenleyici ilgiye rağmen sermaye akımları bu yönde devam etmeyebilir.

Şu an için tablo, kurumsal yatırımcıların bu piyasalara ilgisinin yüksek ve istikrarlı olduğunu göstermektedir; 2023’te küresel GSS tahvillerinden oluşan endekslerin %9,94 getiri ile benzer konvansiyonel endekslerin 423 baz puan üzerinde performans sergilemesi de bu alanın rekabetçi getiriler sunabildiğini ortaya koymuştur.

Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlaması ve Uyum Süreçleri

Sürdürülebilir finans ekosisteminin sağlıklı işlemesi, şirketlerin şeffaf ve güvenilir sürdürülebilirlik raporlaması yapmasına bağlıdır. Bu nedenle son bir yılda hem uluslararası alanda hem Türkiye’de şirket raporlama standartlarında köklü değişimler yaşandı.

Şirketler, ESG performanslarını izlemek, ölçmek ve raporlamak için yeni sistemler kurmaya, yönetişim yapılarında bu alana ağırlık vermeye başladılar.

IFRS S1 & S2 – Küresel Temel ve Uyum: Yukarıda bahsedilen IFRS S1 ve S2 standartlarının yayımlanmasıyla, çok uluslu şirketler ilk defa finansal raporlama ile entegre bir sürdürülebilirlik raporlaması yapma imkanına kavuştu.

IFRS S1, tüm önemli sürdürülebilirlik konularına ilişkin (iklim, su, çalışan hakları, yönetişim vb.) açıklamaları içerirken IFRS S2 iklim odaklıdır. Şirketler 2024 itibarıyla, finansal raporlarıyla aynı dönemi kapsayan bir sürdürülebilirlik raporunu IFRS S1/S2 ile uyumlu olarak sunmaya teşvik ediliyor. Bu standartlar, halihazırda pek çok ülkede gönüllü kabul görmeye başladı bile.

Örneğin, Birleşik Krallık 2024’ten itibaren büyük şirketlerin ve varlık yöneticilerinin ISSB standartlarına uygun raporlamasını zorunlu kılmayı planladığını duyurdu. Japonya, IFRS S2’yi rehber alarak asgari iklim açıklamalarını zorunlu tuttu. Kanada, IFRS S1/S2’yi kendi standartlarına entegre etme sürecini başlattı.

Avrupa CSRD & ESRS – Kapsamlı Zorunlu Raporlama: AB’nin CSRD çerçevesinde, 2024 yılından itibaren halka açık büyük şirketlerden başlayarak kademeli olarak on binlerce şirkete zorunlu sürdürülebilirlik raporlaması geliyor. Şirketler, ESRS’nin getirdiği ~12 genel konu başlığında (iklim değişikliği, kirlilik, biyolojik çeşitlilik, çalışan ilişkileri, toplum, vs.) kapsamlı metrikleri açıklamak durumunda kalacak. İlk raporlar 2025’te (2024 verileri için) verilmeye başlanacak.

Bu süreç, şirketlerin veri toplama altyapılarını güçlendirmesini gerektiriyor. Birçok şirket halihazırda GRI Standartları, CDP İklim anketleri, TCFD raporları hazırlamakta idi; şimdi bunları yeni formatlara adapte etmeye çalışıyorlar. IFRS-ISSB ve ESRS’nin bazı farklılıkları şirketlerin küresel raporlama stratejilerini karmaşıklaştırabilse de, ortak yönler de fazla.

Örneğin her iki yaklaşım da şirketlerin iklimle ilgili senaryo analizleri yapmasını, yönetim kurulunun sürdürülebilirlik gözetimi hakkında açıklama yapmasını ve kapsamlı sera gazı emisyon verileri raporlamasını gerektiriyor.

ABD’de İklim Açıklama Regülasyonları: ABD’de SEC tarafından Mart 2022’de önerilen iklim risklerini açıklama yükümlülüğü kuralı, 2023 boyunca tartışıldı ancak henüz nihai hale getirilmedi. Bu kural hayata geçerse, ABD borsalarında işlem gören şirketler Scope 1 ve 2 emisyonlarını, büyük şirketler ise muhtemelen tedarik zinciri (Scope 3) emisyonlarını ve iklim risk senaryolarını raporlamak zorunda kalacaklar. Öneri, 15.000’den fazla yorum aldı ve iş dünyasından hem destek hem eleştiri gördü. 2024 içinde karar verilmesi bekleniyor.

SEC bu kuralı uygulamaya koyarsa ABD’de de sürdürülebilirlik raporlaması pratikte zorunlu hale gelecektir. Bu gelişme, küresel şirketlerin çoklu raporlama yükü altında kalmasını önlemek için ISSB standartları ile SEC gerekliliklerinin uyumlaştırılması ihtiyacını doğuruyor.

Nitekim IFRS Vakfı ve SEC, bunların %90’dan fazlasının örtüştüğünü, geri kalan farklılıkların da şirketlerce yönetilebilir olduğunu ifade ettiler.

Denetim ve Güvence: Sürdürülebilirlik raporlarının güvenilirliği için finansal denetime benzer bir bağımsız güvence (assurance) mekanizması tesis edilmeye başladı. CSRD gereği, AB’de şirketlerin sürdürülebilirlik raporları 2025’ten itibaren zorunlu dış denetime tabi olacak (önce sınırlı, ileride makul güvence düzeyinde). IFRS S1 de şirketlerin raporlarının denetlenebilir olmasına uygun hazırlanmasını tavsiye ediyor. Büyük denetim firmaları 2023’te sürdürülebilirlik raporu denetimi ekiplerini büyüttüler ve yeni metodolojiler geliştirdiler.

Bu sayede yatırımcılar şirketlerin yayınladığı ESG verilerinin doğruluğundan daha emin olabilecek. Türkiye’de de benzer şekilde bu konu gündemde olup, denetim meslek kuruluşları IFRS S1/S2’ye uyumlu raporlamanın bağımsız denetimi için eğitimler başlattılar.

Şirket İçi Yönetişim ve Kapasite Gelişimi: Artan raporlama talepleriyle birlikte, şirketlerin iç yönetişim mekanizmaları da dönüşüyor. 2023 boyunca pek çok küresel şirket, Yönetim Kurulu bünyesinde sürdürülebilirlik veya iklim komiteleri oluşturdu.

Üst yönetimde CSO (Chief Sustainability Officer) atamaları yaygınlaştı. Ücretlendirme politikalarında, üst düzey yöneticilerin bonuslarının bir kısmının ESG hedeflerine ulaşma başarısına bağlanması trendi güçleniyor. Ayrıca yatırımcı baskıları nedeniyle 2024’te şirket genel kurullarında iklim planlarının onaya sunulması (Say on Climate) uygulamaları da artış gösterdi. Örneğin, birçok Avrupa şirketi gönüllü olarak net-sıfır stratejilerini pay sahiplerinin oyuna sunarak güven tazelemeye çalıştı. Bu gelişmeler, sürdürülebilirlik konusunun artık şirket stratejilerinde tamamlayıcı bir unsur değil, merkezi bir rekabet ve itibar unsuru haline geldiğini göstermektedir.

Büyük kurumsal yatırımcılar (BlackRock, Vanguard, vb.), portföylerindeki firmalardan TCFD veya benzeri raporlama yapmalarını ve iklim riskini yönetmelerini talep etmeye devam etmektedir. Neticede, son bir yılda atılan adımların bir sonucu olarak, küresel sermaye piyasalarında sürdürülebilirlik açıklamaları artık finansal açıklamalar kadar önemsenen ve denetlenen bir bilgi alanına dönüşmüştür.

Örnek Olaylar ve Vaka Analizleri (Küresel)

Bu bölümde, sürdürülebilir finans alanındaki gelişmeleri somutlaştırmak adına farklı paydaş gruplarından örnek vakalar ele alınacaktır. Bankalar ve şirketler tarafından benimsenen uygulamalar ile düzenleyici kurumların yaklaşımları, sahadan örneklerle desteklenerek sunulacaktır.

Örnek Vaka – Küresel Banka (HSBC’nin Net Sıfır Stratejisi): Dünyanın en büyük bankalarından HSBC, 2023 yılı içinde kredi portföyünün karbon emisyon yoğunluğunu azaltmaya yönelik detaylı bir plan yayınladı. Banka, 2050’ye kadar portföy emisyonlarında net sıfıra ulaşma taahhüdünü yinelerken, 2025 ve 2030 ara hedeflerini sektör bazında açıkladı. Örneğin, petrol-gaz sektörü kredilerinde 2030’a kadar emisyon yoğunluğunu %34 düşürmeyi hedeflediğini belirtti. HSBC ayrıca yüksek riskli karbon projelerine finansman sağlamama politikasını genişleterek termik kömür finansmanından tamamen çıkış takvimini 2030 (AB/ABD) ve 2040 (dünya geneli) olarak güncelledi.

Bu stratejiler, paydaş baskısının yoğun olduğu bir ortamda bankanın itibarını koruma ve yeşil dönüşüm finansmanından daha fazla pay alma amacı taşıyor. HSBC örneği, küresel bankaların iş modelini iklim hedefleriyle uyumlu hale getirmek için attığı somut adımlara iyi bir örnektir.

Örnek Vaka – Reel Sektör Şirketi (Maersk’in Yeşil Dönüşümü): Danimarkalı lojistik devi Maersk, deniz taşımacılığı sektörünün karbon yoğun yapısını değiştirmek amacıyla milyar dolarlık yeşil yatırım programı başlattı.

2023 yılında Maersk, yeşil metanol ile çalışan 19 yeni konteyner gemisi sipariş ettiğini duyurdu. Bu gemiler, geleneksel yakıtlara kıyasla %95’e varan oranda emisyon azaltımı sağlayacak. Şirket aynı zamanda bu yatırımları finanse etmek için sürdürülebilir finansmana yöneldi; 2023’te bir yeşil tahvil ihracı gerçekleştirerek elde ettiği fonları bu yeni gemilerin finansmanında kullanacağını taahhüt etti.

Maersk’in bu stratejisi, bir şirketin hem faaliyetlerinden kaynaklanan çevresel etkiyi azaltıp hem de finansman tarafında bunu uygun araçlarla desteklemesinin güzel bir örneğidir. Neticede yatırımcılar, bu adımları olumlu karşıladı ve Maersk’in yeşil tahviline talep ihraç tutarının birkaç katı oldu.

Örnek Vaka – Düzenleyici (ECB İklim Stres Testi 2022): Avrupa Merkez Bankası, 2022 yılında euro bölgesindeki büyük bankalara yönelik kapsamlı bir iklim riski stres testi gerçekleştirmişti.

Bu testin sonuçları 2023’te analiz edilerek bankalara geri bildirimler verildi. Stres testi senaryoları, bankaların fiziksel risklerden (ör. sel, sıcak hava dalgası) ve dönüşüm risklerinden (ör. karbon fiyatının sert artması) nasıl etkileneceğini inceledi.

Sonuçlar, bankaların önemli bir kısmının uzun vadeli iklim risklerini ölçme konusunda eksikleri olduğunu gösterdi. ECB, 2023’te her bir bankaya spesifik beklentiler göndererek, örneğin 2024 sonuna kadar kredi risk modellerine iklim faktörlerini dahil etmelerini, 2025’e kadar portföylerinin ısı haritasını çıkarmalarını talep etti.

Ayrıca kimi bankaların sermaye planlamasında iklim risklerini göz ardı ettiği görüldüğünden, ECB bu bankaların dağıtılmamış karlarını artırarak sermaye tamponlarını güçlendirmeleri gerektiğini belirtti. Bu vaka, düzenleyicilerin bankaları yönlendirmek için analitik araçları (stres test vb.) nasıl kullandığını ve bunun bankacılık sektörü üzerinde somut etkileri olabildiğini göstermektedir.

Örnek Vaka – Kamu Kurumu (IMF’nin RST Aracı): Uluslararası Para Fonu (IMF), iklim değişikliğiyle mücadele ve dayanıklılık artırma çabalarını desteklemek için 2022’de Direnç ve Sürdürülebilirlik Fonu (RST) adıyla yeni bir finansman aracı oluşturmuştu. 2023 ve 2024 yıllarında bu fondan yararlanan ülkeler görülmeye başlandı.

Örneğin, Barbados ve Ruanda, RST kapsamında düşük faizli kredi alarak bu fonları ulusal iklim adaptasyon projelerinde kullanmaya başladılar.

Barbados hükümeti, RST’den aldığı kaynağı kıyı altyapısının yükseltilmesi ve yenilenebilir enerji yatırım bankasının kurulmasında kullandığını rapor etti. Bu vaka, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine yönelik finansmanın yalnızca özel sektör ve piyasalardan değil, uluslararası kuruluşlar aracılığıyla da yönlendirilebildiğini gösteriyor. IMF’in bu yeni rolü, finansal istikrarın bir parçası olarak iklim ve sürdürülebilirlik konularını dikkate almasının bir yansımasıdır.

Yukarıdaki örnekler, sürdürülebilir finans olgusunun çok yönlülüğünü ortaya koymaktadır: Bankalar risk yönetim ve stratejilerini değiştirirken, reel sektör şirketleri operasyon ve tedarik zincirlerini dönüştürmekte, düzenleyici kurumlar ise hem kural koyucu hem oyuncu olarak (IMF örneğinde olduğu gibi) sahne almaktadır. Tüm bu küresel gelişmeler, Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler için de yol gösterici niteliktedir. Bir sonraki bölümde Türkiye özelinde sürdürülebilir finans alanındaki son gelişmeler ele alınacaktır.

Türkiye’de Sürdürülebilir Finans Gelişmeleri

Türkiye, küresel sürdürülebilir finans trendlerinden etkilenmekle birlikte yerel dinamiklerine uygun adımlarla bu alanda önemli mesafeler kat etmektedir. Son bir yılda Türkiye’de düzenleyici kurumlar sürdürülebilir finansı teşvik eden düzenlemeler yayınlamış, bankalar ve şirketler sürdürülebilirlik stratejilerini geliştirmiş, sermaye piyasaları yeşil ve sürdürülebilir enstrümanlarla tanışmıştır. Bu bölümde, Türkiye’nin sürdürülebilir finans ekosistemindeki güncel gelişmeler detaylandırılmaktadır.

Politikalar ve Düzenleyici Yaklaşımlar

Türkiye’de sürdürülebilir finans alanının gelişiminde, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) ve Merkez Bankası (TCMB) gibi kurumların politika ve düzenlemeleri belirleyici rol oynamaktadır. Son dönemde bu kurumlar tarafından bir dizi stratejik düzenleme ve rehber yayınlanmıştır:

BDDK Sürdürülebilir Bankacılık Stratejisi ve Yeşil Varlık Oranı: BDDK, 2021 yılında yayınladığı “Sürdürülebilir Bankacılık Stratejik Planı (2022-2025)” kapsamında bankacılık sektörünü yeşil dönüşüme teşvik edecek adımlar planlamıştır. Bu planın somut çıktılarından biri, Yeşil Varlık Oranı (YVO) adı verilen bir kilit performans göstergesinin geliştirilmesidir. 2023 yılı boyunca, BDDK öncülüğünde ve Türkiye Bankalar Birliği (TBB) bünyesinde oluşturulan teknik çalışma grubu, bankaların aktiflerindeki yeşil finansman payını ölçmek üzere YVO metodolojisi üzerinde çalışmıştır.

YVO, bankaların çevresel sürdürülebilirlik hedeflerine ne ölçüde katkı sağladığını objektif ve karşılaştırılabilir şekilde ölçmeyi amaçlayan bir göstergedir.

Bu oran, Avrupa Birliği’nde uygulanmakta olan Yeşil Varlık Oranı (Green Asset Ratio) kavramına benzer şekilde tasarlanmıştır ve AB Taksonomisi kriterlerini temel almaktadır. Teknik çalışma grubu, 8 ana sektör ve 24 alt sektör için yeşil varlık kriterlerini belirleyerek, Ekim 2023’te “Yeşil Varlık Oranı Hakkında Tebliğ Taslağı”nı kamuoyu görüşüne açmıştır.

Bu taslağa göre bankalar, varlıklarının ne kadarının “çevresel olarak sürdürülebilir faaliyetlere” ayrıldığını belirli periyotlarla BDDK’ya raporlayacaktır. Taslak, uyumlu varlık (AB Taksonomisi’ndeki çevresel hedeflere önemli katkı sağlayan varlıklar) ve uygun varlık tanımlarını yapmakta; iklim değişikliğini azaltma ve uyum gibi hedeflere yönelik kredi ve yatırımların yeşil varlık olarak sayılacağını belirtmektedir. Ayrıca faaliyetin diğer çevresel hedeflere zarar vermemesi ve asgari sosyal güvenlik önlemlerine uyum şartları da tanımlanmıştır.

Bu taslağın 2024 içinde son halinin yayımlanıp, 2025 itibarıyla uygulamaya alınması hedeflenmektedir. YVO sayesinde, Türk bankacılık sektörü için somut bir yeşil finansman metriği oluşacak ve bankaların yeşil kredilere yönelimi teşvik edilecektir. BDDK, YVO’nun şeffaflığı artırarak “yeşil aklama” faaliyetlerini azaltmasını ve piyasa disiplini yoluyla bankaları yeşil finansmanı artırmaya yönlendirmesini beklemektedir.

BDDK İklim Riski Yönetimi Rehberi: BDDK’nın sürdürülebilir bankacılık alanında 2023’te yürüttüğü bir diğer kritik çalışma, bankaların iklimle bağlantılı finansal risklerini etkin yönetmelerine yönelik bir rehber taslağı hazırlanması olmuştur.

Basel Bankacılık Denetim Komitesi’nin 2022’de yayınladığı ilkeleri esas alan “İklimle Bağlantılı Finansal Risklerin Bankalarca Etkin Yönetimine İlişkin Rehber Taslağı”, Ekim 2023’te paydaş görüşüne açılmıştır. Bu rehber taslağı, bankaların maruz kalabilecekleri iklim kaynaklı riskleri (fiziksel riskler, geçiş riskleri) proaktif şekilde yönetmeleri için gereken politika, süreç ve organizasyonel yapı önerilerini içermektedir. Örneğin, bankaların kredi değerlendirmelerinde iklim risk faktörlerini dikkate alması, stres test ve senaryo analizlerinde iklim değişkenlerini kullanması, yönetim kurulu seviyesinde iklim riskine ilişkin sorumluluk alanları belirlemesi gibi iyi uygulamalar rehberde vurgulanmaktadır.

Bu rehberin de 2024 içinde nihai hale getirilip yayınlanması hedeflenmektedir. Böylece, Türkiye’deki bankalar için iklim risk yönetimi konusunda beklentiler netleşecek ve uluslararası standartlarla uyumlu bir çerçeve oluşacaktır.

SPK ve Sürdürülebilir Finansman Rehberleri: Sermaye piyasalarında sürdürülebilir finansmanın geliştirilmesi amacıyla SPK da son dönemde önemli adımlar attı.

Şubat 2022’de SPK, “Yeşil Borçlanma Aracı, Sürdürülebilir Borçlanma Aracı ile Yeşil/Sürdürülebilir Kira Sertifikaları Rehberi”ni yayımladı. Bu rehber, şirketlerin veya finansal kuruluşların yeşil tahvil veya sürdürülebilir tahvil ihraç ederken uyması beklenen ilkeleri tanımlamaktadır. Uluslararası piyasalardaki en iyi uygulamalara (ICMA Green Bond Principles vb.) atıfla hazırlanan rehberde; ihraç gelirlerinin uygun yeşil veya sosyal projelere tahsisi, bir yatırımcı bilgilendirme çerçevesi oluşturulması, bağımsız ikinci taraf görüşü alınması gibi konular yer almaktadır.

Bu rehber sayesinde, Türkiye’de ilk kez yeşil ve sürdürülebilir tahvil ihraçları için resmi bir kılavuz ortaya konmuş oldu. Nitekim 2023 yılında hem kamu hem özel sektör tarafından yapılan ihraçlarda bu rehbere uygun hareket edildi. Örneğin, Hazine’nin Nisan 2023’teki ilk yeşil tahvil ihracı bu rehberin yayımlanmasının ardından geldi ve basın duyurusunda SPK rehberine uygun bir yapıda olduğu vurgulandı. Bunun yanı sıra, SPK 2023 içinde sürdürülebilirlik konusunda şirketlere yönelik raporlama yükümlülüklerini artırmaya yönelik çalışmalar da yaptı. Henüz zorunlu bir ESG raporlama düzenlemesi getirilmemiş olsa da, “Sürdürülebilirlik İlkeleri Uyum Çerçevesi” adı altında Borsa İstanbul’da işlem gören şirketler için uy veya açıkla esaslı bir uygulama 2021’den beri yürürlüktedir. 2023 yılında SPK’nın bu çerçeveyi güncelleyerek, şirketlerden yayınlayacakları faaliyet raporlarında ESG performanslarına dair daha somut göstergelere yer vermelerini beklediği görülmektedir. Borsa İstanbul da bu kapsamda şirketlere rehberlik etmek üzere seminerler ve el kitapları yayınlamıştır.

KGK – Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS): Türkiye’de kurumsal sürdürülebilirlik raporlaması konusunda en önemli gelişme, Aralık 2023’te KGK tarafından yapılan düzenleme değişikliğiyle hayata geçirildi. 4 Haziran 2022’de Türk Ticaret Kanunu’nun 88. maddesinde yapılan değişiklik KGK’ya Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) belirleme yetkisi vermişti. Nihayet 29 Aralık 2023’te KGK’nın Resmi Gazete’de yayımladığı kararla TSRS 1 “Sürdürülebilirlikle İlgili Finansal Bilgilerin Açıklanmasına İlişkin Genel Esaslar” ve TSRS 2 “İklimle İlgili Açıklamalar” yürürlüğe girdi. Bu standartlar, uluslararası IFRS S1 ve S2 standartlarının Türk mevzuatına kazandırılmış halidir ve 1 Ocak 2024’ten itibaren uygulanmaya başlanacaktır.

TSRS’nin amacı, işletmelerin sürdürülebilirlik performanslarını şeffaf bir şekilde raporlamalarını sağlamak, çevresel, sosyal ve yönetişim kriterlerine dayalı ölçüm ve açıklamaları zorunlu kılmaktır. TSRS 1, bir işletmenin finansal tablolarının kullanıcıları için karar almada faydalı olacak tüm sürdürülebilirlik risk ve fırsatlarına ilişkin bilgileri açıklamasını hedeflerken, TSRS 2 özellikle iklimle ilgili risk ve fırsatlara odaklanarak bunların işletmenin finansal durumu üzerindeki etkilerini açıklamasını gerektirir.

Önemli bir nokta, TSRS kapsamındaki raporların bağımsız denetime tabi olmasıdır: TSRS uygulamasına giren şirketlerin sürdürülebilirlik raporları, finansal tablolar gibi KGK tarafından yetkilendirilmiş denetim firmalarınca denetlenecektir. Bu, raporlamanın güvenilirliğini artıracak önemli bir adımdır.

TSRS Kapsamı ve Zorunlu Şirketler: KGK, TSRS’nin hangi şirketler için zorunlu olacağını da belirlemiştir. 5 Ocak 2024’te duyurulan karara göre, aşağıdaki kriterlerden en az ikisini arka arkaya iki hesap döneminde sağlayan şirketler TSRS kapsamında raporlama yapmak zorundadır:

  • 500 milyon TL üzeri aktif toplamı,

  • 1 milyar TL üzeri yıllık net satış hasılatı,

  • 250’den fazla çalışan sayısı.

Bu eşikleri sağlayan şirketlerden, belirli düzenleyici otoritelerin denetiminde olanlar (BDDK veya SPK kapsamındaki finansal kuruluşlar, halka açık şirketler vb.) TSRS’ye tabi olacaktır. Örneğin, bankalar yasa gereği istisnasız TSRS raporu hazırlayacaktır (Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kapsamındaki bankalar hariç). Yine SPK düzenlemesine tabi yatırım kuruluşları, portföy yönetim şirketleri, borsada işlem gören şirketler vs. yukarıdaki büyüklük eşiklerini sağlıyorsa TSRS kapsamındadır. Ayrıca, sigorta, reasürans, emeklilik şirketleri ile kıymetli maden aracı kuruluşları gibi BDDK veya diğer otoritelerce düzenlenen bazı şirketler de aynı büyüklük kriterlerini sağladığında TSRS raporu sunacaktır. Bu çerçevede, tahminen ilk etapta Türkiye’de 2024 için yaklaşık 1000 civarında şirketin TSRS kapsamında raporlama yapması beklenmektedir. Diğer şirketler için ise TSRS isteğe bağlı uygulanabilir olacak; ancak KGK, birçok şirketin yatırımcı beklentileri ve uluslararası piyasa gereklilikleri nedeniyle gönüllü olarak TSRS raporlamasına geçebileceğini öngörmüştür

TSRS ve ESRS/ISSB Uyum: TSRS’nin içeriğine bakıldığında, IFRS S1 ve S2 ile neredeyse birebir uyum sağlandığı görülmektedir. 68 adet sektör ve konuya özel standardın da ayrıca yayınlandığı belirtilmektedir. Bu muhtemelen ISSB’nin SASB tabanlı sektör standartlarının Türkçeleştirilerek rehberlik için sunulması anlamına geliyor. Ayrıca TSRS’nin Avrupa ESRS standartlarıyla uyumluluğu için de uluslararası düzeyde koordinasyonun sürdüğü vurgulanmaktadır. TSRS’nin yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye, sürdürülebilirlik raporlamasında dünyada ön saflarda yer alan bir düzenlemeye sahip olmuştur. KGK yetkilileri, Türkiye’nin bu adımla küresel sürdürülebilirlik söylemine aktif katılım gösterdiğini ve şirketlere şeffaf ve yapılandırılmış sorumluluk yüklediğini ifade etmektedir. İş dünyası cephesinde de büyük şirketler 2024’e hazırlık yapmak adına 2023 içinde pilot raporlamalar gerçekleştirmişlerdir. Örneğin, BIST-30 şirketlerinin çoğu halihazırda TCFD veya GRI raporlarına sahipti; TSRS çıktıktan sonra bunları TSRS formatına entegre etmek üzere danışmanlık almaya başladılar. Sonuç olarak, TSRS Türkiye’de sürdürülebilirlik raporlamasında bir dönüm noktası olup, şirketlerin hem ulusal regülasyona hem uluslararası beklentilere cevap vermesini kolaylaştıracaktır.

TCMB – Yeşil Tahvil İstatistikleri ve Teşvikler: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da sürdürülebilir finansı desteklemek üzere bazı adımlar attı. Kasım 2023’te TCMB, haftalık menkul kıymet istatistikleri bültenine yeşil tahvil istatistikleri eklemeye başladı. Böylece Türkiye’de yerleşiklerin ihraç ettiği ESG temalı tahvillerin toplam hacmi düzenli olarak raporlanır hale geldi. İlk yayınlanan verilere göre, 27 Ekim 2023 itibarıyla yurtiçine yönelik ihraç edilen ESG tahvillerinin toplamı 4,348 milyon TL (yaklaşık 150 milyon $), yurtdışına yönelik ESG tahvil ihraçları toplamı ise 9,767 milyar $ seviyesindeydi. Bu rakamlar, Türkiye’nin yeşil tahvil piyasasının yaklaşık 10 milyar $ büyüklüğe ulaştığını göstermektedir. TCMB ayrıca bankalara sağladığı reeskont kredilerinde ve diğer fonlama kanallarında yeşil kriterler getirilebileceğini duyurmuştu. Örneğin, ihracat reeskont kredilerinde şirketlerin karbon ayak izi düşük projelere yönlendirilmesi halinde faiz avantajı verilebileceği üzerinde duruluyor. Bu tür parasal teşvik mekanizmaları henüz uygulamaya tam girmese de TCMB’nin bu konuda araştırmalar yaptığı bilinmektedir.

Bankacılık Sektörü ve Finansal Kurumlar

Türkiye’de bankalar, sürdürülebilir finansın hem sağlayıcısı hem de kullanıcıları olarak kritik konumdadır. Son dönemde Türk bankacılık sektöründe sürdürülebilirlik alanında gözlenen bazı gelişmeler şu şekildedir:

Sürdürülebilirlik Birimleri ve Stratejileri: Büyük Türk bankaları, sürdürülebilirlik konusunu kurum genelinde yaygınlaştırmak için özel birimler kurmuşlardır.

Örneğin, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) bünyesinde yıllardır aktif bir sürdürülebilirlik ekibi bulunmakta ve banka stratejisini “sürdürülebilir bankacılık” misyonuyla tanımlamaktadır.

2023’te TSKB, 2030 için tüm kredi portföyünün %90’ının yeşil projelerden oluşmasını hedeflediğini açıkladı. Garanti BBVA, Birleşmiş Milletler Sorumlu Bankacılık Prensipleri’ni imzalayan ilk Türk bankalarındandır ve 2022 sonunda net sıfır hedefi koyarak 2050’ye kadar portföy emisyonlarını sıfırlama taahhüdü verdi.

2023 boyunca Garanti BBVA, bu hedefle uyumlu olarak kömür madenciliği ve termik santral projelerine finansman sağlamama politikasını güncelledi ve yenilenebilir enerji kredilerinin toplam enerji portföyündeki payını %70’in üzerine çıkardı.

İş Bankası, 2023’te “Sürdürülebilirlik Komitesi”ni Yönetim Kurulu bünyesinde yeniden yapılandırarak bankanın iş stratejilerine sürdürülebilirliği entegre etti. Aynı zamanda İş Bankası, yurt içinde TL cinsinden ilk yeşil tahvili ihraç eden banka oldu (2022’de 500 milyon TL tutarında, iki yıl vadeli).

Akbank, 2023 içinde çalışanlarına kapsamlı bir sürdürülebilirlik eğitimi programı uyguladı ve 2030’a kadar kredi portföyünün en az 200 milyar TL’sini sürdürülebilir finansmana ayırma hedefini duyurdu. Bu örnekler, bankaların kurumsal kültürünü ve hedeflerini yavaş yavaş ESG kriterleri doğrultusunda dönüştürdüğünü gösteriyor.

Kredi Politikaları ve Risk Yönetimi: BDDK’nın yönlendirmeleriyle de uyumlu olarak, bankalar kredi tahsis süreçlerine çevresel ve sosyal risk değerlendirmelerini entegre etmeye başladılar.

Hemen hemen tüm büyük bankalar, kredi değerlendirmelerinde “Çevresel ve Sosyal Risk Değerlendirme (ÇSRD)” prosedürleri uygulamaktadır.

Özellikle projelerin finansmanında, projenin çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) sonucu, karbon emisyon profili, yerel topluluklar üzerindeki etkisi gibi kriterler kredi onay süreçlerinde dikkate alınmaktadır. Bazı bankalar, bu değerlendirmelerde düşük puan alan projelere kredi vermeme veya iyileştirme planı talep etme uygulamalarını devreye soktu.

Ayrıca, iklim risklerinin (fiziksel riskler: sel, kuraklık; geçiş riskleri: karbon fiyatı, düzenlemeler) kredi portföylerine etkisini analiz etmeye dönük çalışmalar yapılmaktadır. Örneğin, birkaç büyük banka 2023’te pilot iklim senaryo analizleri gerçekleştirdi.

Bu analizlerde, belli bölgelerdeki taşınmaz teminatların aşırı hava olaylarına maruziyeti veya yüksek karbonlu sektörlere verilen kredilerin gelecekteki düzenlemelerde zarar olasılığı incelendi. Henüz bu çalışmalar başlangıç aşamasında olsa da, BDDK rehber taslakları doğrultusunda 2024 ve sonrasında daha sistematik hale gelecektir.

Yeşil/Sürdürülebilir Kredi Ürünleri: Bankalar, kurumsal ve bireysel müşterilerine yönelik yeni sürdürülebilir finans ürünleri geliştiriyorlar.

Kurumsal tarafta yeşil krediler (kullandırılan fonun belirli yeşil yatırıma harcanması koşullu) sunulmaya başlandı. Örneğin bir enerji şirketine sadece güneş enerjisi santrali kurulumu için harcanmak üzere özel faizli yeşil kredi sağlanabiliyor. Sürdürülebilir Bağlı Krediler (SLL) alanında ise Türkiye’de de hareketlilik var. 2022’de Arçelik, uluslararası piyasalardan aldığı büyük bir sendikasyon kredisini sürdürülebilir bağlantılı yapıya çevirmiş, elektrik tüketimini yeşil enerjiye çevirme ve su verimliliği KPI’larına bağlamıştı.

2023’te benzer şekilde bazı holdingler SLL imzaladı.

Örneğin, Sabancı Holding 500 milyon € tutarındaki bir kredi anlaşmasını, belirlenen ESG hedeflerine ulaşırsa faiz indiriminden yararlanacağı bir SLL formatında yaptı.

Bireysel tarafta da bankalar yeşil konut kredileri (enerji verimliliği yüksek binalar için daha düşük faizli mortgage) veya elektrikli araç kredileri gibi ürünler sunmaya başladı. Bu ürünler hem pazarlama açısından bankalara avantaj sağlıyor hem de düzenleyici otoritelerin takdirini kazanıyor.

Sürdürülebilirlik Endeksleri ve Şeffaflık: Borsa İstanbul bünyesinde 2014’ten beri mevcut olan BIST Sürdürülebilirlik Endeksi, halka açık şirketlerin ESG performanslarına göre belirlenen bir endeks olarak önemini koruyor. 2023’te bu endeksin hesaplanma metodolojisi revize edildi ve S&P Global’in sürdürülebilirlik değerlendirme verilerine dayalı bir sisteme geçildi.

Endekse dahil şirket sayısı 2023 sonunda 100’ün üzerine çıktı. Bu endeks, şirketler arası ESG görünürlüğünü artırdığı gibi, sürdürülebilirlik performansı iyi olan şirketlere bir itibar sağlıyor. Bankalar da endeks bileşeni olmayı önemsiyor ve sürdürülebilirlik raporlarında bu endeksteki konumlarına yer veriyor. Diğer yandan, 2022’de BIST bünyesinde Yeşil ve Sürdürülebilir Borçlanma Araçları Piyasası kuruldu.

Bu piyasada, yeşil, sosyal, sürdürülebilir tahvillerin işlem görmesi ve görünür kılınması amaçlanıyor. 2023 itibarıyla Hazine’nin yeşil tahvili, bazı bankaların ve şirketlerin sürdürülebilir tahvilleri bu pazarda listelendi.

Uluslararası İnisiyatifler: Türk bankaları uluslararası sürdürülebilir finans inisiyatiflerine de katılım gösteriyorlar. Örneğin, 10’dan fazla Türk finansal kurum UNEP FI Sorumlu Bankacılık Prensiplerine imzacı durumda. Yine bazı büyük bankalar Net Sıfır Bankacılık Birliği (NZBA) üyesi olarak portföyleri için 2050 net sıfır hedefi güdüyorlar.

Türkiye Katılım Bankaları Birliği, 2023’te İslami finans ilke ve değerleriyle uyumlu olarak yeşil sukukların geliştirilmesi için IFSB ve ICMA ile istişareler yaptı. Bu bağlamda, Eylül 2023’te Türkiye’nin ilk yeşil sukuk ihracı Kuveyt Türk tarafından 350 milyon TL tutarında gerçekleştirildi (gelirleri yenilenebilir enerji projelerine aktarılacak şekilde).

Bu tür yenilikler, finansal sektörün farklı segmentlerinin de sürdürülebilirlik gündemine entegre olduğunu gösteriyor.

Reel Sektör Şirketleri ve Kurumsal Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilir finans trendleri reel sektör şirketlerini de derinden etkilemektedir. Türkiye’de özellikle büyük ölçekli şirketler, uluslararası değer zincirlerinin parçası olmaları nedeniyle ESG standartlarına uyum sağlamaya yönelmişlerdir. Son dönemde öne çıkan gelişmeler:

Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporları: TSRS’nin yürürlüğe girmesiyle birlikte, Türkiye’deki şirketler sürdürülebilirlik raporlamasına daha fazla önem vermeye başladı. Halihazırda BIST-100 şirketlerinin önemli bir bölümü GRI standartlarına uygun sürdürülebilirlik raporu yayımlıyor ya da entegre raporlama yapıyordu. 2023’te bu sayı daha da arttı; hatta bazı orta ölçekli şirketler bile ilk kez sürdürülebilirlik raporu yayınladılar. Örneğin, bir gıda üreticisi olan Ülker, 2023’te ilk entegre raporunu paylaştı ve orada su tüketimi, karbon emisyonu gibi metriklerde yıllık hedefler koydu. Otomotiv sektöründen Tofaş, fabrikasının sıfır atık statüsü kazanması başarısını raporladı.

TSRS kapsamına girecek şirketler 2024 raporlarına hazırlanırken, veri toplama sistemlerini kurmak üzere 2023’te ciddi mesai harcadılar. Enerji, su, atık, çalışan çeşitliliği, tedarikçi uyumu gibi konularda daha önce takip edilmeyen veriler takip edilmeye başlandı. Ayrıca, pek çok şirket yönetim kurulu seviyesinde ESG komiteleri kurarak yönetişim yapısını güçlendirdi. Kurumsal sürdürülebilirlik raporlaması konusunda danışmanlık sektöründe de bir hareketlilik gözlendi; sayısız seminer, atölye, eğitim programı düzenlendi.

Karbon Yönetimi ve İklim Hedefleri: İhracata yönelik sektörlerde faaliyet gösteren Türk şirketleri, AB’nin 2026’da yürürlüğe koyacağı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) gibi uygulamalara hazırlık amacıyla karbon ayak izlerini hesaplamaya başladılar. Örneğin demir-çelik, çimento, alüminyum gibi CBAM kapsamındaki sektörlerde büyük şirketler, ürün bazında karbon yoğunluklarını raporluyor ve azaltım planları yapıyor. Erdemir, 2023’te ilk karbon nötr çelik üretimini gerçekleştirdiğini duyurdu (yenilenebilir enerji sertifikalarıyla destekleyerek).

Yenilenebilir enerji kullanımı da yaygın bir strateji haline geldi; birçok şirket elektrik tüketimini doğrudan yenilenebilir kaynaklardan karşılamak için GES (güneş enerji santrali) yatırımlarına yöneldi veya yenilenebilir enerji sertifikaları (IREC vb.) satın alıyor. Örneğin, Arçelik tüm üretim tesislerinin 2023 itibarıyla %100 yenilenebilir elektrik kullandığını ilan etti. Şirket ayrıca Science Based Targets girişimine katılarak, 2030’a kadar operasyonel emisyonlarını %50, değer zinciri emisyonlarını %30 azaltma taahhüdü verdi. Bu tür bilimsel temelli hedef belirleyen Türk şirketlerinin sayısı hızla artıyor.

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri: Çok uluslu şirketlerin tedarikçisi konumunda olan Türk imalatçılar, müşterilerinden gelen sürdürülebilirlik şartnameleriyle karşılaşıyorlar. Özellikle tekstil ve hazır giyim sektöründe Avrupa’lı markalar tedarikçilerinden su ve kimyasal yönetimi, çalışma koşulları, enerji kullanımı gibi konularda belirli standartlara uymalarını talep ediyor.

Bu durum, yerli tedarikçilerin uluslararası sertifikasyonlara yönelmesine yol açtı (Örneğin Higg Index, ZDHC, BCI pamuk sertifikaları vs.). 2023’te Türkiye’de imalat sektöründe ESG denetimleri (audit) yaygınlaştı; fabrikalar bağımsız ESG denetimlerinden geçerek alıcılarına raporlar sunuyorlar. Bu trend, sürdürülebilir finansın yalnızca finansman ayağında değil, reel ekonomik faaliyetlerin bütününde bir dönüşüm yarattığının göstergesidir.

Yatırımcı İlişkileri ve ESG: Borsadaki şirketler, yabancı kurumsal yatırımcıların portföy seçimlerinde ESG’yi kriter aldığını bildiklerinden, yatırımcı ilişkileri sunumlarına ESG bölümleri eklemeye başladılar. 2023’te birçok halka açık şirket, faaliyet raporlarının yanında ayrı bir “ESG veri sayfası” yayınlayarak kilit metrikleri özetledi.

Yatırımcı konferanslarında, analist toplantılarında sıkça karbon emisyonu, enerji maliyetini azaltma planları, atık geri kazanım oranları gibi sorular gelmeye başladı. Bu da şirketleri daha hazırlıklı olmaya sevk ediyor. Örneğin, 2023 sonuçlarını açıklayan bir sanayi şirketi, finansal sonuçlarla birlikte yıl boyunca yaptığı çevreci yatırımların listesini paylaştı ve bunların maliyet avantajları sağladığını vurguladı.

Bu sayede şirket hem sorumlu yatırımcıları cezbetmeyi hem de olası düzenlemelere karşı hazırlıklı olduğunu göstermeyi amaçladı.

Sosyal Sürdürülebilirlik ve Çeşitlilik: ESG’nin sosyal boyutunda da Türkiye’de yavaş ama pozitif bir ilerleme göze çarpıyor. Kadın istihdam oranlarını, üst yönetimde kadın temsilini, iş sağlığı & güvenliği performansını kamuya açıklayan şirket sayısı artıyor.

SPK’nın uyum çerçevesi kapsamında BIST şirketleri, kadın yönetim kurulu üyesi politikalarını ve hedef oranlarını açıklamak durumunda kalıyor; 2023’te birçok şirket gelecek 5 yıl için %25-30 kadın üye hedefi koydu. Yine iş kazaları ve kaza sıklık oranları bazı şirketlerin raporlarında yer almaya başladı ki bu daha önce pek rastlanan bir durum değildi.

Özetle, Türkiye’de reel sektör, bir yandan regülasyonlara uyum bir yandan rekabet avantajı motivasyonuyla daha sürdürülebilir iş modellerine geçiş sürecinde adımlar atıyor. Bu dönüşüm, finansal piyasalarla da etkileşimli bir şekilde gerçekleşiyor; zira daha sürdürülebilir olan şirketler yatırımcıdan daha kolay ve ucuz sermaye temin edebiliyor, kredi bulabiliyor.

Türkiye Sürdürülebilir Finans Piyasasında Örnek Olaylar

Vaka 1: Türkiye’nin İlk Yeşil Eurobond İhracı (Hazine – Nisan 2023)
5 Nisan 2023, Türkiye Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın uluslararası sermaye piyasalarındaki ilk yeşil tahvil ihracının tarihidir. Hazine, dolar cinsinden 7 yıl vadeli (2030 vadeli) bir yeşil tahvil ihracı gerçekleştirerek 2,5 milyar $ tutarında finansman sağladı. Kupon oranı %9,125, getiri oranı %9,30 olarak gerçekleşen bu tahvile yaklaşık 200 yatırımcıdan, ihracın 3 katını aşan talep geldi.

Bölgesel dağılımda tahvilin %31’i Birleşik Krallık, %19’u Türkiye, %18’i ABD, kalanı Avrupa, Orta Doğu ve diğer bölgelerdeki yatırımcılara satıldı. Bu gösteriyor ki uluslararası yatırımcılar, Türkiye’nin ilk yeşil tahviline ciddi ilgi göstermiştir. Söz konusu ihraç, Hazine’nin ilk ESG etiketli tahvili olarak tarihe geçti.

Elde edilen 2,5 milyar $’lık fonun, Türkiye’nin yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, temiz ulaşım ve yeşil dönüşüm projelerinin finansmanında kullanılması taahhüt edildi. Hazine bu kapsamda bir yeşil tahvil çerçeve dokümanı hazırlamış, uluslararası bir bağımsız kuruluş tarafından ikinci taraf görüşü almıştır. İhracın başarısı, Türkiye’nin 2023 yılında toplam 7,5 milyar $ dış finansman sağlama hedefinin önemli bir kısmını tek seferde karşılamasını sağladı. Bu vaka, Türkiye’nin sürdürülebilir finans piyasalarına entegrasyonu açısından kritik bir dönüm noktasıdır. Nitekim 2024 planlarında Hazine’nin muhtemelen yeni sürdürülebilir tahvil ihraçları (örneğin sosyal tahvil veya yeşil sukuk gibi) değerlendirilecektir.

Vaka 2: İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) – İlk Yeşil Belediye Tahvili
Kasım 2023’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’nin ilk yerel yönetim yeşil tahvilini ihraç edeceğini duyurdu ve 27 Kasım’da bu ihraç Londra Borsası’nda gerçekleştirildi.

İBB, 5 yıl vadeli toplam 305 milyon € tutarında bir yeşil eurobond ihraç ederek gelirlerini İstanbul’da çevreci ulaşım ve altyapı projelerine kanalize edeceğini belirtti.

Bu tahvil, bir belediye tarafından ihraç edilen ilk yeşil tahvil olması açısından önemlidir ve diğer büyükşehir belediyelerine örnek teşkil edebilir. İhraç edilen tahvilin geliri, özellikle İstanbul’da elektrikli otobüs filosunun genişletilmesi, atık su arıtma tesislerinin iyileştirilmesi ve yeşil alan projelerinin finansmanında kullanılacak. İBB bu ihraç için Avrupa Yatırım Bankası ve IFC gibi kurumlardan teknik destek almış ve kredi derecelendirme kuruluşlarından yatırım yapılabilir seviye notlar temin etmiştir. Yerel yönetimlerin sürdürülebilir finansmana erişimi, şehirlerin iklim dirençliliğini arttırması için kritik önemdedir. Bu vaka ile Türkiye’de ilk kez bir belediye doğrudan uluslararası sermayeden sürdürülebilir proje finansmanı sağlamıştır.

Vaka 3: Arçelik – Sürdürülebilir Bağlı Kredi
Türkiye’nin önde gelen beyaz eşya üreticisi Arçelik, 2021’de aldığı 1,5 milyar € tutarındaki sendikasyon kredisini 2023 yılında bir Sürdürülebilir Bağlı Kredi (SLL) yapısına dönüştürdü.

Bu kredi anlaşmasında Arçelik, belirlenen üç sürdürülebilirlik performans hedefini (yenilenebilir enerji kullanım oranı, atık geri kazanım oranı, kadın çalışan oranı) tutturursa kredi faizinde yıllık bazda indirim elde edecektir. 2023 yılı sonunda yapılan değerlendirmede Arçelik’in yenilenebilir elektrik kullanımını %100’e çıkardığı, atık geri dönüşüm oranını %98’e ulaştırdığı ve kadın çalışan oranında hedefin üstüne çıktığı tespit edildi. Bunun sonucunda 2024 için kredi faizinde 0,05 puanlık bir indirim kazandı.

Arçelik, bu mekanizmayı hem finansal avantaj sağlamak hem de ESG hedeflerini iç disiplinle takip etmek için kullandığını açıkladı. Bu vaka, reel sektör şirketlerinin finansal sözleşmelerine sürdürülebilirlik hedefleri entegre ederek “başarının ödüllendirildiği” yenilikçi yöntemlere örnektir. Aynı zamanda bankalar için de kredi verdiği şirketin ESG performansını teşvik etmek adına etkili bir araç olduğu görülüyor. Arçelik örneği sonrasında 2023’te başka Türk şirketleri de benzer SLL anlaşmaları yaptı.

Vaka 4: TSKB – İlk Yeşil Tahvil (2016) ve Devamı
Her ne kadar son bir yıl içinde gerçekleşmese de Türkiye’de sürdürülebilir tahvil piyasasının temellerini anlamak açısından Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın 2016 yılında gerçekleştirdiği ilk yeşil tahvil ihracı önemli bir kilometre taşıdır. TSKB, Ekim 2016’da 300 milyon $ tutarında 5 yıl vadeli bir yeşil tahvil ihraç ederek Türkiye’den ilk uluslararası yeşil tahvili çıkaran kurum olmuştu.

Bu tahvilin getirileri yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği projelerinin finansmanında kullanıldı. Ardından TSKB 2021’de ikinci bir sürdürülebilir tahvil (350 milyon $) ihraç etti. 2023’e geldiğimizde, TSKB hâlihazırda portföyünün %74’ünü sürdürülebilir temalı kredilerin oluşturduğu, Türkiye’de toplam yenilenebilir enerji kurulu gücünün %15’inin finansmanında rol oynadığı bir banka konumundadır.

TSKB ayrıca IFC tarafından verilen “Yılın İklim Bankası” ödülünü 2022’de almıştı. Bu vaka, kalkınma bankacılığının sürdürülebilir finansman açısından öncü rolünü vurgulamaktadır. TSKB’nin erken dönemde attığı adımlar diğer ticari bankalara da yol göstermiştir.

Yukarıdaki vakalar, Türkiye’de sürdürülebilir finansmanın somut uygulamalarını gözler önüne sermektedir. Hem kamu hem özel sektör aktörleri, küresel eğilimlere paralel şekilde yenilikçi finansman yöntemlerini devreye almakta, yatırımcı taleplerine cevap vermekte ve sürdürülebilir kalkınmayı finanse etmektedir.

Sonuç ve Değerlendirme

Bu raporda, sürdürülebilir finans alanında son bir yılda yaşanan gelişmeler küresel ve Türkiye perspektifinden kapsamlı olarak ele alınmıştır. İncelenen düzenleyici değişiklikler, piyasa trendleri ve vaka analizleri bize şu temel sonuçları ortaya koymaktadır:

  • Sürdürülebilirlik, finansal sistemin ana akım bir unsuru haline gelmiştir. Gerek IFRS S1/S2 gibi küresel standartların devreye girmesi, gerek IOSCO, ECB, BDDK gibi otoritelerin net adımları, sürdürülebilirliğin finans dünyasında artık göz ardı edilemez bir boyut olduğunu ispatlamaktadır. Şirketlerin finansal performansları kadar sürdürülebilirlik performanslarının da raporlandığı ve değerlendirildiği yeni bir çağ başlamıştır.

  • Tüm paydaşlar için kazan-kazan fırsatları söz konusudur. Bankalar açısından iklim ve ESG risklerini yönetmek, uzun vadede kredi portföylerinin kalitesini korumak demektir. Şirketler için kaynak verimliliği ve sosyal sorumluluk, itibar kazancı ve operasyonel maliyet tasarrufu anlamına gelebilir. Yatırımcılar için sürdürülebilir yatırımlar, geleceğin risklerine karşı portföyü dayanıklı kılma yoludur. Düzenleyiciler için ise finansal istikrarın yeni tanımı, iklim ve sürdürülebilirlik risklerini içermektedir.

  • Veri, şeffaflık ve hesap verebilirlik ihtiyacı her zamankinden yüksektir. Sürdürülebilir finans mekanizmalarının etkin işlemesi için güvenilir ve karşılaştırılabilir verilere ihtiyaç vardır. Bu nedenle yeni raporlama standartları ve denetim uygulamaları büyük önem taşır. “Ölçemediğiniz şeyi yönetemezsiniz” prensibi uyarınca, şirketler ilk kez su tüketiminden karbon ayak izine, çalışan memnuniyetinden tedarikçi uygulamalarına kadar çok çeşitli alanda veri toplamak ve açıklamak durumundadır. Bu, iş dünyasında kültürel bir dönüşüm gerektirmektedir.

  • Türkiye, sürdürülebilir finans gündemini yakından takip etmektedir. TSRS’nin uygulanmaya başlaması, BDDK’nın yeşil varlık oranı gibi yenilikçi metrikleri devreye alması ve Hazine’nin yeşil tahvil ihraçları, ülkemizin de bu küresel dönüşüme entegre olduğunu gösteriyor. Ancak önümüzdeki dönemde uygulamanın başarısı, şirketlerin ve bankaların bu düzenlemelere adaptasyon hızına bağlı olacak. Uyum sürecinde zaman zaman zorluklar yaşanabilir; örneğin veri toplama maliyetleri, insan kaynağı eksikliği gibi. Bu noktada kapasite geliştirme programları (eğitimler, teknik destekler) kritik rol oynayacaktır.

  • Greenwashing endişeleriyle mücadele ve güven tesis etme: Sürdürülebilir finansın popülerleşmesi, beraberinde yeşil aklama riskini de getiriyor. Hem küresel hem Türkiye’de düzenleyiciler bu konuda tetikte olup, standart ve rehberlerle piyasa uygulamalarını çerçevelemeye çalışıyor. Güvenilir bir ekosistem inşa etmek, uzun vadede sürdürülebilir finans piyasalarının büyümesini destekleyecektir. Aksi halde, yatırımcı güveni sarsılırsa geri dönüş zor olabilir. Bu bilinçle, önümüzdeki dönemde düzenleyicilerin gözetim ve yaptırım kapasitesini de artırması gerekebilir.

  • Finansman ihtiyacı ve fırsatlar: İklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak için muazzam bir finansman gereksinimi olduğu malumdur. OECD ve IMF gibi kurumlar, gelişmekte olan ülkelerin sürdürülebilir altyapı yatırımları için trilyonlarca dolarlık açığına dikkat çekiyor. Sürdürülebilir finans tam da bu noktada bir köprü görevi görmelidir: Özel sektör fonlarını kamusal hedeflerle buluşturmak. Yeşil tahviller, geçiş tahvilleri, karmap finansman modelleri, karbon piyasaları gibi enstrümanlar bu ihtiyacı karşılamada araç olacaktır. Türkiye, hem kamu hem özel sektör projeleri için bu küresel fonlardan pay almaya çalışmalıdır. Son yıllardaki ihraçlar umut vericidir, ancak ölçeğin büyümesi gerekiyor.

  • İklim riskleri kadar biyolojik çeşitlilik ve sosyal eşitlik de gündemde yükselecek: 2024 ve sonrasında, finans dünyasında sadece karbon değil doğa (nature) ve sosyal adalet boyutlarının daha fazla öne çıkması beklenmektedir. TNFD (Doğayla İlgili Finansal Açıklamalar Görev Gücü) çalışmaları, biyolojik çeşitlilik kaybının finansal risklerini adreslemeye başlıyor. Benzer şekilde “adil geçiş” kavramı, fosil yakıtlardan çıkış sürecinde çalışanların ve toplumun korunmasını vurguluyor. Sürdürülebilir finans, kapsamını bu alanlara doğru genişletecektir. Türkiye’de de önümüzdeki dönemde örneğin sosyal tahvil veya etki yatırım fonları gibi konuların canlanması muhtemeldir.

Sonuç olarak, sürdürülebilir finans alanındaki gelişmeler, finansal sistemin dönüşüm geçirmekte olduğunu ortaya koymaktadır. Bu dönüşümün başarısı, kamu-özel sektör işbirliği, uluslararası uyum, yenilikçi finansal araçların adaptasyonu ve sürdürülebilirlik risklerini gerçekten azaltan yatırımların hayata geçmesiyle mümkün olacaktır. Tüm paydaşlar açısından yeni fırsatlar kadar yeni sorumluluklar da gündeme gelmektedir. Bu raporda sunulan kapsamlı analiz, son bir yıldaki gelişmeleri bir anlık görüntü olarak yansıtmaktadır; ancak sürdürülebilir finansın dinamik bir alan olduğu ve her yıl yeni açılımlarla gündemi şekillendirdiği unutulmamalıdır.

Türkiye’nin bu küresel yolculukta aktif bir oyuncu olması, hem finans sektörü rekabetçiliği hem de ülkenin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşması açısından kritik önemdedir.

Danışmanlık Hizmetlerimiz için

info@ozmconsultancy.com